Emin Ustam,
Epeydir cevap yazamadım, yazmak için geniş bir zaman kolladım. kusura bakmayın. Şimdi dilim döndüğünce devam edeyim.
.... yazdıklarına baktığımda olası senaryolara göre değişkenlerin çok fazla olduğunu çok sık tekrar ediyorsun ve bu sebeple de şu durumda en uygunu budur gibi bir "sonuca" varamıyoruz. bu işin hamuru böyle anlaşılan.
Bu şekilde değişkenler üzerine kurarak anlatmamın nedeni, doğanın tamamıyla değişken olması ve kurallara bağlanamamasıdır. Yeri gelmişken, bence bunu çok güzel özetleyen ve diyalektiğin başlangıcı olarak kabul edilen güzel bir söz var: "Aynı nehirde iki kez yıkanamazsın." Çünkü, nehir sürekli aktığı için aynı kalmaz, nehir aynı kalsa bile, biz değiştiğimiz için aynı olmayız. Doğada birbirinin aynı olan iki yer bulamazsınız. Aynı yere ikinci defa gittiğinizde, aradan geçen zaman nedeniyle aynı olmayacaktır. En basit manada; yazın gittiğiniz yere, kışın gittiğinizde uygulayacağınız yöntemler değişecektir. Geçen yaz çadır kurduğunuz yere, bu yaz gittiğinizde, eğer çadırınızı altına kurduğunuz ağaç yerinde durmuyorsa yöntemleriniz yine değişecektir.
Benim amacım, doğanın değişkenliğiyle başa çıkabilmek maksadıyla, temel faktörleri anlatarak, karşılaşılabilecek her durumda, biraz düşünce ve yorum ile mümkün olabilecek bir çözüme ulaşabilmeyi sağlamak. Evet, gerçekten (bence) "bu işin hamuru böyle". Forumda, doğada yaşam konusunda yetkin birçok arkadaşımızın olduğunu düşünüyorum. Onlar da bu konuda yorum yaparlarsa, katılıp katılmadıklarını anlayabiliriz.
... temel prensipler olarak sıralanabilecek hususlar da vardır mutlaka bu barınak yeri seçimine. tamamen örnek olması için söylüyorum, bazıları hiçbir bilgiye dayanmıyor: mesela su kaynağının hemen yanına değil, yaklaşık 40-50 metre uzağına barınak kurulmalı. veya barınağın giriş kapısı çok büyük değil, bel seviyesinden aşağı olmalı. barınaktan dışarı çıkmadan dışarıyı görebilecek bir boşluk avantaj sağlar. barınak kapısı tehdidin gelmesi muhtemel yöne değil, zıttına konuşlandırılıp kamufle edilmeli. çalı çırpıyla kamufle edilmiş bir barınak, yeri izi belli olan turuncu bir çadırdan daha fazla risk taşıyabilir vahşi hayvanlar açısından. gibi... istisnaları olsa da Türkiye şartlarında dikkat edilmesi gereken temel ipuçları yok mudur?
Verdiğiniz örneklerden, aslında sizin bu konuya bir hayli kafa yorduğunuzu anlıyorum, çünkü düşünülmesi gereken hususları yazmışsınız. Daha önce belirli senaryolar üzerine yazışmıştık arkadaşlarla, o şekilde beyin jimnastiği yapmanın daha faydalı olacağını düşünüyorum. Çünkü bazı hususları kurallara bağlamak yanlış fikirler verebilir. Örnek olarak verdiğinizin farkındayım, ama "su kaynağının hemen yanına değil, yaklaşık 40-50 metre uzağına barınak kurulmalı" gibi bir cümle kurmak, hatalara neden olabilir. Çünkü doğada, yakın-uzak gibi kavramlar, insanın fiziki yeterliliklerinden ziyade, mevcut doğal şartların zorunlu kıldığı/dikte ettiği hususlardır. Yani, yakın-uzak kavramı bile değişkendir doğada. Yine çok sıkıcı olmaya başladığımı düşündüğüm için kısa keseceğim bu kısmı. Ama çatı, baca, kapıyı da yazdıktan sonra biraz senaryolara dayalı örneklendirmeler yapabiliriz.
bir de şunu hep merak etmişimdir. sabaha kadar orta kıvamda yanacak olan bir ateş, vahşi hayvanların (kurt, çakal, domuz, ayı, yılan gibi...) ilgisini çekip kamp alanına davet mi eder, yoksa insan varlığından haberdar edip uzak mı tutar? ateş yanarken vahşi hayvan yaklaşmaz gibi bişiyler okumuştum çocukken sanırım. o bilgiyi teyit etmeye ihtiyacım var 
Bence okuduğunuz bilgi büyük oranda doğrudur. Hayvanlar için ateş büyük bir tehdit teşkil ettiği için, hayvanlar ateşin kokusundan dahi uzaklaşmaya çalışırlar. Tek istisnası evcil hayvanlarda olabilir gibi geliyor bana. Evcil hayvanların da genellikle tehdit oluşturmayacağını varsayabiliriz.
Ya kardeşim bunda da yuvarlak cevap ("büyük oranda doğrudur") veriyorsun diyebilirsiniz. Dediğim gibi kurallara bağlanamayacak bir doğanın içinde, kurallarla yaşamaya çalışan/alışan ve kurallar olmadan kendini huzurlu hissedemeyen insanlarız. Hemen neden yuvarlak cevap verdiğimi anlatayım. Hala dağ köylerinde yaşayan insanlarımız var. Bu vatandaşlarımızın besledikleri büyük ve küçük baş hayvanlar, yırtıcılar için iştah kabartan bir menüdür. Geceleri etrafı aydınlatmak, buralarda yaşayan insanlara güven veren bir yöntemdir. Bazı hayvanların, geceleri ışığı yiyecekle bağdaştırması ve yiyecek bulmak için ışığa yönelmesi, hayvanlar için (tecrübelerle) öğrenilmiş bir davranış şeklidir. Rüzgarı arkasına alarak ışığa/ateşe yaklaşan bir hayvan son ana kadar, onun ateş olduğunu hissedemeyebilir. Ateş başında otururken, bir anda yanınızdan koşarak uzaklaşan bir tilkiyi görmek şaşırtıcı değildir. Umarım anlatabilmişimdir kesin kurallarla konuşmamamın nedenini.
Ateşin kontrol edilmesi, insan oğlunun bugünkü "medeniyet" yolunda attığı en büyük adımdır bence. Ateş, insanın kolay av olmaktan kurtulup, en büyük avcı olmaya evrilmesinin ilk adımıdır. Ateş emniyettir, huzurdur, sıhhattir, lezzettir... İlkel çağların camisidir (buluşma/toplanma noktasıdır), mutfağıdır, televizyonudur, her şeyidir... Ateş başında geçirdiğim gecelerde, bazı insanların semavi dinler öncesinde ateşe tapmasını ne kadar haklı bulduğumu anlatamam size. Benim de her gittiğim yerde, şartlar ne olursa olsun önce ateş yakmak gerektiği gibi büyük bir inancım/uğraşım vardı eskiden. Hatta arkadaşlarım bana, bu gayretime binaen "Mecusi" derlerdi.
Yine uzatıyorum, affedin, mutlaka net bir ifade isterseniz;
Okuduğunuz bilgi doğrudur. Her nerede kamp kuruyorsanız, mutlaka gece (sabaha kadar sürecek) ateş yakmanızı tavsiye ederim. Daha da güzeli, grup kalabalıksa ateşin başında oturup, ateşi besleyecek, bu arada etrafı kontrol altında tutacak bir nöbetçi sistemi kurulmasıdır.