Toplanırsak ya da başka bir şekilde denk gelirsek ip yapacağız Hayri, sözün var, unutmadım.
Konuya gelirsek, bütün bu yazılanlarda hak vermediğim düşünce dış kaynaklı yayınlardan kopyanın iyi birşey olmadığı. Bushcraft binlerce yıllık bir bilgi kümesi, atalarımız ağacın dalından indiğinden bu tarafa birikmiş, belki de insanlığın tümüne ait tek şey. Ray Mears, Bushtucker Man, Les Stroud vs.: bu adamlar da kendileri icat etmiyorlar teknikleri, yöntemleri, malzemeyi. Türkü derlemek gibi birşey yaptıkları. Kaynağına inip bilgiyi elde ediyor sonra da öğretiyorlar. O yüzden, yeni birinin çıkıp onların anlattığını Türkçe anlatmasında bence hiç sakınca yok, hatta Türkçe kaynak üretmek anlamında çok yararlı olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan taklit dahi olsa takdir edilesi bir iş Serdar Kılıç'ın yaptığı.
Ha Türkiye coğrafyasından da bu bilgileri derleyen birisi çıksa güzel olmaz mı? Olur elbette. Ama bu işin para kazandırmadığı durumlarda bunun mümkün olabileceğine inanmıyorum. Evet, Ray Mears dünyayı gezip Güney Amerika yerlisinden de, Avustralya Aborijini'nden de bu bilgileri toplayabiliyor, çünkü bu işten para kazanabiliyor.
Ne kadar takdire şayan olduğunu düşünüyorsam, bir o kadar da abartılmaması konusuna katılıyorum. Hele ki teröre karşı doğuya salmak falan tartışılacak konu bile değil. Şaka olarak bile. Bu konuya girmek istemiyorum ama Tunceli'de karakolda askerlik yaptım: oraya salacaksak çok sayıda Yunus Emre salalım, yanında da annelerimizi salalım, insan sevgisi ve şevkat götürelim derim. Kan davası iki taraftan biri bitene kadar bitmez. Beni dinleyen çıkmayacağına eminim, kısa kesiyorum.
Daha önce de yazmıştım, programda TV şovu olması itibariyle sıkıntılı şeyler oluyor ama bunların Serdar Kılıç'ın genel karakterine aykırı olduğunu düşünüyorum. Sonuçta Bear Grylls gibi bir örnek var ve bu dangalak yüzünden bu tür programların izleyicilerinin farklı beklentileri olduğu açık. Serdar Kılıç da Ray Mears gibi doğada keyif alan ve aldığı keyfi yansıtabilen bir adam. Hatalarını o yüzden hoşgörmek istiyorum. Bir de, (İçimdeki Doğa'da) bölümün ortasından başlayarak sonunu ucu kırık çakıyla getiren, (Doğa'da Tek Başına'da) dağ bisikleti üzerinde yorulup acıkınca evden getirdiği irmik helvasına yumulan adamın samimiyetine inanırım.
Artık burada olmayan arkadaşa da -kabul ederse- küçükse abi, büyükse kardeş nasihati: misafirperverlik hakedilir.
Not: Bu saçma sapan eleştirme hakkı krtiterine de iyice sinir oluyorum. Ne demek "daha iyisini yapamıyorsan eleştirme"? Bir şarkıyı beğenmek ya da beğenmemek için piyano mu çalmak lazım, bestekar mı olmak? Film eleştirmenleri yönetmen mi? Bu kriterin bir de başka sürümü var: iyi birşey söylemeyeceksen söyleme diye. E oldu. Millet olarak eleştiriye tahammülsüzlüğümüz ayyuka çıkmak üzere. Sebebi olduğunu düşündüğüm şeyi kendime saklayacağım, yeri burası değil.