Kesinlikle çok doğru neden bunlara ihtiyaç duyarız.
Firesteel den başlayalım. O işin biraz keyfi, süsü diyelim. Çünkü magnesium çubuk ne eskiyi anlatır ne de doğaldır. Ama kıvılcımla kuru yaprağı,otu azıcık tutuşturup üfleye üfleye onu bir ateşe çevirmek keyiflidir. Tek bir avantajı vardır. Kamp çantasının bir köşesinde durursa çakmak gibi gazı kaçtı mı, kibrit gibi nemlenin işe yaramaz hale geldi mi diye düşünmezsin. Aslında o senin garantindir ama ancak ve ancak daha öncesinde firesteel ile tecrüben varsa, onunla ateş yakmayı biliyorsan. Yoksa hayatında belki bir kere lazım olur ve tecrübe etmediysen bir daha kullanma şansın da olmaz.
Bowdrill için ne ipe ne rulmana hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Bu yüzden konuda ip yapımını da gösteren bir video ekledim. Herhangi bir ağacın ince kabuğundan, sazdan, ottan, palmiye yaprağından, kılıç çiçeğinden vs bir sürü şeklini denedim. Yaklaşık 2-3 mm lik bir ipi tanıdığım hiçbir kadın koparamayacak kadar sağlam oluyor. Hele palmiye inanılmaz. Üstelik ipi yaparken bıçağa bile ihtiyacımız yok. Sanırım burada anlaştık. Alttaki ahşabı ve dönen mili hazırlarken de taşlardan yararlanabiliriz. Keskin sivri vs. Mile üstten baskı yapacak olan aşık kemiği,rulman gibi aparatlar yerine midye kabuğu yada biraz oyuğu olup mili kaydırmadan tutacak taşları kullanabiliriz. Peki geriye ne kaldı. Tabii ki tecrübe. Önceden ben de sadece video izler bir iki uğraşır keyif duyar ve zorda kalırsam yakarım ateş ne var derdim. Ve bir gün bu işlerin öyle olmadığını bilen Amcam benimle iddiaya girdi. Doğada bir dere kenarındaydık, yükseklik yok denecek kadar malum İzmit bir haftadır kar yağıyor ve her yer bembeyaz.” Hadi bakalım yak, ateş yak survival adamısın ya” dedi. Yaşım 17 pire gibiyim o zamanlar. Yakmayı becerebilirsem rambo bıçağı alacaktı söz vermişti.

Hemen yapmam gerekenleri hatırladım. Önce ağaçlar üzerindeki ölü kuru dallar toplanacak, yerden dal alınmayacak, ateş ile zemin arasında gerekirse taşlarla izolasyon yapılacak, tutuşması için kuru yaprak ve otlar bulunacak. Hepsini hazırladım. Çıtır çıtır kurumuş meşe yaprakları vardı etrafta ve nasıl sevinmiştim ya olmasalardı. Yarım saat içinde zor da olsa bowdrillim de hazırdı. Çünkü bağcıklı botlarımda ayağımdaydı ve çok işe yaramıştı. Ya olmasaydı. Yavaş yavaş dersler ediniyordum aslında. Ellerim su toplayana , bende derman kalmayana kadar uğraştım. Ufak ufak tüten bir şeyler vardı ama kıvılcım bile yoktu ortalıkta. Ahşap biraz yaş, mil yumuşak vs vs hepsi başıma gelmişti burada yazdıklarımın. Acıdı halime bir çakmak uzattı. Gazı yok taşı var lanet olası çakmağın. O kadar uğraştım ki sonunda çakmağın çarkı bir tarafa, yayı taşı başka bir tarafa fırladı gitti. Sonunda cebindeki zippoyu verdi al hadi al diyerek pis pis güldü. İnanır mısınız ben yine ateş yakamadım. Meşe yaprakları yansa da aleve dönüşmüyor kızara kızara tüte tüte yok oluyorlar , cılız cılız alevlenenler de kuru diye topladığım ama yeterince kuru olmayan dalları tutuşturamıyordu. Çünkü hem dalların yuvarlak formunu en azından ikiye bölerek daha çok alev tutacak şekle getirmemiştim hem de talaş çıkarmayı bilmiyordum bile. Sinirimden montumu çıkardım sonra kazağa davrandım ki amcam tuttu. Atletimi yakacaktım düşünün ama vazgeçirdi tabiki. Doğru düzgün ateş yakmayı beceremediğim gibi bir de beni sıcak tutan atletimi yakacağımdan başladı anlattı durdu. İyi ki böyle bir iddiaya girmişim onunla. Şimdi elimdeki malzemelere bakarak ateş yakıp yakamayacağımı kestiriyorum önce, boş yere enerji harcamak var bir de işin ucunda. Ekstrem koşullar hariç artık hemen hemen her yerde ateş yakabiliyorum, yakamayacağım yerlerde de ne yapmam gerektiğini. Eğer siz de bu işe hevesliyseniz tüm koşulları tecrübe etmeniz lazım. Nerde ne zaman lazım olacağı belli olmaz.