Bıçak Sanatı - Forum
Konu Dışı => Hayatı idame ve kampçılık => Konuyu başlatan: ratbertovich - 17 Nisan 2012, 20:24:23
-
Toplanırsak ya da başka bir şekilde denk gelirsek ip yapacağız Hayri, sözün var, unutmadım.
Konuya gelirsek, bütün bu yazılanlarda hak vermediğim düşünce dış kaynaklı yayınlardan kopyanın iyi birşey olmadığı. Bushcraft binlerce yıllık bir bilgi kümesi, atalarımız ağacın dalından indiğinden bu tarafa birikmiş, belki de insanlığın tümüne ait tek şey. Ray Mears, Bushtucker Man, Les Stroud vs.: bu adamlar da kendileri icat etmiyorlar teknikleri, yöntemleri, malzemeyi. Türkü derlemek gibi birşey yaptıkları. Kaynağına inip bilgiyi elde ediyor sonra da öğretiyorlar. O yüzden, yeni birinin çıkıp onların anlattığını Türkçe anlatmasında bence hiç sakınca yok, hatta Türkçe kaynak üretmek anlamında çok yararlı olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan taklit dahi olsa takdir edilesi bir iş Serdar Kılıç'ın yaptığı.
Ha Türkiye coğrafyasından da bu bilgileri derleyen birisi çıksa güzel olmaz mı? Olur elbette. Ama bu işin para kazandırmadığı durumlarda bunun mümkün olabileceğine inanmıyorum. Evet, Ray Mears dünyayı gezip Güney Amerika yerlisinden de, Avustralya Aborijini'nden de bu bilgileri toplayabiliyor, çünkü bu işten para kazanabiliyor.
Ne kadar takdire şayan olduğunu düşünüyorsam, bir o kadar da abartılmaması konusuna katılıyorum. Hele ki teröre karşı doğuya salmak falan tartışılacak konu bile değil. Şaka olarak bile. Bu konuya girmek istemiyorum ama Tunceli'de karakolda askerlik yaptım: oraya salacaksak çok sayıda Yunus Emre salalım, yanında da annelerimizi salalım, insan sevgisi ve şevkat götürelim derim. Kan davası iki taraftan biri bitene kadar bitmez. Beni dinleyen çıkmayacağına eminim, kısa kesiyorum.
Daha önce de yazmıştım, programda TV şovu olması itibariyle sıkıntılı şeyler oluyor ama bunların Serdar Kılıç'ın genel karakterine aykırı olduğunu düşünüyorum. Sonuçta Bear Grylls gibi bir örnek var ve bu dangalak yüzünden bu tür programların izleyicilerinin farklı beklentileri olduğu açık. Serdar Kılıç da Ray Mears gibi doğada keyif alan ve aldığı keyfi yansıtabilen bir adam. Hatalarını o yüzden hoşgörmek istiyorum. Bir de, (İçimdeki Doğa'da) bölümün ortasından başlayarak sonunu ucu kırık çakıyla getiren, (Doğa'da Tek Başına'da) dağ bisikleti üzerinde yorulup acıkınca evden getirdiği irmik helvasına yumulan adamın samimiyetine inanırım.
Artık burada olmayan arkadaşa da -kabul ederse- küçükse abi, büyükse kardeş nasihati: misafirperverlik hakedilir.
Not: Bu saçma sapan eleştirme hakkı krtiterine de iyice sinir oluyorum. Ne demek "daha iyisini yapamıyorsan eleştirme"? Bir şarkıyı beğenmek ya da beğenmemek için piyano mu çalmak lazım, bestekar mı olmak? Film eleştirmenleri yönetmen mi? Bu kriterin bir de başka sürümü var: iyi birşey söylemeyeceksen söyleme diye. E oldu. Millet olarak eleştiriye tahammülsüzlüğümüz ayyuka çıkmak üzere. Sebebi olduğunu düşündüğüm şeyi kendime saklayacağım, yeri burası değil.
-
Sözüm söz ip değil bileklik yapalım. Kısa kestiğin kısmın devamını o gün getirmen şartıyla. Nota bayıldım ayrıca. Fikrimin,ilgimin ve birazcık bilgimin olduğu konuda bile ağzımı açamaz oldum sebebi malum.
Bushcraft ile ilgili bir bölüm elbette güzel olur ama forumun amacının dışında olup olmayacağını iyi tartmak lazım. Genellikle bu konu da dahil olmak üzere ne zaman bıçak harici birşey konuşsak ortalık karışıyor. Bence muhabbet sohbet başlığı altında ara ara paylaşım yapmak isteyen yapsın. Bir yandan da üyelerdeki cevheri ve hevesi gördükçe de yanlış mı düşünüyorum diyorum kendi kendime. Son kararı hep işin cefasını çeken yöneticilerin tabiki.
Not: (Sevdim bu işi) Konu dışına çıkılınca tartışma yaşanan bildiğim tek yer burası. Hep tersini gördüğümden hala tuhaf geliyor. :-\
-
Bu akşam söz verdiğim gibi bowdrill denemesi yaptım. Sonuç başarılı.. Biraz şirin bir ateş oldu :D
(http://img215.imageshack.us/img215/8659/20120417211654.jpg)
(http://img827.imageshack.us/img827/4122/20120417211427.jpg)
(http://img560.imageshack.us/img560/9016/20120417211431.jpg)
Üst kısım bilmediğim sert bir ahşap, alt kısım kavak bir de ortası bir vida ile hafiften ortası oyulmuş küçük bir taş.
Bileklik ve ip konusunda bir "nasıl yapılır" videosu bekliyoruz...
-
Sözüm söz ip değil bileklik yapalım. Kısa kestiğin kısmın devamını o gün getirmen şartıyla. Nota bayıldım ayrıca. Fikrimin,ilgimin ve birazcık bilgimin olduğu konuda bile ağzımı açamaz oldum sebebi malum.
Bushcraft ile ilgili bir bölüm elbette güzel olur ama forumun amacının dışında olup olmayacağını iyi tartmak lazım. Genellikle bu konu da dahil olmak üzere ne zaman bıçak harici birşey konuşsak ortalık karışıyor. Bence muhabbet sohbet başlığı altında ara ara paylaşım yapmak isteyen yapsın. Bir yandan da üyelerdeki cevheri ve hevesi gördükçe de yanlış mı düşünüyorum diyorum kendi kendime. Son kararı hep işin cefasını çeken yöneticilerin tabiki.
Not: (Sevdim bu işi) Konu dışına çıkılınca tartışma yaşanan bildiğim tek yer burası. Hep tersini gördüğümden hala tuhaf geliyor. :-\
Bu dağ bayır işinin çok meraklısı var, neden olmasın, bence gayet de güzel olur böyle bir başlık :2up
-
Bushcarft tarzında bir bölüm açılsa aslında hiçte fena olmaz
-
Süper olmuş helal. :2up Ben de yardımcı olabilmek için deliğin nasıl olması gerektiğini gösteren bir ahşap hazırladım. Sürtünmenin olacağı deliğe açılan yarık ince olmalıdır ki sürtünme yüzeyi azalmasın, dairenin merkezine kadar gitmelidir ki hem dengeyi bozmasın hem de oluşan tüm talaşlar aşağı dökülebilsin. Ayrıca o yarık aşağı doğru genişlemelidir ki aşağıda yanmış talaş birikebilsin. En iyisi ben susayım resim anlatsın.
(http://img221.imageshack.us/img221/4427/img0270ggbc.jpg) (http://img221.imageshack.us/i/img0270ggbc.jpg/)
(http://img713.imageshack.us/img713/8288/img0278dd.jpg) (http://img713.imageshack.us/i/img0278dd.jpg/)
-
Sürtünmenin minimum olması gereken milin arka kısmını da inceltmişsiniz. Şöyle deriden yapılmış içinde rulman olan bir kolye hem güzel bir aksesuar hem de hayat kurtarıcı olabiliyor.
(http://farm7.static.flickr.com/6199/6059235948_48e77454b6.jpg)
Yada böyle küçük bir aksesuar yapabilirsiniz.
(http://i102.photobucket.com/albums/m92/fishfish_01/crafts/DSC00211.jpg)
Geriye ne kaldı bowdrill için ip. Buyrun çok söz ettik söz Ray Mearsta :)
http://www.youtube.com/watch?v=lQHvqWCN5Eo&feature=related
-
Sürtünmenin minimum olması gereken milin arka kısmını da inceltmişsiniz. Şöyle deriden yapılmış içinde rulman olan bir kolye hem güzel bir aksesuar hem de hayat kurtarıcı olabiliyor.
(http://farm7.static.flickr.com/6199/6059235948_48e77454b6.jpg)
Yada böyle küçük bir aksesuar yapabilirsiniz.
(http://i102.photobucket.com/albums/m92/fishfish_01/crafts/DSC00211.jpg)
Geriye ne kaldı bowdrill için ip. Buyrun çok söz ettik söz Ray Mearsta :)
http://www.youtube.com/watch?v=lQHvqWCN5Eo&feature=related
nasıl kullanılıyor?
-
O rulmanın yerine üzerinde oyuklar olan kemik kullanmışlar. Kırklareli müzesinde bir örneğini görmüştüm. Amacını yazmamışlar diye oradaki bir görevliye sorunca bilinmiyor gibisinden bir yanıt almıştım ama belki de sadece o görevli bilmiyordu.
O rulmanı taşıyabiliyorsanız onun yerine firesteel ya da bir kutu kibrit almak mantıklı değil mi? Bu kadar yüksek teknoloji ürünü bir alet taşıyabiliyorken neden doğrudan hedefe varmıyoruz ki?
-
Adaşım drill'in üstüne bastırmak için bu parça. Sürtünme az olsun diye rulman da kullanılıyor kemik de taş da.Hatta birisi şu tekila bardaklarından bile kullanıyordu. Ben rulman yerine bizim ufaklığın bulduğu ufak bir mermer taşına vida ile oyuk açtım içine de az biraz vazelin sürdüm. Açıkçası rulman biraz modern kaçıyor bence de. Bazıları bu parçayı da ahşaptan yapıp sürtünmeyi azaltmak için ot, yaprak vs ezip oyuğun içine dolduruyor.
-
Adaşım drill'in üstüne bastırmak için bu parça. Sürtünme az olsun diye rulman da kullanılıyor kemik de taş da. Ben bizim ufaklığın bulduğu ufak bir mermer taşına vida ile oyuk açtım içine de az biraz vazelin sürdüm.
teşekkürler...
-
Aynen eskiden hayvanların arka bacak diz ekleminde olan astragalus kemiği kullanırlarmış. Süper dikkat
(http://img832.imageshack.us/img832/7462/astragalusbones.th.jpg) (http://img832.imageshack.us/i/astragalusbones.jpg/)
Rulman yerine firesteel tabiki daha kolay ama rulman daha ucuz ve havalı ;D Resimdekini bilmiyorum ama 1cm çapı olan bir rulman çok ağır olmaz sanırım.
-
Aynen eskiden hayvanların arka bacak diz ekleminde olan astragalus kemiği kullanırlarmış. Süper dikkat
(http://img832.imageshack.us/img832/7462/astragalusbones.th.jpg) (http://img832.imageshack.us/i/astragalusbones.jpg/)
Rulman yerine firesteel tabiki daha kolay ama rulman daha ucuz ve havalı ;D Resimdekini bilmiyorum ama 1cm çapı olan bir rulman çok ağır olmaz sanırım.
Bu kemiğin türkçesi Aşık'tır.Eskiden bu kemik ile oyunda oynarlarmış.
Saygılar...
-
Dostlar ben zaten survival merakımdan buraya (foruma ) düştüm... :'( :'( :'(
Ama durumumdan ve şu anda devam yazışmalardan çok memnunum.
Devamını ve konunun gelişmesini (bir şekilde başlık altında olabilir... ) devamını dilerim...
-
usaknifemaker.com (http://www.usaknifemaker.com/ferro-rods-survival-and-camping-c-69.html?zenid=ae2a64e65c432fd2086150abc27b3e24)'daki firesteel fiyatları fena değil. Ben buradan bir zamanlar stok yapmıştım kendime.
-
Aklımın bir köşesine yazdım. Firesteel için buyincoinsi tercih ediyordum. Hem ucuz hem de bedava kargo.
http://www.buyincoins.com/details/replacement-survival-magnesium-flint-stone-fire-starter-product-3681.html
Aşık oyununu duydum ama bu kemik olduğunu bilmiyordum :2up
-
"sen kimle aşık atıyorsun" deyişindeki aşık'ın ta kendisidir ( tabii oyunda öyle)
-
Aklımın bir köşesine yazdım. Firesteel için buyincoinsi tercih ediyordum. Hem ucuz hem de bedava kargo.
http://www.buyincoins.com/details/replacement-survival-magnesium-flint-stone-fire-starter-product-3681.html
Aşık oyununu duydum ama bu kemik olduğunu bilmiyordum :2up
hayri bey merak ettiğim iki husus var;
verdiğiniz siparişler ortalama kaç günde elinize ulaştı?
kredi kartı mı yoksa paypal'ı mı önerirsiniz?
müsait olduğunuzda bilgilendirmenizi rica ederim.saygılar..
-
Verdiğim siparişler ortalama 12-15 günde elime ulaşıyor. Paypal üzerinden kredi kartıyla ödüyorum. 10larca kez buradan ve dealextremeden alışveriş yapmışımdır. Bazen geciktiği de oluyor haliyle. Onlardan da 1 ayı geçen hiç olmadı geldiklerinde de tam süpriz oluyor.
-
(herkesin fikrine saygılıyım baştan söyleyeyim)
Arkadaşlar bu şekilde ateş yakmaya ne zaman ihtiyaç duyarız? Dağda mahsur kalırsak veya ateş almayı unuttuğumuzda. Peki beklenmedik bir durumda ateş yakmak zorunda kalan biri neden yanında bu aksesuarları alma gereği duysun. Onu alacağına Eylem hocamında dediği gibi 10 kutu kibrit alır kav yapmaya bile gerek kalmadan tutuışturursun bütün bir kutuyu. Hızlı ve etkili.
Bence orman marketten doğal mazleme ile yapmak lazım. Hatta ipi bile bulmadığınızı düşünün. Dağda ip olmayabilir. Ama buna çözüm kolay. Ayakkabılarımız sağolsun. İpsiz bir ayakkabı yada bot ile dağa çıkmak zaten abes olur. Bu durumda ip zaten ayakkabı ipi olabilir. Bu ateş yakma hayatı idame yöntemi ise kullanılan malzemelerde önceden hazırlanmış malzeme olmamalı.
Ama diyorsanız biz deney yapıyoruz. Doğada bu malzemeler olmadanda yaparız o başka. Firesteel bile bana gereklimi sorusunu hatırlatıyor. Firesteel taşıyorsam çakmakta taşırım. Ama bir dağda 3 ay kalacaksam belki çakmağın gazı biter. Yada her hava şartında çakmak yakamam diyorsanız o zaman firesteel olabilir.
-
Bu siteler nasıl sizce? 4,90+3,5 kargo dahil
http://www.bitenekadar.com/index.cfm?fuseaction=urunlerimiz.detay&ID=22118&b=Survivor---Acil-Durum-cakmak-Tasi
http://www.sanalpazar.com/Survival-Magnezyum-Cubuk-Cakmak__isp3178704
http://www.atlaskamp.com/light-my-fire-swedish-fire-steel-mini-model-1500-strikes/
-
http://www.kuzeymak.com/index.php?page=shop.product_details&product_id=37&flypage=flypage.tpl&pop=0&option=com_virtuemart&Itemid=53
-
http://urun.gittigidiyor.com/spor/8-mm-kalin-bear-grylls-magnezyum-cakmaktasi-55687309
Bu pusulada şık duruyor ama fiyatına göre kaliteyse yolda bırakır
http://urun.gittigidiyor.com/spor/pusula-45mm-capinda-25887720
-
Doğaya ateş taşımak için en iyi vasıta akıl ve kaslarımız.
(Aşağıda, bazı bushcraft terimlerinin Türkçelerini utanmadan oturmak için kullandığım organımdan uyduruyorum ;D, hoşgörün)
(Bushcraft'a birşey uyduramadım :(, mazur görün :) )
Sürtünmeyle ateş yakmak için tek yöntem Mısırlıların yaylı matkap ("bow-drill") yöntemi değil. Hatta, elinde bıçak da yoksa, parçaların hazırlanması açısından oldukça zor bir yöntem.
Hayatta kalma durumları için testere ("fire-saw") ve saban (" fire plough") yöntemlerini de öğrenmek gerek.
Ama kamp atarken benim derdim hayatta kalmak değil. Arada antrenman olsun diye yukarıdaki yöntemlerle de yaktığım oluyor ateşi, ama çoğunlukla firesteel kullanıyorum. Neden çakmak değil, kibrit değil diyen olursa: çakmakta taş biter, gaz biter, kibrit desen ıslanır (eskiden kibriti tepesi düğümlenmiş prezervatif içinde taşırdım ıslanmasın diye ;D); firesteel her daim emre amade.
-
Kesinlikle çok doğru neden bunlara ihtiyaç duyarız.
Firesteel den başlayalım. O işin biraz keyfi, süsü diyelim. Çünkü magnesium çubuk ne eskiyi anlatır ne de doğaldır. Ama kıvılcımla kuru yaprağı,otu azıcık tutuşturup üfleye üfleye onu bir ateşe çevirmek keyiflidir. Tek bir avantajı vardır. Kamp çantasının bir köşesinde durursa çakmak gibi gazı kaçtı mı, kibrit gibi nemlenin işe yaramaz hale geldi mi diye düşünmezsin. Aslında o senin garantindir ama ancak ve ancak daha öncesinde firesteel ile tecrüben varsa, onunla ateş yakmayı biliyorsan. Yoksa hayatında belki bir kere lazım olur ve tecrübe etmediysen bir daha kullanma şansın da olmaz.
Bowdrill için ne ipe ne rulmana hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Bu yüzden konuda ip yapımını da gösteren bir video ekledim. Herhangi bir ağacın ince kabuğundan, sazdan, ottan, palmiye yaprağından, kılıç çiçeğinden vs bir sürü şeklini denedim. Yaklaşık 2-3 mm lik bir ipi tanıdığım hiçbir kadın koparamayacak kadar sağlam oluyor. Hele palmiye inanılmaz. Üstelik ipi yaparken bıçağa bile ihtiyacımız yok. Sanırım burada anlaştık. Alttaki ahşabı ve dönen mili hazırlarken de taşlardan yararlanabiliriz. Keskin sivri vs. Mile üstten baskı yapacak olan aşık kemiği,rulman gibi aparatlar yerine midye kabuğu yada biraz oyuğu olup mili kaydırmadan tutacak taşları kullanabiliriz. Peki geriye ne kaldı. Tabii ki tecrübe. Önceden ben de sadece video izler bir iki uğraşır keyif duyar ve zorda kalırsam yakarım ateş ne var derdim. Ve bir gün bu işlerin öyle olmadığını bilen Amcam benimle iddiaya girdi. Doğada bir dere kenarındaydık, yükseklik yok denecek kadar malum İzmit bir haftadır kar yağıyor ve her yer bembeyaz.” Hadi bakalım yak, ateş yak survival adamısın ya” dedi. Yaşım 17 pire gibiyim o zamanlar. Yakmayı becerebilirsem rambo bıçağı alacaktı söz vermişti. :D Hemen yapmam gerekenleri hatırladım. Önce ağaçlar üzerindeki ölü kuru dallar toplanacak, yerden dal alınmayacak, ateş ile zemin arasında gerekirse taşlarla izolasyon yapılacak, tutuşması için kuru yaprak ve otlar bulunacak. Hepsini hazırladım. Çıtır çıtır kurumuş meşe yaprakları vardı etrafta ve nasıl sevinmiştim ya olmasalardı. Yarım saat içinde zor da olsa bowdrillim de hazırdı. Çünkü bağcıklı botlarımda ayağımdaydı ve çok işe yaramıştı. Ya olmasaydı. Yavaş yavaş dersler ediniyordum aslında. Ellerim su toplayana , bende derman kalmayana kadar uğraştım. Ufak ufak tüten bir şeyler vardı ama kıvılcım bile yoktu ortalıkta. Ahşap biraz yaş, mil yumuşak vs vs hepsi başıma gelmişti burada yazdıklarımın. Acıdı halime bir çakmak uzattı. Gazı yok taşı var lanet olası çakmağın. O kadar uğraştım ki sonunda çakmağın çarkı bir tarafa, yayı taşı başka bir tarafa fırladı gitti. Sonunda cebindeki zippoyu verdi al hadi al diyerek pis pis güldü. İnanır mısınız ben yine ateş yakamadım. Meşe yaprakları yansa da aleve dönüşmüyor kızara kızara tüte tüte yok oluyorlar , cılız cılız alevlenenler de kuru diye topladığım ama yeterince kuru olmayan dalları tutuşturamıyordu. Çünkü hem dalların yuvarlak formunu en azından ikiye bölerek daha çok alev tutacak şekle getirmemiştim hem de talaş çıkarmayı bilmiyordum bile. Sinirimden montumu çıkardım sonra kazağa davrandım ki amcam tuttu. Atletimi yakacaktım düşünün ama vazgeçirdi tabiki. Doğru düzgün ateş yakmayı beceremediğim gibi bir de beni sıcak tutan atletimi yakacağımdan başladı anlattı durdu. İyi ki böyle bir iddiaya girmişim onunla. Şimdi elimdeki malzemelere bakarak ateş yakıp yakamayacağımı kestiriyorum önce, boş yere enerji harcamak var bir de işin ucunda. Ekstrem koşullar hariç artık hemen hemen her yerde ateş yakabiliyorum, yakamayacağım yerlerde de ne yapmam gerektiğini. Eğer siz de bu işe hevesliyseniz tüm koşulları tecrübe etmeniz lazım. Nerde ne zaman lazım olacağı belli olmaz.
-
Kesinlikle çok doğru neden bunlara ihtiyaç duyarız.
Firesteel den başlayalım. O işin biraz keyfi, süsü diyelim. Çünkü magnesium çubuk ne eskiyi anlatır ne de doğaldır. Ama kıvılcımla kuru yaprağı,otu azıcık tutuşturup üfleye üfleye onu bir ateşe çevirmek keyiflidir. Tek bir avantajı vardır. Kamp çantasının bir köşesinde durursa çakmak gibi gazı kaçtı mı, kibrit gibi nemlenin işe yaramaz hale geldi mi diye düşünmezsin. Aslında o senin garantindir ama ancak ve ancak daha öncesinde firesteel ile tecrüben varsa, onunla ateş yakmayı biliyorsan. Yoksa hayatında belki bir kere lazım olur ve tecrübe etmediysen bir daha kullanma şansın da olmaz.
Bowdrill için ne ipe ne rulmana hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Bu yüzden konuda ip yapımını da gösteren bir video ekledim. Herhangi bir ağacın ince kabuğundan, sazdan, ottan, palmiye yaprağından, kılıç çiçeğinden vs bir sürü şeklini denedim. Yaklaşık 2-3 mm lik bir ipi tanıdığım hiçbir kadın koparamayacak kadar sağlam oluyor. Hele palmiye inanılmaz. Üstelik ipi yaparken bıçağa bile ihtiyacımız yok. Sanırım burada anlaştık. Alttaki ahşabı ve dönen mili hazırlarken de taşlardan yararlanabiliriz. Keskin sivri vs. Mile üstten baskı yapacak olan aşık kemiği,rulman gibi aparatlar yerine midye kabuğu yada biraz oyuğu olup mili kaydırmadan tutacak taşları kullanabiliriz. Peki geriye ne kaldı. Tabii ki tecrübe. Önceden ben de sadece video izler bir iki uğraşır keyif duyar ve zorda kalırsam yakarım ateş ne var derdim. Ve bir gün bu işlerin öyle olmadığını bilen Amcam benimle iddiaya girdi. Doğada bir dere kenarındaydık, yükseklik yok denecek kadar malum İzmit bir haftadır kar yağıyor ve her yer bembeyaz.” Hadi bakalım yak, ateş yak survival adamısın ya” dedi. Yaşım 17 pire gibiyim o zamanlar. Yakmayı becerebilirsem rambo bıçağı alacaktı söz vermişti. :D Hemen yapmam gerekenleri hatırladım. Önce ağaçlar üzerindeki ölü kuru dallar toplanacak, yerden dal alınmayacak, ateş ile zemin arasında gerekirse taşlarla izolasyon yapılacak, tutuşması için kuru yaprak ve otlar bulunacak. Hepsini hazırladım. Çıtır çıtır kurumuş meşe yaprakları vardı etrafta ve nasıl sevinmiştim ya olmasalardı. Yarım saat içinde zor da olsa bowdrillim de hazırdı. Çünkü bağcıklı botlarımda ayağımdaydı ve çok işe yaramıştı. Ya olmasaydı. Yavaş yavaş dersler ediniyordum aslında. Ellerim su toplayana , bende derman kalmayana kadar uğraştım. Ufak ufak tüten bir şeyler vardı ama kıvılcım bile yoktu ortalıkta. Ahşap biraz yaş, mil yumuşak vs vs hepsi başıma gelmişti burada yazdıklarımın. Acıdı halime bir çakmak uzattı. Gazı yok taşı var lanet olası çakmağın. O kadar uğraştım ki sonunda çakmağın çarkı bir tarafa, yayı taşı başka bir tarafa fırladı gitti. Sonunda cebindeki zippoyu verdi al hadi al diyerek pis pis güldü. İnanır mısınız ben yine ateş yakamadım. Meşe yaprakları yansa da aleve dönüşmüyor kızara kızara tüte tüte yok oluyorlar , cılız cılız alevlenenler de kuru diye topladığım ama yeterince kuru olmayan dalları tutuşturamıyordu. Çünkü hem dalların yuvarlak formunu en azından ikiye bölerek daha çok alev tutacak şekle getirmemiştim hem de talaş çıkarmayı bilmiyordum bile. Sinirimden montumu çıkardım sonra kazağa davrandım ki amcam tuttu. Atletimi yakacaktım düşünün ama vazgeçirdi tabiki. Doğru düzgün ateş yakmayı beceremediğim gibi bir de beni sıcak tutan atletimi yakacağımdan başladı anlattı durdu. İyi ki böyle bir iddiaya girmişim onunla. Şimdi elimdeki malzemelere bakarak ateş yakıp yakamayacağımı kestiriyorum önce, boş yere enerji harcamak var bir de işin ucunda. Ekstrem koşullar hariç artık hemen hemen her yerde ateş yakabiliyorum, yakamayacağım yerlerde de ne yapmam gerektiğini. Eğer siz de bu işe hevesliyseniz tüm koşulları tecrübe etmeniz lazım. Nerde ne zaman lazım olacağı belli olmaz.
Anlaşıldı bir hafta sonu Kartepe yolunda Sucuk Ekmekçilerin orda hep beraber Tatbikat yapacaz Kocaeli Bıçak Sanatı timi olarak :)) :)) :)) :))
-
Belediyeci adam Kartepe yerine Çınarlıdereyi tavsiye etmeli. Türkiyede gördüğüm en güzel parkur. Kimi götürdüysem aynı şeyi söyledi.
-
Hayri Hocam,
Ben de benzer bir tecrübe yaşadım ama bu çok zaman önce değil sadece geçen yaz .... Ortalık kupkuru. Öyle ki heryerde yangına karşı dikkatli olun uyarıları yapılıyor. Ben elimde yeni aldığım firesteel'i ilk kez deneyecek olmanın heyecanı içerisinde... Heyecan var ama nasıl yapılır hakkında en ufak bilgi yok. İlk önce gazeteyi denedim. 5-10- 15 dakika derken olmayacağını anladım. Çevreden yosunumsu birşeyler topladım ama "kav nedir hangi malzeme firesteel ile tutuşabilir" gibi bilgi 0 . Belki yarım saat uğraştım. Firesteel'in yarısı yok oldu ama ortada ateşin a'sı bile yok. Üstelik herkes "napıyor bu?" diye bakınca stres de had safhada. Velhasıl kelam o gün o ateşi yakamadım.
Biraz okuma, araştırma sonrasında o kış, Bolu dağlarında ve yerde 10-15 cm kar varken firesteel'im ile 1 dakikada ateş yakmıştım. Sonra da aluminyum kupam olsa şurada güzel bir çay demlerdim diye hayıflanmıştım.
Belki hiç kullanma gereği olmayacak ama en azından bu bilgi benim dağarcığımda ve gerekirse kullanıma her daim hazır.
Bir de bu ateş mevzuunda.... Eğer ücra bir yerdeyseniz ve ateş yakmak gerekiyorsa tek bir çeşit yönteme güvenemezsiniz. Cebinizdeki çakmak ya da kibrit o anda işe yaramazsa hayatınızı buna bağlamak istemezsiniz. Firesteel, çakmaktaşı, potasyum-gliserin gibi en az 2-3 aletin ve birkaç çeşit friction fire yöntemi bilmenizin hiçbir zarar olmaz.
-
Kesinlikle tecrübe edebilmek çok önemli. Bolu dağındaki denemeniz olmasa sizi hiç kimse firesteel ile ateş yakılabildiğine inandıramazdı. Sonra da sanal ortamlarda firesteel ile ateş yaktım diyene inanmayıp yakanı gördüğünüzde üstad demeye başlıyoruz. :)))
Bu arada firesteel taşıyan herkes charcloth da yapmayı bilmeli ve taşımalı. Yuvarlak makyaf pamuklarından 10 tane yapsanız 1 gr tutar, sürpriz yumurtalardan çıkan sarı kutularda, kağıda sarılı halde cüzdanın içinde, bitmiş bir kalemin içine tıkarak gibi bir sürü şekilde taşıyabilirsiniz. Charcloth mucizevi bir kavdır. Firesteel yada Çakmağın taşından çıkan kıvılcımdan yada büyüteçle 1-2 sn içinde kıvılcım tutabiliyor. Bu da yapımı
http://www.youtube.com/watch?v=Ax5YgtghU3I
-
Kumaş kömürünü geçtim hocam. Bereket yapmaya girişmeden aştım o noktayı. İyi bilenmiş bir bıçakla Japon marangozlarının yaptığı gibi ahşaptan ince talaş çıkarabilince olay bitiyor. Hele arkasını gösteren ince talaş koşullar denk düşüp de çıkınca nıhıhahaa nidasıyla çakılıyor firesteel.
-
Kumaş kömürü, talaş denmişken, gerçekten de ateşi yakmak için öğrenilecek en önemli şeylerden birisi eldeki malzemeden hav çıkartabilmek. Internette bakıyorum, herkes kuş yuvasına kıvılcımı koyuyor, üflüyor, bakıvermişsin yanmış. İyi de kuş yuvası nereden geldi? İlk başladığımda, liflerin kuru ağaç kabuğun içinden bıçakla havlanarak ya da kuru otlar, ince dallar dövülerek üretildiğini sonra da topak yapıldığını anlayana kadar bizim coğrafya dışında doğada bu haltların hazır bulunduğunu düşünürdüm. İyi safmışım :D.
-
Bu firesteel denen nesneden çıkan her kıvılcım da aynı değilmiş öğrendim. Kopan ve havada yanarak uçuşan parçaların boyutlarının büyük olması gerek sonucuna vardım. Testere dişiyle çok sayıda ama kısa ömürlü kıvılcım çıkarmak artık tercihim değil.
-
:D :D :D İşyerinde rezil oldum herkes bana bakıyor .Kuş yuvasımı deyip kahkaha attım yaaa :(
Eylem Abi yine de yapmalısın mutlaka. Kumaş kömür alev almıyor ama çok güzel kıvılcım taşınabiliyor. En azından oynaması zevkli.
Hatta bir keresinde kimseye çaktırmadan kıvılcım düşürdüğüm bir parçayı elimde tutup (yakmıyor, tütmüyor ), yolduğum kuru otlar da avucumdayken içine sakladım. Biraz şov biraz hokus pokus yapıp tutuşturduğumda etrafımdakilerin bakışını görmeniz lazımdı. :)) İşin doğrusunu göstermesem “adam ellerinde otları ovuşturdu ateş yaktı diye anlatırdım” dedi bir tanesi.
Bir de şu konu var. Ateş yaktık diyelim ya sonra ? Nasıl muhafaza edip nasıl verimli kullanabiliriz. Dakota vs.
Hiç unutmuyorum bir keresinde iş bilmez inatçı bir büyüğümüz ne kadar odun taşırsak taşıyalım hepsini ateşe atıyordu. Abi atma dedikçe olsun kamp ateşi bu diyordu ama mübareğe 4-5 metre alevin mantıksız olduğunu bir türlü anlatamadık. Hayatımda hiç o kadar odun topladığımı hatırlamam. Akşam resimlerini eklerim 8-10 metrelik ağacı evet bildiğin ağacı yaklaşık 15 kişi taşıdığımızı, 6 kişinin zor kaldırdığı inek kadar tomrukları falan bir seferde nasıl yaktığımızı görmelisiniz. Ve o abi hala o günü hatırladıkça “Ne ateş oldu beeee” diye mutlu oluyor.
-
Ateş çubuğu için bi öneride benbden pamuk çok kolay alev alıyor
ateş çubuğunun kılıfında biraz pamuk bulundurmakta iyi bir çözüm.
Tabi Eylemin dediği gibi büyük parçalar koparmak çok önemli işi kapınca sigarayı bile yakabiliyorsunuz.
Bu arada evde Bulgaristandaki dedelerden kalma bir çakmak taşı seti var.
İçinde çakmak taşları ( yağmur taşı) ve dövme bir çelik halka var birde ağaç mantarından kurutulmuş parçalar
Her sigarasını onlarla yakan amcaları hatırlıyorum . Mantardan ufak bir parça koparıp taşın kenarına koyar demir halkayla 3-4 çakma sonunda bi kıvılcımı kuru ve tüğülenmiş mantara düşürürlerdi mantar tütsü gibi yavaş yanıyor.
Bende 3-4 çakmada olmasada 2-3 dakikada yakabiliyorum bir ara fotoğraflarım
-
Bu doğa sevenlerin bir kısmının doğayı sevişini anlamıyorum Sevgi dedikleri sevgi degil ki one-night-stand mübarek... Keyfini çıkarıp sırtını dönüp uyumak gibi olmuş. Doğaya soran yok "Pişman mısın?" diye. Halbuki sevgi emektir. O arkadaşa bir sonraki sefer fide çukuru kazdırın. >:D
Askerde Mamak tepelerini kazmak için debelendiğimizi hatırlarım da... Ne biçim zemindi o yahu?
-- o --
Metin? Toprağım?
-
:) He ya yaşıyorum ben hala :)
bu arada ben 89 modelim :) 10 yaşımda geldim
-
Kumaş kömürünü ateş ile uğraşmak istediğimde Falım sakızın küçük teneke kutusunda yapıyorum (bu arada o kadar da baktım ama teneke kutuda hiçbir ürün satılmıyor artık) . Üstüne küçük bir delik açtım. Eski atleti uzun ve ince bir şerit halinde kesip bunu rulo yaparak kutuya koyuyorum. Ordan da közün içine (15-20 dak duruyor). Ateşten çıkar çıkmaz kapağı açmayın. Soğumadan açılırsa alev alıp yanıp gidiyor. Rulo olunca ihtiyaç kadar koparıp kullanmak da kolay oluyor. Bazen sırf o dalgalı şekilde yanmasını seyretmek için bile yakıyorum :)
Firesteel için iyi bir başka kav da şu kendir ipler. Hem ip olarak işe yarıyor ve ateş yakacağınızda küçük bir kısmını kesip iyice lif lif kopardığınızda kolay alev alıyor. Ya da dediğiniz gibi ecnebilerin fire stick dediği yöntem de işe yarıyor. Hatta hafif çıralı bir dal bulursanız daha da süper. Bıçağı ahşaba 90 derece tutup ileri geri sürterseniz o biriktirdiğiniz toz da çok kolay yanıyor.
Metin Hocam o setten kısmetse ben de yapacağım. Yüksek karbonlu çelik olması yeterli sanırım.Fotoğraf çok hora geçer.
-
Bu arada o mantarla ilgili şu ağaç diplerinde bulunan büyükçe mantar, koyunların yıkandığı yalak suyunda bekletip yağlanması sağlanırmış gibi bide kısım hatırlıyorum daha sonra kurutulurmuş
-
Lanolin ile yani...
-
O setten ben de yaptım bir tane. En büyük sıkıntı doğru taşı bulabilmek. Çakmak taşı diye geçen beyaz taşlar hiçbir işe yaramıyor. Siyah renkli olanlardan bulmak gerekiyor. Kapaklı kutu havalı silah kullananlardan temin edebilirsiniz. Bir ara da Eylem Abinin başka bir forumda bahsettiği metal oyun kağıdı kutuları vardı . (Her yerde takipteyim ;) )
Hemen bakıyorum neymiş bu lanolin. O ağaç mantarının beyaz alt yüzeyi çok güzel kılağı alıyor ayrıca. Ecnebiler fungi strop diyor.
-
Lanolini aktarlarda bulabilirsin. Ben de alıp attım kenara ama kullanma durumum olmadı.
-
Hayri Hocam,
Bende epeyce taş var. Akşam resim koyarım dilediğini alırsın...
Metal kutuyu duty free'den aldığım şeker ile hallettim. Ama aklımda bulunsun, ne olur ne olmaz.
Lanolin olayını tam olarak çözemedim ama mantar işi aklıma yattı. Bulduğumda denemek şart oldu.
-
Metal kutu için bir öneri Migros'tan geçenlerde sanırım çay saklamak için yapılmış dışı japon minyatürleri ile desenli aldım sanırım işinizi görür, 2 çeşit var lastik contalı ve contasız 4-5 tl civarıydı sanırım
-
Lanolin ve doğanın aklıma yatacak tek kombinasyonu kuruyan ellerin bakımı.
-
Aklımın bir köşesine yazdım. Firesteel için buyincoinsi tercih ediyordum. Hem ucuz hem de bedava kargo.
http://www.buyincoins.com/details/replacement-survival-magnesium-flint-stone-fire-starter-product-3681.html
Aşık oyununu duydum ama bu kemik olduğunu bilmiyordum :2up
hayri bey merak ettiğim iki husus var;
verdiğiniz siparişler ortalama kaç günde elinize ulaştı?
kredi kartı mı yoksa paypal'ı mı önerirsiniz?
müsait olduğunuzda bilgilendirmenizi rica ederim.saygılar..
hayri bey zahmet verdim, teşekkür ederim
-
(herkesin fikrine saygılıyım baştan söyleyeyim)
Arkadaşlar bu şekilde ateş yakmaya ne zaman ihtiyaç duyarız?
keni fikrimi söyleyeyim;
bu şekilde ateş yakmayı ancak canım oyun oynamak istediğinde yani , günlük yaşamın monotonluğundan şehrin kalabalığından , gürültüsünden sıkıldığımda , konu komşu görüp '' lan ne yapıyo bu? '' demelerinden utanacağım için , beni kimsenin görmeyeceği bir yere ( doğaya) gidip, orada bıçağımla,fire steelimle,...v.b. oynamak, kafamı dağıtmak için böyle şeyere ihtiyaç duyuyorum. işin doğrusu bu gerisi bahane :)) :))
-
Metin Hocam,
Vakit bulunca göz atacağım. Akşam da fırsat bulursam benim kömür kumaşı kutumu ve fire kit'imin resmini ekleyeceğim.
Adaşım evde yapma da... :) Bu sefer "Yanık kokusuna bakılırsa bizimkisi gene bişeylerle uğraşıyor" yorumlarına maruz kalıyorsun :)
-
Dağda kalırsak... Çakmağımızın gazı ve taşı bitmiş, kibritimiz ıslanmış üşümüşüz. Bence dağda yaşamayı öğrenmek için yörüklerle çok değil bir kaç gün çobanlık yapmanız kafidir.
Yukarıda tartışılanlar paylaşılanlar zararlı bilgiler değildir asla. Lakin hayatta kalabilmek için yeterli değildir diye düşünüyorum
Etrafınızda tek bir ağacın olmadığı bir yerdesiniz.Yağmur yağmaya devam ediyor. Sırılsıklam olmuşsunuz. Ve ne yazık ki hava kararmak üzere. O yazılanlar bizi üşümekten korumaz.
Vücut ısısını korumayı, bu ısıyı tasarruflu kullanmayı, vücudumuza depolanan enerjiyi sabaha kadar tasarruflu nasıl kullanabileceğimizi, kaç gün yahut kaç saat aç ve susuz yaşayabileceğimizi...Bir gün olurda havasız bir ortam( suya dalmış bir taşıt)da kalırsak nefes kontrolünü öğrenmemiz lazım.
Muhsin Yazıcıoğlu olayını hatırlayalım... Metrelerce karın üzerinde donarak ölen gazeteciyi...Karın üzerinde değilde altında kalsaydı kurtulabilir miydi acaba donmaktan?
-
Yağmur yağıyor , korunacak bir yer yoksa, kıyafetleriniz su geçirmez değil de ıslanıyorsanız üstelik rüzgar da esiyorsa hava sıcaklığı çok önemli değil. Dua etmeye başlayabilirsiniz. Çobansanız illa bir oyuk bilirsiniz. Abanız da yardımcı olur korunmaya. Ancak günlük yaşam kıyafetlerimiz özellikle pamuklular sizi ölmüşlerinize kavuşturmak için birebirdir. Muhsin Yazıcıoğlu olayı biraz karışık. Ancak normal olsa bile gazetecinin yaptığı en büyük hata kaza mahalinden ayrılmak. Yine yabancıların STOP dediği bir olay var.
Stop
Think
Observe
Plan
Dur-Düşün-Gözlem-Plan
Dur:Panik yapma. Kaza mahalinde hayatını tehlikeye atacak bir durum yoksa (yangın vs) oradan ayrılma. Gelen aç hayvanlar önce ölülerden başlar. Boşa harcadığın enerji seni ölüme yaklaştırır. Ve unutma her ne olmuşsa artık olmuştur ve kaygılanmak, üzülmek ağlamak seni bu durumdan kurtarmayacak
Düşün: aksiyona girme. Bir adımın bile önemi var. Bu yüzden atmadan önce düşün. Enerjini koru
Gözlemle: Etrafına bak. durumunu ve imkanlarını gözden geçir. Etrafında bina,sığınak,kaza yapan aracın, kuytu bir yer vs hepsini gözlemle
Planla: önceliklerini sıralamalısın işin en başında. Bunlar sırasıyla tıbbi-barınak ve ateş-uyarıcı ve işaretçiler- su ve yiyecek. Asla bu sırayı bozma. Planına ona göre yap ve hareket et. Örneğin kaza geçirdin ufak bir kanaman var. Çok uzakta bir yerleşim yeri yda 1-2 ev gözüküyor. Kanamaya müdahale etmeden yola çıkma. Bazen gözüken yere 1 günde ulaşamayabilirsin. Hava patlayacak gibi duruyorsa belkide hiç yola çıkmamalısın. (Gözlem) Kerteriz almayı öğren. İnsan hiçbir işaretin olmadığı bir alanda (mesela çöl) mutlaka daire çizer. Yani başladığı yere döner. Bu çok büyük bir daire olması da ayrı bir dezavantaj.
Bunlar tabi ilk yapılması gerekenler. Sonrası ise burada konuştuğumuz becerilere kalıyor. Hüseyin arkadaşımızın bahsettiği gibi çobanların durumu ise çocukluğundan beri gelen bilgi ve tecrübeler. Bizim erişemeyeceğimiz nokta diyelim :)
-
Durumun özel oluşunu göz ardı edelim, herhangi birileri olsun o noktadakiler.
Orada hatırladığım kadarıyla 15-20 metre kadar aşağıda bir iki ağaç ve zeminde kar vardı. Ağaç ve kar yardımıyla rüzgardan korunmak amacıyla olabildiğince kapalı bir barınak elde etmek için çalışmak bence donmamak için atılacak bir adım. Diğer kazazedelerin şanssız olanlarının kıyafetleri ödünç alınabilir, aracın sağladığı materyal değerlendirilebilir.
Şimdi baktım da çok yakınlarda ağaç yok. Görüş de kötü idi galiba. O halde araç kalıntısı siper edilecek, kar ve varsa yakındaki kalıntılar değerlendirilip kuytu bir ortam elde edilecek...
-
Dumru Hocam,
Belki haklısın ama ekstrem durumlarda bu bilgiler işimize yaramaz diye bu bilgileri öğrenmemezlik yapamayız. Vermiş olduğun örneklere ilişkin bilgileri burada paylaşırsan konu biraz daha zenginleşmiş olur...
Bu arada ateş konusuna bakarken internette buna rastladım. Adam 10 GBP'e ortası az bişey oyulmuş taş satıyor :D
http://kepisbushcraft.blogspot.com/2012/04/for-sale-bearing-blocks.html
-
Dün akşam kampta kullandığım ve kıyabileceğim bir bıçağın kabzasına ufak bir oyuk açıp küçücük bir rulman yerleştirdim. Sonradan keşke bilek ipi deliklerinin olduğu yere karşılıklı küçük rulmanlar yerleştirseydim diye de hayıflandım.
-
Dumru Hocam,
Belki haklısın ama ekstrem durumlarda bu bilgiler işimize yaramaz diye bu bilgileri öğrenmemezlik yapamayız. Vermiş olduğun örneklere ilişkin bilgileri burada paylaşırsan konu biraz daha zenginleşmiş olur...
Bu arada ateş konusuna bakarken internette buna rastladım. Adam 10 GBP'e ortası az bişey oyulmuş taş satıyor :D
Aman diyeyim hocalık kim biz kim... Nasıl oldu da yanlış anladınız anlamadım ama... Ben bilgi edinilmesine kesinlikle karşı değilim. Mümkünse sineklerin besin değerini dahi öğrenin. Gün gelir lazım olur. Ben bu paylaşımların daha çok şov amaçlı olduğunu adrenalin için yapıldığını düşünüyorum.
Doğadan yararlanmak yerine ürün satın almayı telkin ediyorlar size.
Tabi bu benim görüşüm.
-
Sineğin besin değerini bilmek bütçeye zarar vermez yahu. ;D
-
Bir çok ortamda yürüyüş kamp vb. etkinlikler için çok zaman fazla maliyetli şeyler öneriliyor insanlara. Ulan diyorum kendime, 21.yy. teknolojisi olmadan olmuyorsa bu güne kadar nasıl becerip de 21. yy.'a gelmişiz?
-
Bende onu diyorum Eylem abi, sineğin besin değerini bilmek bütçeye zarar vermez. O sinekle balık tutabiliriz:)
Ama avuç içi kadar bir taşın içini oymayı göstermek yerine hazırını satın almaya yönlendirilmeye karşıyım. Ben dağa macera yaşamaya gidiyorum diye cebimde ki kibriti korumak yerine taş taşımak bana çok akıllıca gelmiyor.Lakin benim gibi ciddi anlamda köpek korkusu olanlar için o taşlar bazen işe yarayabilir..
Bilgisi olan varsa paylaşsın lütfen. Misal açık arazide ağaç olmayan bir arazide, örneğin hangi bitkilerin besleyici değeri vardır. Hangi bitkinin kökü uzun ve yüzeyde iken hangisinin kökünde daha çok su vardır?
-
Ne yaptın Hüseyin. Bunu sen bilmiyorsan biz hiç bilmeyiz. Her yörenin farklı bir bitki türü var. O yüzden çoook zor bir iş bu. Bir de adlandırmalar yöreden yöreye değişiyor. Dolayısıyla bilimsel isminden gitsek o da bir dünya
http://www.kmoksy.com/zobot/bitkiler_A_partim.html
Not: Sitenin adı sözün özü gibi :2up
-
Not: Sitenin adı sözün özü gibi :D :D
Hayri ustam o gezgin; 15-20 Yaşa aralığında elinde çoban asası dağlarda dolanan bir avareydi.20 yaşından sonra motorsikleti ile dağlarda dolaşan bir avare...25 yaşından sonra elinde olta göllerde sularda dolaşan bir avare..28 yaşında www.biçaksanati.com ile tanışıp cebinde kendi yaptığı bıçakla dolaşan bir avare...
-
:) Dumru Hocam,
Ağız ve de klavye alışkanlığı. Ben genelde "Hocam" derim, çok büyükse "Abi" derim.
Yöntemde ustalaşmak adına taş, ip gibi bazı şeyleri kullanıyorum ama bu doğada o taşı ya da ipi taşıyacağım anlamına gelmiyor. Zamanla bunlara ihtiyaç kalmayacak (ya da öyle umuyorum) ama şimdilik bunlar birer kolaylaştırıcı aparat.
Bunu geçtim adam taşın bile oyulmuşunu alıyorsa doğada ne işi var (tembellik diz boyu demektir) Yanlız şeytan da dürtmüyor değil... Buradan bushcraft taşı mı ihraç etsek ;D
Masraf konusuna gelince iyi bir çadır ile uyku tulumuna hatırısayılır bir para yatırdım ama ayağımda asker botu sırtımda da 80 liralık bir çanta olacak... Macera olsun diye hayatı riske atmanın anlamı olmadığı gibi konfor en üst düzeyde olsun diye ölçüyü kaçırmanın da anlamı yok bence. Dozajı tutturmak gerek. Su kaynatmak için Ulus taraflarında bulabileceğimiz çelik kupalar, lazımsa ocak olarak 15-20 liralık kartuşlu ocaklar(ya da Eylem Hocamın yaptığı kutu kola ocaklardan) vb kullanılabilir. İhtiyaçlar zaten kendisini zamanla belli edecektir.
Daha en basit ağaç türlerini bile sayamazken bitki konusuna hiç girmiyorum bile.
Yarın gece kamp için yola çıkıyorum ve 3 gün yokum. 21-22 Nisan neredeyse tüm gün yağmur. 23 Nisan ise az biraz güneş veriyor. Rüzgar desen o zaten var....
Yağmurda ne yapılır, nasıl yapılır, ne yenilir hepsini öğreneceğiz artık. Sıkı bir macera olacak gibi....
-
(İlk kısmı 14:57'deki Hüseyin'in mesajından önce yazdım. İş güç derken ancak şimdi gönderebiliyorum. Aradaki diğer mesajlara da henüz adam gibi bakmadım. Şimdi bakacağım. :) )
Ray Mears, karakter ve mantık olarak kanımın kaynadığı bir adam. Eleman gençken kamp malzemesine verecek parası olmadığından elinden gelenleri çoğaltmaya başlamış. Tabi bilgi, el becerisi, tecrübe ile sağa sola olmayan parasını saçmaktan kurtulmuş.
Ateş üzerine kanca ile tencere sarkıtma işini biçimlendirdiği bir kaç parça dalla becermesi, hatta onları bir sonraki sefer de kullanmak için sökülüp takılabilir yapıp iş bitince tenceresinin içine sığdırması buna örnek verilebilir.
-- o --
Hüseyin aslında teknikler falan anlatılırken bir oto sansür uygulamamak gerek. Neden dersen her yazılanı okuyan türlü türlü insan ve her insanın yaşadığı türlü türlü durum var. Her şey yazılsın, nasıl olsa insanlar bunların arasından kendi elemesini yapar.
Örneğin bana bu sürtmeyle yakma işi çok gıcık, külfetli, imkansız gibi geliyor ama bazen uçağa cepte bir tırnak çakısı bile olmadan bindiğimi düşünüyorum. Bu bilgi ve becerinin eşsizliğine bir örnek.
Aksi gibi ekipmanı da göz ardı edemiyorum. Bazen iş yerinin arkasındaki araziye bakıyorum. Bir tane bile ağaç dalı bile olmayan, toprağı kolayla kazılamayacak kadar sert, taşla çamurla barınak yapılamayacak, kışın karın örtmediği, yağmur ve rüzgarın eksik kalmadığı bir zemin. Salt böyle bir zemine tedbirsiz, eli boş düşsem ne yapabilirim ki demekten kendimi alamıyorum, tedbir bazen mecburi diyorum kendime.
-- o --
Bitkilerin yenebilirliği ile ilgili tekniği galiba Hayri anlatmıştı. Galiba bitki türlerinin ortalama %50'si yenemiyor ya da çiğ yenemiyor. Hayvanlarda ise oran bu denli düşük değil.
-- o --
Bu hayatı idame için kullanılabilecek bir çok şey aslında çevremizde var olduğundan bunların kullanımından haberdar olmak bizi çevredeki fırsatları daha iyi değerlendirir hale getiriyor. Örneğin Can Rambo'nun çuvala sarınması bir çoğumuzun aklında yer etmiştir.
-- o --
Firesteel yine de iyi bir nesne. Akmıyor, kokmuyor, ıslanmıyor, bitmiyor. Farklı boylarda olabiliyor. Bıçakla, kılıfıyla ya da anahtarlıkta taşımanın yolu bulunuyor. Bildiğimiz gazlı çakmak taşlarının irisi...
-
Ne yaparsan yap bol bol fotoğraf çekmeyi unutma :2up
Yağmurda ateş yakacaksan dakota çukuruyla ilgili videolar izlemeni tavsiye ederim. Tutuşturucu olarak bally 1 tl bulduğum en ucuz işe yarayan malzeme.
Yağmur sonrası sinek böcek başbelası olabiliyor.
Güle güle git , bol bol eğlen ;)
Eylem abi +1 ayrıca Ray Mears çok da güzel yemek yapıyor. Adamı izlerken ağzımın suyu akıyor resmen :P
-
Ne yaparsan yap bol bol fotoğraf çekmeyi unutma :2up
Yağmurda ateş yakacaksan dakota çukuruyla ilgili videolar izlemeni tavsiye ederim. Tutuşturucu olarak bally 1 tl bulduğum en ucuz işe yarayan malzeme.
Yağmur sonrası sinek böcek başbelası olabiliyor.
Güle güle git , bol bol eğlen ;)
Eylem abi +1 ayrıca Ray Mears çok da güzel yemek yapıyor. Adamı izlerken ağzımın suyu akıyor resmen :P
hayri bey, bildiğimiz yapıştırıcı bally mi?
-
Şu "Dakota" çukurunu tandır olarak Türkçe'leştirmeyi öneriyorum. Taltif etmeyelim elemanları. Kolaç/lokmayı yapmayı, sacda, çubukta ekmek yapabilmeyi vb. bir çok şeyi yüzler, hatta binlerce yıl sonra anca öğrenip bir de marfet yapmış gibi gubarıyorlar, gıcık oluyorum. Zaten son zamanlarda "Yurt" yapmayı da öğrenmişler. Gerçi onlara değil kendimize mi kızsak ne?
Ulusal değerleri yaşatma adına her fırsatta buluşup ızgara yapmayı öneriyorum. Köfte ve daha bir çok değeri yaşatalım.
-
Bu konu neymiş böyle.
Şimdiye kadar bıçakla alakası yok diye bakmamıştım.
Biraz önce hepsini baştan okudum. Artık takipteyim.
-
Doğada, zor koşullar altında Yaşamı Devam Ettirme Teknikleri... yerine aletleri mi desek?
Doğaya kendinizi bırakmaya gidiyorsunuz, şehrin bütün ağırlıkları sırtınızda...
Gezilerimin bir çoğuna ani aldığım kararla çıktığım için askerden kalma pançomu alıp gitmişliğim çoktur.uzun uzadıya hiç açlık çekmedim. Yalnız bir kaç defa yerde dalda gördüğüm dişimin kestiği şeyleri yemek zorunda kaldım. Yemeseydim ölür müydüm? Hayır, ama aç ayı oynamazdı.
Tesadüf eseri gece üzerime yağan çiy den su elde etmesini öğrendim.
Sabun yerine çamuru....ateşi,suyu idareli kullanmayı..
Amcam 40-50 tane yeni keçi almış, çobanın önüne sürmüş. Gece sürü bölünmüş 20 tane keçi yok. Ben amcaoğlu çoban ve bir başka kişi iki gurup halinde iki ayrı yamaçta ki dağlara keçileri aramaya çıktık. Elimizle koymuş gibi bulacağız ya ne erzak ne üst baş. Kısa kollu gömleklerle çıktık dağlara...
O dağ senin bu dağ benim dolaşıyoruz ama keçilerden ne ses var ne de iz... Derken kurdun etini sıyırdığı bir keçinin kemiklerini bulduk. Demek ki keçiler bu tarafta ki dağdaydı.Aramaya devam...İkindi vakti idi.. Yağmur bir başladı ki aniden.. Şakır şakır yağıyor mübarek. Arazi taşlık ve hep ilki( maki) Dağın zirvesindeyiz. Bu dağ adeta parataöner gibiydi. Sürekli yıldırım düşerdi. Yıldırım düşer korkusu ile cebimizde üzerimizde metal ne var ne yok salladık. Yürürken çarpılmayalım diye Sığınacak bir kaya kovuğu bulmak ümidi ile kuzey yamaçlara doğru ilerledik.Tek tek ayrı iki yere saklandık. Yağmur iliğimize işlemiş.Elbiseler sırılsıklam. Hareketsiz kalmanın ve hafiften esen rüzgarın etkisi ile de üşümeye başlamıştım. Rahmetle andığım, gençliği göçebelikle geçmiş komşum( sorkunlu ebe)un iki kulağıma taktığı iki küpe vardı. Birincisi "soğuğa mertlik olmaz" ikincisi "örüzgar cıplağa bir ıslağa iki çarpar" bir an rahmetlinin sözleri geldi aklıma ve don gömlek ne varsa çıkardım. Gömleği arada bir iyice sıkıp yeniden giyiyordum. Gömlek naylonumsu olduğu için su kalmıyordu ve vucut ısımı tutuyordu. Aynı şeyi yapmasını amca oğluna da söyledim. Hava kararmaya başlamışsa da yağmur göz açtırmıyor.Ama kararmadan da o dağdan inmek lazımdı. Alacakaranlıkta gözleri genelde zor seçici olur. Bu nedenle güneş battıktan yarım saat sonrasını bekledik hareket için.
İyi ki de beklemişiz. Yağmur nihayetinde dindi. Pantolon kumaş olduğu için suyu kolay kolay bırakmıyordu. Bende pantolonu var gücümle parçalamak istercesine düz bir kayaya vuruyor suyunu akıtıyordum. Ehh sırılsıklamdan iyi hale gelince giyip ovaya doğru inmeye başladık. O değil amcamlarda bizi aramaya çıkacaklar sonra dağ dağ bir birimizi arayıp duracağız.
Ovaya indik. Bulutlar dağıldıkça yükselen ay sayesinde yeri ve etrafımızı seçebiliyorduk. Cebimizde çakmağımız vardı ama odunlar ıslak tutuşturacak hiç bir şey yoktu. Gözüme kestirdiğim kalınca bir odunu duvara vura vura kırdım. Ortası kuru idi.. Sonra bunu taşlarla biraz daha inceltip kürdan gibi. Daha sonra biraz daha kalın parmak gibi yapıp ateşimizi yaktık... Isınmak ne güzel şeydi..
-
Evet Bora Bey; bildiğimiz bally.
Eylem abi kendimize kızmalıyız. Mis gibi tandır çukuru varken hala dakota diyormuşum baksana. :(
Hüseyin vazelin alet/techizat ama gömleğe pantolona sürmek seni yağmurdan koruyacak güzel bir teknik. Bu yüzden alet deyip geçiştirmemek lazım. İş bilenin elinde neye dönüşeceğini kimse kestiremez. Mesela prezervatif(sadesi :D ) çok iyi bir su taşıma kabı ama iş bilmeyenin umurunda olmaz. Basit teknikleri okuyup yeterli zanneden biri de içini su doldurduğunda çorabın içine koyup taşımayı akıl edemez patlatır. O yüzden gel biz bu konuya teknik diyelim. Çünkü senin pantolonu vurduğun düz kaya da naylon gömleğin de o an elinde olan aletmiş ama amcaoğlun tekniği senden duymasa bir işe yaramazmış. Bu arada hikaye süperdi, gözümde canlandı.
Bir de yabani hayvan tehlikesi var tabi. Duyunca ürpertici gelse de mesela çadırıma tilki girdi, tuttuğum balıklarımı çakal yürüttü ama korkulacak hayvanlar değilmiş. Benim yine de ödüm patladı yalan yok :)) Hele bir gelincik maceram var ki düşman başına, 3 günlük kampı cehennem etti bana. Porsuktan aşağı kalır yanı yokmuş ağır bir tecrübeyle öğrendim. Senin de kurtlarla ilgili tecrüben çoktur. Karşılaşmadığım ama uzaktan gördüğüm 2 hayvan var biri kurt biri ayı. Umarım karşılaşmam.
-
Hayri be mevzu çözüldü. Ben ani gelişen olaylara karşı doğadan yararlanmayı siz tedbirli gezmeyi anlatıyorsunuz. Prezervatifler 56 lt ye kadar test edilmiştir:) Bu arada ayı gördüm, ama kurtla hiç karşılaşmadım. Umarım karşılaşmamda. Lakin saydıklarınızın içerisinde en tehlikelisi Gelincik diye düşünüyorum... Dikkatli olun..
-
Ani gelişen olayları biz pek yaşayamıyoruz. Onun için senin gibi bozkırda yaşamak lazım. ;)
Bu arada benim eşim de Konyalı. Ben de Selçuktan mezunum. Nasipse ileride belli mi olur yolumuz düşer belki oralara.
Gelincik benim korkulu rüyam. 2 si ateşin başında kalabalıkken olmak üzere 3 kez arkadaşıma saldırdı. Bir kez biz yokken çadırımıza girip şişme matları paramparça etti. Hırsını alamayıp arabamıza kadar yürüdüğümüz yaklaşık 7 km yolu takip edip kasaya daldığını yoldayken dikiz aynasından farkettik. O yüzden arkadaşlar resimlerine bakın gelinciği iyi tanıyın ve görürseniz yolunuzu değiştirin. Asla ama asla taş atmak, ateş etmek ya da sopayla üzerine yürümek gibi bir hata etmeyin. Hele yanınızda yavrusuna ateş eden dengesiz bir arkadaşınız varsa görüşmeyi kesip kampı da yarıda bırakın.
Ayı gördüğünde neler oldu. Ben yakında görürsem direk kaçacağımı düşünüyorum. Öyle yat bekle tırman falan bana göre değil. Saldırısından da kurtuluş yok gibi.
-
Bu kemiğin türkçesi Aşık'tır.Eskiden bu kemik ile oyunda oynarlarmış.
Koyun ve keçinin arka bacaklarından çıkan bu aşıklarla oyun oynadığım günleri hatırladım.
Aşığın her yüzünün bir adı vardı, sanırım bu adlar bölgeseldi.
Aşığa hile için uygulamalarda yapılırdı.
-
Gelincik... Masumane bir hayvana benziyordu oysa ki. Sizlerden duymasam inanmazdım.
-
Bir de eksisozluke göz at derim.Kediye, köpeğe, yılana, ata, ayıya ve timsaha saldırıyormuş. :)) Desene ucuz yırtmışız psikopat hayvandan :D Nasıl bir şey olduğunu dayanıp izleyebilecekler için
http://www.youtube.com/watch?v=xsGs6oEGxJM&feature=related
http://www.youtube.com/watch?v=IiMhqbR41Rc&feature=related
-
2003 yılında Kayseri Tekir yaylasında (Erciyes'in dibinde) daha tugaya katıldığım gün çıktık. Dediler hoş geldiniz. Hadi şu tekir gölünün etrafında bir koşalım. Bayağı bir koştuk. Y.subay olduğum için biraz şanslıydım sahra çadırında kaldım. Ama en az 1 saatte 20-30 tane gelincik yanımdan koşarak geçti. Her yer gelincik. Hatta bir kaç kişi tabancayla vurmuş ölüsünü gördüm. Şu masum yavruya kıyılırmı dedim içimden. Benim sahra çadırında 1 astsubay ile bir uzman daha ben gelmeden önce geldiklerinden ve haftalardır orada olduklarından yatakları hazırdı. Katlanır ayaklı yerden 30 cm yüksek yatakları vardı. Bende uyku tulumuna girip yattım. Ama sahra çadırı olduğundan altı açıktı. Yerden yatmak daha doğal dedim ve yumuldum uyku tulumuna. Gelinciklerin tehlikesini bilsem yatamazdım. Çünkü yerde yürüken neredeyse basılacak kadar çoklardı. Gece hatta bir fare geldi burun buruna yatıyoruz. Bir vik sesi duydum fenerimi yakıp burnumun ucuna tutunca göz göze geldik. Burnu pembeydi :) sonra o kadar yorulmuşum ki uykumu bölmek istemezcesine fenerle itekledim. O da kaçmıyordu. Sonra arkasını dönüp kuyruğunu sallaya sallaya ayak tarafıma doğru gitti. Bende kafamıda kapatarak uyudum.
-
Arada gelincik fareyi vik diye götürmüş olmasın?
-
Arada gelincik fareyi vik diye götürmüş olmasın?
Dediğiniz gibi azılı birşeyse o gece ateş yakıp şişe takıp yemiş deseler inanacağım.
-
"Kelile ve Dimne"de mi vardı hatırlamıyorum. Gelincik bakan çocuklu bir babanın hikayesi vardı. Gelincik çocuğun başiğinin yanında yılanı haklıyordu falan filan...
Bu gibi hayvanların yuva yapma mantığını falan da bilip yaşama alanından uzak durmak en hayırlısı. Zaten su kaynaklarından da uzak durmak kampta genel kural.
-
gelincik okadarda vahşi bir hayvan değil esasen yeterki damarına basmayın ben 2 sene besledim ama hayırsız cıktı kendine bir dişi buldu ve tüydü :)
cok sevimli ve oyunu seven bir hayvan ama arada ısırır >:D
-
Bugün zihnimdeki "masum" hayvanların o kadar da masum olmadıklarını öğrenme günüm sanırım.
Sincap koca yılanı rezil kepaze etti. Hatta canlı canlı yedi.
http://webtv.hurriyet.com.tr/5/30924/0/1/sincap-yilani-caresiz-birakti.aspx
Bu arada aldığım bilgiye göre kampta yer vıcık vıcık kar o yüzden tandır yalan oldu. Normal kamp ocağının yanı sıra hobo stove denilen ocağı ve koka kola ocağını kullanmayı deneyeceğim. Aç kalma riskine karşılık konserve de götüreceğim...
-
Belediyeci adam Kartepe yerine Çınarlıdereyi tavsiye etmeli. Türkiyede gördüğüm en güzel parkur. Kimi götürdüysem aynı şeyi söyledi.
ÇOCUKLUĞUM ÇINARLI DERE DE GEÇTİ,
sonra belediye burayı keşfetti, hemen paralı parkura çevirdi, kendinden veya benden korumak için.
çocukluğumun anılarının geçtiği doğaya parayla girer anca böyle ulaşır oldum, çok mutlu oldum.
aferin belediyeye.. ::)
-
Mehmet Abi paralı değil ücretsiz. Bilgin olsun.
-
Mehmet Abi paralı değil ücretsiz. Bilgin olsun.
HADİ BAKALIM, ŞİMDİLİKTİR O YA NEYSE
-
Valla bana kalırsa da öyle ama güvenlikler 3 yıldır alınmıyor alınmayacak da diye söylüyorlar. Hiç inanamıyorum ama paralı olsa da değer. Yuvacık barajının orada doğru düzgün imkanı olmayan yerde dipdibe piknik yapmaya 20 lira istedikleri için burası şimdilik cennet.
-
Ateş yakmakla ilgili bir yöntem daha buldum daha az enerji istiyor ama hazırlaması uzun sürüyo gibi görünüyor http://www.youtube.com/watch?v=JVj6ocvS6jw
-
bunu denemek lazım...:)
-
İki gün yağmur yağdı, dolu yağdı, yumuşak kar dolayısıyla zirve yapamadık vs ama süper bir kamp oldu. Ayı kafatası bulduk, aracın biri çamura battı ve onu kurtarmaya gelen traktör de battı ikinci traktör anca kurtarabildi, gece çakal olduğunu tahmin ettiğim bir hayvan kampa yakın geçti, ne olduğunu bilmediğimiz bir hayvan gece poşetleri timtikledi, bütün odunlar su içinde olduğundan ateş yakmamız bir asır sürdü ve daha bir sürü macera...
İki tane de ağaç mantarı buldum. Süper kav malzemesi olurmuş. Kurusun deneyeceğim.
(http://img100.imageshack.us/img100/6596/20120422113453.jpg)
(http://img269.imageshack.us/img269/9514/20120422111756.jpg)
(http://img846.imageshack.us/img846/9859/20120422111750.jpg)
(http://img32.imageshack.us/img32/1340/20120422102403.jpg)
(http://img848.imageshack.us/img848/3425/20120422094132.jpg)
(http://img100.imageshack.us/img100/112/20120422093946.jpg)
(http://img33.imageshack.us/img33/5420/20120422090814.jpg)
(http://img442.imageshack.us/img442/640/20120422090350.jpg)
(http://img23.imageshack.us/img23/7051/20120421202500.jpg)
(http://img811.imageshack.us/img811/8107/20120421162327.jpg)
-
imrendim vallahi...:)
-
Ben de Cumartesi günü Selimiye Camii hünkar mahfilinde kilitli kaldım :) Cami beni bırakmadı mı ne?
-
Adaşım bir sonraki etkinliğe bekleriz...
Eylem Hocam,
Camide su var az biraz da kesme şeker vardıysa birkaç gün hayatı idame edecek temel unsurlar varmış :D
-
Durum öyle vahim değildi bereket. Yarım saat kadar takıldım sadece. :)
-
Bora Bey siz macera için doğmuşsunuz:):)
-
ah şurdan bi çıksam...
-
Dumru Hocam,
Biraz kinaye seziyorum ama olsun... Bir homo sapiens memurus için bunca şey oldukça sıradışı ve maceralı geldi ama şu bir gerçekki son dönemde geçirdiğim en güzel haftasonu idi.
Havalar biraz daha düzelince hanım ve oğlanı da alıp ilk önce 1 gecelik sonra da 2 gecelik haftasonu kampına gitme planları yapıyorum.
-
Dumru Hocam,
Biraz kinaye seziyorum ama olsun... Bir homo sapiens memurus için bunca şey oldukça sıradışı ve maceralı geldi ama şu bir gerçekki son dönemde geçirdiğim en güzel haftasonu idi.
Havalar biraz daha düzelince hanım ve oğlanı da alıp ilk önce 1 gecelik sonra da 2 gecelik haftasonu kampına gitme planları yapıyorum.
Yapmayın Bora Bey, kinaye yapmıyorum. Tespitimi söylüyorum. Anladığım kadarıyla siz macera yaşamak için gezi yapıyorsunuz. Yani macera sizi mutlu ediyor ve sizde macaranın peşinden, yani mutluluğun peşinden koşuyorsunuz.
Ekip olarak düşündüğüm gezileri en azından iki hafta önce düşünür, bir hafta önce planını yapar, yol ve hava durumunu değerlendirir ona göre çıkarım. Lakin dostlarımla bir gece yarısı kahvede çay içerken 15 km yol yürüyüp yaylada çay içip sabaha geri dönmüşlüğümüzde vardır.Ben buna 'yayla evinde çay içme keyfi' derken başkaları 'avarelik' bir başkalarıda macera der.
Fotoğraflarınıza baktıkça ben üşüdüm. Ve hayran kaldım size..Ben o karda o dağa çıkamazdım. Çıksamda kalmazdım galiba....
Bu arada Ankara-Konya -Bozkır toplasanız 6 saat etmez.. Beklerim.
-
Davet için teşekkürler... Kısmetse başka bir organizasyon dolayısıyla pazar ya da pazartesi günü Konya'da olacağım ama zaman kısıtı nedeniyle Bozkır biraz zor olur. Müsait olursanız beraber barut kokusu çekebiliriz ciğerlerimize...
Kesinleştiği zaman adres ve tarihi ÖM olarak atarım.
Fotoğraflardaki kara aldanmayın o kadar soğuk hissedilmiyordu. Fakat bana cesaret verdi... Kasım ayında Bolu'da bir kampa katılmak istemiş ama kısmet olmamıştı. Bu sene inşallah katılacağım.
-
Barut kokusunu severim. Ama ateşli silahlarla aram pek yoktur. Nişan almayı hiç becerememişimdir. Davetimiz her daim geçerlidir.
Ön fikir olması adına...
http://www.youtube.com/watch?v=TlIm4bW6MDE&feature=colike
-
Havalar ne çabuk ısınıyor. Bora (zucchero) beyin fotoğraflarına bakınca o karlı ortam, o hava hiç yaşanmamış gibi uzak geldi. Demek ki her anı kaçırmadan zamanında değerlendirmek esasmış.
-
Eylem Hocam ben soğuk havaları seviyorum ama dediğiniz gibi anı değerlendirmek lazım. Bir de sıcak havalar gelince şu kene muhabbeti yeniden ortaya çıktı. Köyde bizim yeğenin kafasına yapışmış ve tesadüf eseri farketmişler. Başını okşayınca babannesinin eline çarpmış. O da ilk anda et beni zannetmiş ama dikkatli bakınca olayı farketmiş. Şu anda iyi...
Aman dikkat diyorum. Pantolonlar çorabın içine sokulsun. Doğrudan yere değil de açık renk bir örtü muşamba vb üzerine oturulsun. Mümkün mertebe giysiler gitmeden önce ilaçlansın ve eve dönüşlerde tüm vucud ama özellikle eklem yerlerinin arka bölümleri, kasıklar, ense, kulak arkası, saç gibi yerler kontrol edilsin. Okuduğuma göre koyu renkler ve özellikle siyah bu hayvanları çok çekiyormuş. Dolayısıyla beyaz ve açık renkli giysiler de giymek iyi olabilir...
-
Kene, at kestanesini de durak olarak seçebiliyor gibi benim de tam kavrayamadığım bir malumatım var. Yani bir
açaağaç ile haşır neşir olup buradan kene kapabilirsiniz.
-
Kene işi sıkıntı gerçekten. Elbiseye sürülen cins koruyucuları yüksek oranda permehedrin yüzünden tarım bakanlığı yasaklatmış. Tene sürülebilenlere de ben güvenemiyorum. Köpek beslediğim zamanlardan kalma kasımpatı doğal kene savar diye bir bilgi var ama canımı emanet edecek kadar güvenemiyorum. Yasak masak yüksek oranlı permehedrinli materyal getirtip kullanıyorum, özellikle tozluklarımı iyice ıslatıp kuruduktan sonra kullanıyorum. Bu sene daha getirtme yolu bulamadım, bakalım.
Kene konusunda özellikle göçmen su kuşu alan yerlerde çok dikkat etmek lazım, nitekim bu keneler ne Kırım'dan ne Kongo'dan yürüyerek gelemezler. Bizim koyun ve köpek keneleri tarafından çokça kere emilmiş biri olarak şimdiye kadar bir sıkıntı yaşamadım ("yara kabuğu oynadı! anam ayakları da var!" paniğini saymazsak).
Ben birkaç yıldır Kurban bayramında büyük olay çıkacak diye bekliyorum, malum acemi kasaplar hayvanlar kadar kendilerini de kesiyorlar. Şans mıdır, yoksa et hayvanları bu virüsü taşıyamıyor mu her neyse böyle bir vektör ortaya çıkmadı.
Paçalar çoraba ve açık renk giysi dışında önerim doğadan döndükten sonra vücudunuzu iyice bir inceleyin, hatta bakamadığınız yerlerinize başkasına baktırın (maksat bekarlar evlensin :P ). Kene yapıştığını kene şiştikten sonra anlamak normal kenede bile hastalığa davetiye çıkartıyor. Öldürmese de süründüren bir sürü hastalık taşıyor musibet hayvan.
-
ateş yakmakla ilgili eski bir filmi hatırladım hababam sınıfı izci kampındaydı Şener Şen ve rahmetli Kemal Sunal'ın ateş yakma çalışmaları sonucu :) nette araştırdım bir video buldum ama Türkçe değil :(
(http://g1205.hizliresim.com/x/6/5d107.jpg) (http://bit.ly/c25MCx)
(http://g1205.hizliresim.com/x/6/5d10c.jpg) (http://bit.ly/c25MCx)
(http://g1205.hizliresim.com/x/6/5d10u.jpg) (http://bit.ly/c25MCx)
(http://g1205.hizliresim.com/x/6/5d10y.jpg) (http://bit.ly/c25MCx)
(http://g1205.hizliresim.com/x/6/5d119.jpg) (http://bit.ly/c25MCx)
(http://g1205.hizliresim.com/x/6/5d11h.jpg) (http://bit.ly/c25MCx)
(http://g1205.hizliresim.com/x/6/5d11s.jpg) (http://bit.ly/c25MCx)
(http://g1205.hizliresim.com/x/6/5d122.jpg) (http://bit.ly/c25MCx)
(http://g1205.hizliresim.com/x/6/5d14n.jpg) (http://bit.ly/c25MCx)
-
Eylem Hocam,
Babamın bir arkadaşı rahatsızlanıyor. Hastaneler, doktorlar, ilaçlar vs ama beyhude... Adam iyileşmiyor. En son bir doktor sen nerden geldin, necisin, ne yaparsın diye sorunca elemanın Norveç de bir yürüyüş sırasında ağaçta (zira yerde en az yarım metre kar var) bulunan bir kenenin buna musallat olduğu ve ense-saç arası bir bölgeye kendisini neredeyse tamamen gömdüğü anlaşılıyor. Nice sonra adam sağlığına kavuşuyor. Vahşi hayvan vs bir nebze ama ben gözle göremediğim bu mahlukattan daha çok korkuyorum.
Ferhat Hocam,
DDT sıkıyorlarmış sanırım ecnebiler giysilere ve çadıra ama bizde bu da yasak galiba. Bitkisel ilaçların etkisinin de sınırlı olduğunu söylüyorlar. 2 hafta sonra bir kamp organizasyonu var. Ne kullanmamı önerirsin?
-
normal şartlarda aşırı şeker tüketen bir vucuda sivrisinek ve benzeri canlılar vucudun asitik olması dan dolayı kokuyu alan gelir şeker tüketimini azattıp
veya hiç tüketmeyerek ve kampta zencefilli yeşil cay içerek vucutdaki asiti bazik yapmak sivrisineklerden kurtulmanın en kolay yolu
bir orman gezisinde sivrisineklerle başım belaya girdiğinde yanımızdaki arkadaşımız termosa hazırladığı sıcak suyun içine yeşil çay ve taze zencefili demledi ve bize içirdi akabinde nesine ne böcek hepsi kayboldu birde börtü böceği kovmanın diğer yolu fesleğendir yağını kulanırsanız ozamanda böcükler size yaklaşmaz.
ısırgan otu suyunu ben agaclara ve bahçeye sıkıyorum ne sinek ne böcek naturel olarak kayboluyorlar.
basit olarak yeşilçay suyu bile bu işi görüyor onemli olan kendiniz kamufile etmektir
şeker yemek yok yenildi ise yeşil çay ve zencefil demlenmeli ve içilmeli
bu arada tuz tüketimini de azatlalıyız .
ben bu işlemi afrikada uyguluyorum ordaki heşereler bana yaklamıyor ;)
-
Eylem Hocam,
Babamın bir arkadaşı rahatsızlanıyor. Hastaneler, doktorlar, ilaçlar vs ama beyhude... Adam iyileşmiyor. En son bir doktor sen nerden geldin, necisin, ne yaparsın diye sorunca elemanın Norveç de bir yürüyüş sırasında ağaçta (zira yerde en az yarım metre kar var) bulunan bir kenenin buna musallat olduğu ve ense-saç arası bir bölgeye kendisini neredeyse tamamen gömdüğü anlaşılıyor. Nice sonra adam sağlığına kavuşuyor. Vahşi hayvan vs bir nebze ama ben gözle göremediğim bu mahlukattan daha çok korkuyorum.
Ferhat Hocam,
DDT sıkıyorlarmış sanırım ecnebiler giysilere ve çadıra ama bizde bu da yasak galiba. Bitkisel ilaçların etkisinin de sınırlı olduğunu söylüyorlar. 2 hafta sonra bir kamp organizasyonu var. Ne kullanmamı önerirsin?
Hocam DDT değil DEET olmalı dediğin. OFF, KOV vs.'in kene için olanlarında ya bu madde var ya düşük oranda permehedrin. Doğrudan tene sıkarak kullan. (Çocuklara uygun değil.) Suya girip çıkacaksan etkisini çabuk kaybediyor (tenden yıkanarak çok kolay çıkıyor). Permehedrini bu nedenle tercih ediyorum. Önemli nokta: son kullanım tarihine bak, üretim tarihine bak. 1 yıllık DEET ya da permehedrin yarı yarıya başka şeye dönüşmüş oluyormuş. Ne kadar taze o kadar koruyucu yani.
Kamp alanına atomizer içinde etil alkol götür, yatacak alanı yere yakın fısfısla. Çoğu böceği uzak tutar. Limon kolonyası da bir alternatif.
normal şartlarda aşırı şeker tüketen bir vucuda sivrisinek ve benzeri canlılar vucudun asitik olması dan dolayı kokuyu alan gelir şeker tüketimini azattıp
veya hiç tüketmeyerek ve kampta zencefilli yeşil cay içerek vucutdaki asiti bazik yapmak sivrisineklerden kurtulmanın en kolay yolu
bir orman gezisinde sivrisineklerle başım belaya girdiğinde yanımızdaki arkadaşımız termosa hazırladığı sıcak suyun içine yeşil çay ve taze zencefili demledi ve bize içirdi akabinde nesine ne böcek hepsi kayboldu birde börtü böceği kovmanın diğer yolu fesleğendir yağını kulanırsanız ozamanda böcükler size yaklaşmaz.
ısırgan otu suyunu ben agaclara ve bahçeye sıkıyorum ne sinek ne böcek naturel olarak kayboluyorlar.
basit olarak yeşilçay suyu bile bu işi görüyor onemli olan kendiniz kamufile etmektir
şeker yemek yok yenildi ise yeşil çay ve zencefil demlenmeli ve içilmeli
bu arada tuz tüketimini de azatlalıyız .
ben bu işlemi afrikada uyguluyorum ordaki heşereler bana yaklamıyor ;)
Kızılırmak kenarında arkam çeltik önüm ırmak gece yayın avlarken fesleğen yağına ettiğim duayı insana etsem peygamber olurdu ^-^.
-
naturel olmakta faydavar
birde 50gram cin için yine sinek yaklaşmaz :D
sonuç olarak vucuda şekerin ve tuzun girmemesi gerekiyor birde bu tarz bitkisel yağlar veya sular bu işi cok güzel halediyorlar deneyiniz cadırınıza ısırgan suyu hazırlayıp sıkın veya fesleyen yağı sürün hiç bir haşere girmez
-
bir de şöyle bir durum var, mesela beni sivrisinek hiç sokmaz. yani yolunu kaybedenler hariç. bir ortamda herkes sabah kıpkırmızı uyanırken ben hiç yara almadan geceyi geçirmiş olurum. sanırım benim kanımı beğenmiyorlar :D tabi kenede durum nasıldır onu bilemeyeceğim.. ::)
-
bir de şöyle bir durum var, mesela beni sivrisinek hiç sokmaz. yani yolunu kaybedenler hariç. bir ortamda herkes sabah kıpkırmızı uyanırken ben hiç yara almadan geceyi geçirmiş olurum. sanırım benim kanımı beğenmiyorlar :D tabi kenede durum nasıldır onu bilemeyeceğim.. ::)
Genelde benimde aynı.
-
bir de şöyle bir durum var, mesela beni sivrisinek hiç sokmaz. yani yolunu kaybedenler hariç. bir ortamda herkes sabah kıpkırmızı uyanırken ben hiç yara almadan geceyi geçirmiş olurum. sanırım benim kanımı beğenmiyorlar :D tabi kenede durum nasıldır onu bilemeyeceğim.. ::)
sendeki durum şu şekeri fazla tüketmiyorsan ve tuzu vucud asitik olmuyor veya vucudun bu asitik durumu anında ortadan kaldırıyor buda.
-
evet genelde çok gıda tüketen birisi değilim zaten ve tatlıyla da pek aram yoktur... ilginç...
-
Beslenme alışkanlıkları ile ilgili demekki bu. Doğal olmayandan uzaklaştıkça doğa da sizi rahat bırakıyor desenize. Ben de sivrisinek konusunda çok rahatımdır. Günümüzde çok tüketilen ıvır zıvır dediğimiz tamamen yapay ürünleri tüketmediğimden midir, yoksa bitki çaylarından başka içecek içmediğimden midir bilmem. Ama ısırgan otu suyu ile bütün bir köyün bağ bahçesinin böcekten kurtarıldığını büyüklerimden duymuştum. Burada da benzer şeyler okuyunca bir ışık yandı. Sinek ısırmış gibi kaşıntı yapan bir bitkinin bu kadar yoğun bulunması falan. Hımmm :-\
-
Ben büyük kupa çayı en iyi ihtimalle 3 şekerle içerim (şeker biraz tatsızsa 4 ). Yemeğin tadına bile bakmadan biraz tuz atarım. (ikisi de çok kötü alışkanlık biliyorum ama vazgeçemiyorum)
Sivrisinekle şimdiye kadar çok büyük sorunum olmadı şimdiye kadar ama beni esas illet eden şey sokup kızartması değil o sesi... "Zzzzzzzzzzzzzzz" diye kulağımın dibinden geçti mi benim ayarlar bozuluyor. Açık havada genelde spiral şekilde bir çeşit tütsü kullanıyorum. Markası Raid olabilir. Rüzgar olmazsa oldukça etkili. Zaten rüzgar da çoksa sivrisinek yok demektir. Ama bu kadar övüldüğüne göre fesleğen yağını da denemekte fayda var.
PCI İlaç ve Kimya Sanayi Tic. Ltd. Şti. Anti Kene Sprey 14/06/2007-13259 Permethrin %0,5
Tamay Sağlık Ve Zirai Ürün.Hiz. Tic. Ltd. Şti. Ken- Kov Aerosol 14/06/2007-13258 Permethrin %0,5
Nursınai Ürünler Pazarlama Ltd. Şti. Kenex sprey 09/08/2007-21235 Permethrin %0,5
Kozmo Kimya Sanayi Ve Dış Ticaret Ltd. Şti. İnsect Kov Kene Kovucu 20/05/2008-15976 Permethrin %0,5
DD.Sağlık Ürünleri İmalat Paz.San.Tic.Ltd.Şti. Kenesavar Sprey 29/07/2008-23789 Permethrin %0,5
Permehedrin %0,5 olarak 5-6 tane üretim izni alan firma var. Kimisi aerosol kimisi sprey. Beni asıl düşündüren kamp malzemelerinin ekseriyeti su geçirmez. Yani ilaç direkt damla şeklinde üstünde kalacak. Bu ürünlerin kullanım kılavuzunda ise hafif ıslanıncaya kadar sıkın diyor. Bakalım... Deneyip göreceğim.
-
bir de şöyle bir durum var, mesela beni sivrisinek hiç sokmaz. yani yolunu kaybedenler hariç. bir ortamda herkes sabah kıpkırmızı uyanırken ben hiç yara almadan geceyi geçirmiş olurum. sanırım benim kanımı beğenmiyorlar :D tabi kenede durum nasıldır onu bilemeyeceğim.. ::)
sendeki durum şu şekeri fazla tüketmiyorsan ve tuzu vucud asitik olmuyor veya vucudun bu asitik durumu anında ortadan kaldırıyor buda.
Ben tatlıyı çok severim ve yerim ama sivri sinek pek sokmaz. Kan grubum A rh - . Belki negatif sevmiyorlardır.
-
Ehehehe, pozitif olmak gerek şu hayatta. Sinek bile farkında. :D :D :))
-
Ehehehe, pozitif olmak gerek şu hayatta. Sinek bile farkında. :D :D :))
:2up :2up :2up
-
Ehehehe, pozitif olmak gerek şu hayatta. Sinek bile farkında. :D :D :))
:)) :))
-
Tezeğe rakip çıktı desenize.. Biz genelde tezek yakardık sinekten kurtulmak için.. Köyde, havanlarla iç içe büyüdüğümden midir nedir bilmem ama kene sanki çok sıradan geliyor bana...Örneğin geçen gün arılığın yanında yarım saat kestirmenin bedeli 2 tane ensemden çıkardım:)
-
Ehehehe, pozitif olmak gerek şu hayatta. Sinek bile farkında. :D :D :))
:)) :))
ben de A - 'im. zaten pozitif olmayı hiç beceremedim bu hayatta... :)
-
Ehehehe, pozitif olmak gerek şu hayatta. Sinek bile farkında. :D :D :))
:)) :))
ben de A - 'im. zaten pozitif olmayı hiç beceremedim bu hayatta... :)
İkimizide sinek ısırmıyorsa demekki A - rağbet görmüyor. Bu arada kan lazım olunca kapına dayanırım elimde kavanozla ;)
-
gel tabi ne demek.... tabi inşallah hiç ihtiyacın olmaz da... gerçi kilom az diye benden pek kan almak istemiyorlar ama ben ısrarla veriyorum yine de:)
-
gel tabi ne demek.... tabi inşallah hiç ihtiyacın olmaz da... gerçi kilom az diye benden pek kan almak istemiyorlar ama ben ısrarla veriyorum yine de:)
O zaman sen şanslısın. 5 lt lik bidonla gelsen veririm. :D
Ben 103 Kg idim. 1.5 yıldır kasmayla 96 kg ya düşebildim. Yalnız 103 kg iken rejim yaptığımı duyan ne gerek var sen kilolu değilsin deselerde sağlık açısından vermek gerekiyordu.
-
Allah Allah... Ben de A Rh (-)
Demek bu kan grubu çok çekici gelmiyor sivrilere...
Dumru Hocam,
Aman dikkat. Ben FMF rahatsızlığım nedeniyle( bu nedenle kan veremiyorum arkadaşlar kusura bakmayın) acilde iken bir hasta getirdiler... Kene sokması.. KKKA Semptomlarının ortaya çıkması ile bizzat şahit olduğum o doktorların bakışlarını görmek istemezdiniz...
-
A rh - i sivrilerin sevmediğini düşünürdüm. dedemde A rh - di onuda sivriler sevmezdi. :)
-
ben( 0rh +) im ama bana ilişmezler.
-
Isparta Dedegöl kampından bazı görüntüler...
(http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-prn1/11768_338533162883095_100001792428252_856686_843082865_n.jpg)
(http://a2.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-prn1/551685_10150992115801000_552460999_13205463_537959437_n.jpg)
(http://a8.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash3/540414_10150992115426000_552460999_13205462_2099640270_n.jpg)
(http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc7/479719_10150992117586000_552460999_13205467_2144460861_n.jpg)
-
(http://i1249.photobucket.com/albums/hh515/TezzMertek/DSCF1277.jpg)
Bu amca tamı tamına 70 yaşındaydı ve bize nal toplattı. Rüzgarına bile yetişemedik.
-
üstadalarım yeni fark ettim ki konuda sivrisinek kene benzeri böceklerden korunma yolları çok geçmiş bende kampta kendi kullandıgım yöntemi anlatayım dedim belki takdir edip kullanan çıkar
kampta gece yatma vaktine yakın ateşe yaş odun atarım (yaş odun çok duman çıkartır) daha sonra yatacağım kıyafetler ile dumanın karşısına geçerim dumanın kokusu isi iyice siner üstüme her ne kadar buram buram duman kokmaya gerek olmasa biraz sınmesi yeterli ardından siz yada yanınızda sigara içen biri varsa çadırın tüm kapılarını açtıktan sonra içerde sigara için yada sigara içen yoksa yaprakları ile beraber yaktıgınız yaş dalı içerde biraz gezdirin sivrisinekler yada böcekler yangından kaçar gibi dışarı kaçacaktır. kapıları kapattıktan sonra içeriyi pencereler ile havalandırmanız işinizi çok kolaylaştıracaktır. ayrıca duman kokusu yuzunden size yaklasan böcekte olmayacaktır. eğer çadır değilde panço kullanıyorsanız pançayu dumana tutmanız aynı işlevi görecektir. ben bu taktiği bir çok kampta kullandım gayet etkili oluyor is kokusuna dayanırım diyen varsa (ki ben dayananlardanım) bunu gündüzde uygulayarak korunabilirsiniz fakat yakın bir arkadaşım gibi karınca yuvasının yanına yatmak yada gidipte kenenin üstüne oturmak gibi bir hata yaparsınız :)) hiçbir taktik yada ilaç sizi koruyamaz haberiniz olsun
saygılar :)
-
http://www.youtube.com/watch?v=o-aOqb0Wmmk&feature=fvwrel
Arı sokmasından sonra ne yapılırsa şişlik önlenebilir. Benim babaannem çamur koydurmuştu kuzenime onu hatırlıyorum bir tek.
-
Amonyak birçok basit zehir için birebirdir. Trakonya ve iskorpitten tutun da arı zehrine kadar kullanılıyor. İdrar tazeyken az bakteriyle düşünülebilir bir seçenek. Bir de daha basit ısırıklarda Vicks merhem acıyı alıyor. Balarısında da işe yarıyor.
-
Çoğu böcek sokmalarında işe yarayan bir yöntem sıcak komprestir. Arı zehri gibi protein bazlı zehirler belli ısılarda iş görürler, yüksek ısılarda proteinler bozulmaya ve yapıtaşlarına ayrılmaya başlarlar. Arı zehri için 50-60 derece arasında bozunma gerçekleşir, cildinizi biraz kızartabilecek bir ısıdır bu ama çok ani bir çözümdür. Derine işlemesine izin vermeden sıcak su ile ıslatılmış bir bez ile sokma bölgesinde dayanabildiğiniz kadar tutunuz, zehrin tamamen dağıldığına ve hiç bir etkisinin kalmadığına şahit olabilirsiniz. Babamda arı alerjisi vardır, meyva bahçesinde yaşadığımızdan bol bol da sokuluruz yıl içinde. Kendisi sokulduğunda yakında ne tip bir ısı kaynağı varsa onu hemen bastırır sokulan yere. Zamanında kendi üstünde sigara söndürdüğü bile oldu 8) Ancak eğer yapmazsa alerjik şoka girip hastanelik olması mümkün. Bu tekniği öğrendiğimizden beridir 20 yıldır hiç hastanelik olmadı, ki daha önceleri defalarca hastaneye yatması gerekmişti..
-
yazın köyde haftada bir arı soktugu için :D heleki kovan bozamunda 5-4 tane rahat soktugu için çok basit geliyor bana tabi bu yanında bi kaç tecrube getiriyor hali ile öncelikle bilmelisiniz ki yaban arısı ile bal arısınız zehir türü ayrıdır. yani aynı tedavi yöntemini uygulamak çok iyi olacagı gibi çok kötü sonuçlar ortaya çıkarabilir bal arısının zehri baziktir yaban arısının ki ile asidik zehir türünü tespit etmeniz için önce sokan arıyı bulmanız gerekiyor bal arısı soktuktan sonra bağırsak kısmı iğnede kaldıgı için bir kaç dk can çekişerek ölür fakat yaban arısı hiç bir sey olmamış gibi uçar gider ve iğnesini vucut içinde kalmaz her ne kadar daha çok can yaksa bunun tedavisi daha kolaydır bal arısında ise iğne içerde kaldıgı öncelikle bir toplu iğne yardımıyla iğne ucu çıkartılmalıdır ardından da kısa süre içinde zehir asidikse sabun gibi bazik bir madde ile bazik ise sirke gibi asidik bir madde ile bolca yıkanmalı fakat zehirin yayılmasına el vericek kadar uzun bir süre geçmiş ise bu yöntemlerin hiç biri işe yaramaz
-
Yaban arısı kıyafetinizin içine girerse vah ki ne vah. İçime giren bir arıyı farketmeyip kanepeye uzandım. İşte o an ne olduysa oldu. Omuriliğimde müthiş bir acıyla sıçradım. O an aklıma ilk gelen kanepede unutulmuş bir iğneydi. Çok kez arı tarafından sokuldum ama böyle bir acıyı tarif edemem. Ayaktayken gelen ikinci acıya elimi sırtıma attım ama cart cart iki fena acı daha. Aman Allahım ne oluyor diye düşünüyorum bir yandan. Bir çırpıda üstümü soydum. Elimi sırtımda acıyan yere atmamla küçücük birşey geldi elime ama bir cart daha. Bu sefer sağ elimim işaret parmağında. Üstelik bir kesik gibi kanıyor (iğne yanlamasına yüzeye paralel girdiği için kesmiş) Evde kimse yok arı avucumun içinde, arı bile olduğundan emin değilim o anki şokla. Sımısıkı yumruk yapıp avucumdakini öldürdüm. Açtım baktım bir arı, sarıca arı denilenden. İyi ki allerjim yoktu. Omurilik üzerinden ve kenarından 4 kez elimden de bir kez soktu. Bir hafta kadar şişliği devam etti. Yaranın kabuk bağlayıp ,her kabuk koptuğunda içinden sarı su çıkması da 1 ay kadar sürdü. Buna ucuz atlatmak diyorlar.
Şimdi bunları niye anlattım. Oldu ki allerjim olsaydı ne yapabilirdim. Elim sırtıma yetişmiyor. İğne olsa çıkartmam. Yalnızım. Amonyak , sıcak kompres vs uygulayamam. Öyleyse doğada önlem almak lazım peki nasıl ? Duman falan rahatsız ediyor ama daha uygulanabilir, üzerimizde taşınabilecek bir malzemeyle korunma imkanımız nelerdir ? Eminim bu kadar arıyla haşır neşir adamdan güzel bilgiler çıkacaktır.
-
Yaban arısı kıyafetinizin içine girerse vah ki ne vah. İçime giren bir arıyı farketmeyip kanepeye uzandım. İşte o an ne olduysa oldu. Omuriliğimde müthiş bir acıyla sıçradım. O an aklıma ilk gelen kanepede unutulmuş bir iğneydi. Çok kez arı tarafından sokuldum ama böyle bir acıyı tarif edemem. Ayaktayken gelen ikinci acıya elimi sırtıma attım ama cart cart iki fena acı daha. Aman Allahım ne oluyor diye düşünüyorum bir yandan. Bir çırpıda üstümü soydum. Elimi sırtımda acıyan yere atmamla küçücük birşey geldi elime ama bir cart daha. Bu sefer sağ elimim işaret parmağında. Üstelik bir kesik gibi kanıyor (iğne yanlamasına yüzeye paralel girdiği için kesmiş) Evde kimse yok arı avucumun içinde, arı bile olduğundan emin değilim o anki şokla. Sımısıkı yumruk yapıp avucumdakini öldürdüm. Açtım baktım bir arı, sarıca arı denilenden. İyi ki allerjim yoktu. Omurilik üzerinden ve kenarından 4 kez elimden de bir kez soktu. Bir hafta kadar şişliği devam etti. Yaranın kabuk bağlayıp ,her kabuk koptuğunda içinden sarı su çıkması da 1 ay kadar sürdü. Buna ucuz atlatmak diyorlar.
Şimdi bunları niye anlattım. Oldu ki allerjim olsaydı ne yapabilirdim. Elim sırtıma yetişmiyor. İğne olsa çıkartmam. Yalnızım. Amonyak , sıcak kompres vs uygulayamam. Öyleyse doğada önlem almak lazım peki nasıl ? Duman falan rahatsız ediyor ama daha uygulanabilir, üzerimizde taşınabilecek bir malzemeyle korunma imkanımız nelerdir ? Eminim bu kadar arıyla haşır neşir adamdan güzel bilgiler çıkacaktır.
:D :D ;D Güldürdün beni Hayri geçmiş olsun, benimde başımdan geçti memleketteyken öyle bişey ama ben yuvasına bastım fındık toplama öncesi bahçeleri bi gezeyim derken, bu sarıcalı meretler toprağı oyup yuva yapıyolar genelde farkınada varamıyosun. vuuuvvvuuu sesini duymamla dereye 300 metre mesafedeydim nasıl koşup suya girdim o kadar kısa sürede ben bile inanamıyorum ama yinede sokulmaktan kurtulamadım sonuç 9 dan fazla arı sokması ve bi kaç gün evde istirahat ederek yırttım, orada biraz daha kalsaydım neler olurdu düşünemiyorum, Allahtan alerjim filan yok arıya karşı doktorada gitmedim 3-4 günde şişler filanda indi öyle geçti. Doğadaki en ufak bi dikkatsizlik insanı hastanelik etmeye yeter, gerçi ben o kadar dikkat etmeme ve öyle birşeyle karşılaşıcamı bilmeme rağmen bu olay geçti başımdan bi yerden sonra tecrubede, önlemde, dikkatte işe yaramıyo.
-
Yaban arısı kıyafetinizin içine girerse vah ki ne vah. İçime giren bir arıyı farketmeyip kanepeye uzandım. İşte o an ne olduysa oldu. Omuriliğimde müthiş bir acıyla sıçradım. O an aklıma ilk gelen kanepede unutulmuş bir iğneydi. Çok kez arı tarafından sokuldum ama böyle bir acıyı tarif edemem. Ayaktayken gelen ikinci acıya elimi sırtıma attım ama cart cart iki fena acı daha. Aman Allahım ne oluyor diye düşünüyorum bir yandan. Bir çırpıda üstümü soydum. Elimi sırtımda acıyan yere atmamla küçücük birşey geldi elime ama bir cart daha. Bu sefer sağ elimim işaret parmağında. Üstelik bir kesik gibi kanıyor (iğne yanlamasına yüzeye paralel girdiği için kesmiş) Evde kimse yok arı avucumun içinde, arı bile olduğundan emin değilim o anki şokla. Sımısıkı yumruk yapıp avucumdakini öldürdüm. Açtım baktım bir arı, sarıca arı denilenden. İyi ki allerjim yoktu. Omurilik üzerinden ve kenarından 4 kez elimden de bir kez soktu. Bir hafta kadar şişliği devam etti. Yaranın kabuk bağlayıp ,her kabuk koptuğunda içinden sarı su çıkması da 1 ay kadar sürdü. Buna ucuz atlatmak diyorlar.
Şimdi bunları niye anlattım. Oldu ki allerjim olsaydı ne yapabilirdim. Elim sırtıma yetişmiyor. İğne olsa çıkartmam. Yalnızım. Amonyak , sıcak kompres vs uygulayamam. Öyleyse doğada önlem almak lazım peki nasıl ? Duman falan rahatsız ediyor ama daha uygulanabilir, üzerimizde taşınabilecek bir malzemeyle korunma imkanımız nelerdir ? Eminim bu kadar arıyla haşır neşir adamdan güzel bilgiler çıkacaktır.
hocam bunca taktik ve doğal ilaçlar arasında böyle bir şey yaşadıktan sonra artık modern tıbba baş vurmaktan başka çaremiz kalmıyor köy evinde sürekli kullandığınmız bir ilaç vardı şimdi hatırlamıyorum ama öğrenince yazacagım arı soktuktan sonra bir tane içiyorsunuz şişmiyor bile :D sadece sokulma acısı yasıyorsunuz bir süre
-
O acıyı hissetmeyi bir daha istemem açıkçası. El kol bacak falan çok arı soktu ama omurilik insanın tüylerini diken diken ediyor. O yüzden arı sokmasına karşı bir önlem var mı acaba diye düşünüyorum. Şu bileğe takılan sivrisinek kovucular işe yarar mı acaba.
-
O acıyı hissetmeyi bir daha istemem açıkçası. El kol bacak falan çok arı soktu ama omurilik insanın tüylerini diken diken ediyor. O yüzden arı sokmasına karşı bir önlem var mı acaba diye düşünüyorum. Şu bileğe takılan sivrisinek kovucular işe yarar mı acaba.
hocam tshortun içinde ki arının üstüne yatarsanız hiç biri işe yaramaz :D
-
Onun tshirt içine girmesini engellenemez diyorsun yani. Iyyyh aklıma geldikçe ???
-
hocam söylediğim gibi duman ilaç vs taktikler var onun dışında deodorant parfüm vs kullanmayın parlak renkli giyinmeyin zaten bunca şeye rağmen giriyorsa yapılacak bir şey yok o arıyı çabalarından dolayı taktir etmek gerek o dakkadan sonra :D
-
Arı sokamsına benim de alerjim var. Çocukken arı kovanalrını kale direği olarak kullanırdık. Acı ve şişlikten başka birşey olmazdı ama ergenlikle birlikte alerjik reaksiyon göstermeye başladı vucudum. Bir-iki defa anaflaktik şok eşiğine kadar geldim hastaneye gitmek sorunda kaldım. Benim ailemde profesyonel olarak arıcılık yapanlar var. Malum zaten Karadeniz Bölgesinde arıcı çok. Mecburen ben de arı alerjisiyle yaşamayı öğrenmek zorunda kaldım. Zaten ailem arıcı olduğundan kendiminde arıcılık sertifikam olduğundan arıların yaşam şekli, morfolojisi ve fizyolojisi hakkında az çok bilgi sahibiyim.
Ben arı sokmasına önlem olarak alerji iğnesi bulunduruyorum. Yurt dışında bunun için insülin iğneleri gibi kişinin kendi kendine uygyulayabildiği adrenalin iğneleri mevcut. Fakt Türkiye'de adrenalin iğnesi satışı yok. Ben Avil diye bir iğne kullanıyoum şuan. Normalde damardan uygulanıyor fakat alerjik etkinin hızına ve evresine göre kastanda uygulanabiliyor. Hatta sağlıkçı bir arkadaşım hiç birşey yapamazsan ampulü kır iç yine aynı etkiyi gösterir demişti. Ben zaten şimdiye kadar hiç damardan uygulamak zorunda kalmadım 2-3 defa kullandım. Eğer benimki gibi ciddi alerjiniz varsa kendi kendinize nasıl uygulayabileceğinizide öğrenmekte fayda var.
Bal arılarının iğnesi olta iğnesi gibi olur. O yüzden battığı yerden çıkmaz. Yabani arıların iğneleri düzdür ve birden çok kez iğneleri düşmeden sokabilirler. Bal arısının iğnesinin dibinde zehir kesesi vardır. Bu nedenle dikkatli çıkarmak gerekir. Çıkarmaya çalışırken bu keseyi sıkıp vucudunuza daha fazla zehir zerkedebilirsiniz. Cımbız gibi yada iğne gibi birşeyle çıkarmakta fayda var.
Bunlar arı soktuktan sonra yapılabileceklerdi birde arı sokmaması için yapabileceklerimiz var; Arılarda diğer hayvanlar gibi kendilerini tehlikede hissederlerse saldırıya geçerler. Yuvalarına haddinden fazla yaklaşmazsak veya fiziki müdahelede bulunmazsak onalrda bize bulaşmazlar. Doğada çiçeklerden öz toplayan arı, ekmeğinin derdindedir, insana saldırmaz. Yabani arılar, özellikle Eşek arıları yuvalarına karşı daha korumacılardır. Mümkün olduğu kadar uzak durmak lazım. Parfüm, kolonya, albiselerimizdeki deterjan kokusu, kıyafetlerimizin üzerindeki desenler gibi faktörlerde arıları çekebilir. Arı bize yaklaştığında panik yapmadan sakin kalmak önemli . Eğer çırpınır, elimizle arıyı kovmaya çalışırsak dahada saldırganlaşabilir. Arılar saç veya yün kazak vs. gibi kıyafetleride hiç sevmezler. Eğer saçımıza konmuşsa en kısa zamanda uzaklaştırmakta fayda var.
-
Arı neyse de benim oğlanın sivrisinek sokmasına alerjisi var. Yüzünden iki tane şişlemişler dün gece. Acillik olduk. Daha önce kulağı ve üst dudağı davul gibi şişmişti, şimdi ise gözü şişlikten resmen kapandı. Daha önce sivriden olduğundan şüpheleniyordum ama bu kez tescillendi. Tedavisi yok, sadece semptomlar azaltılabiliyor. Kamplara oğlanı da götürme hayali kuruyordum ama özellikle yazın bu imkansız hale geldi.
-
Zorda kalınırsa denenebilir...
http://www.sabah.com.tr/Yasam/2012/07/05/sineklerle-basedemeyince-ilginc-bir-cozum-buldu
-
Zorda kalınırsa denenebilir...
http://www.sabah.com.tr/Yasam/2012/07/05/sineklerle-basedemeyince-ilginc-bir-cozum-buldu
iyimiş , bende fesleğen çiçeğinden dal alıp taksam şapkama nasıl olur diye düşünüyordum...
-
Survival bag- hayatı idame çantası, acaba kaç kilo gelir, bunu taşımaktan hayatta kalabilir miyiz? http://www.sahibinden.com/ilan/alisveris-spor-doga-sporlari-survival-bag-hayati-idame-cantasi-93669559/detay/
-
böyle bi setle ben 5 km hayatta kalamam...:)) :))
-
bunu taşımak için biri lazım yahu ;)
-
Dandik dundik 40-50 tane malzeme bir araya konmuş, fiyat 1250 olmuş, yerse :-*
-
Setin içindeki hangi malzemeyi kullanacağını düşünürken ölmek de başka bir senek olabilir >:D Böyle bir set hazırlarken taşınabilirlik ve sadelik önemli bu ilandan bunu öğrendim.
-
4 tane kibrit derken sahidende 4 çöp kibrit koymuş ayrıca pil şarj cihazı şarlı fener var ama dağ başında elektrik yok :)
-
Ateş şiringası ve taş-çelik ikilisiyle ateş yakmak...
https://vimeo.com/47355667 (https://vimeo.com/47355667)
https://vimeo.com/47355668 (https://vimeo.com/47355668)
-
Çok yararlı olmuş sağolasın. Birinci sistem aynen dizel motor ateşleme mantığına dayanıyor, çok iyi fikir :2up :2up
-
Sefa ustam ateş şiringası dediğim alet ecnebilerin 'fire piston' dediği. Latin Amerika'da bunların tamamen ahşap olan ve sızdırmazlığın da üstüpü ile sağlandığı modelleri asırlar önce kullanılıyormuş. Bu modernize edilmiş hali... Ama dediğiniz gibi dizel motordaki gibi basınç ile çalışıyor...
-
Bir başka survival set, içindekiler altın kaplama herhalde. http://ilan.yabantv.com/ilan/54541-komple-yasam-seti̇.aspx
-
Bir başka survival set, içindekiler altın kaplama herhalde. http://ilan.yabantv.com/ilan/54541-komple-yasam-seti̇.aspx
Öyle söyleme, çatal kaşık bile var ^-^ düşünsene zor bir durumda kaldığında çatal kaşık olmaması nasıl bir durum, ayrıca deri kaplama bond çanta olmasa :))
-
Bir başka survival set, içindekiler altın kaplama herhalde. http://ilan.yabantv.com/ilan/54541-komple-yasam-seti̇.aspx
Yaşam seti demiş zaten : Yaşamak için . içmek eğlenmek , ortam yapmak içinnnn :D :D :D
-
çatalı bıçağı geçtim tirbişon bile var bu survival set değil, son güzel bir yemek yiyip kendini ölüme bırakma seti heralde :D
-
Mantık fena değil. Ölüm kaçınılmaz, öncesinde güzel yaşamak da lazım diyorlar herhalde. ;D
-
herkesin helikopterinde bulunması gereken bir kit bence , ama bond çantanın masa ve sandalyelere dönüşmemesi büyük eksiklik...
-
ayı kovalarken,bu çanta eldeyken adamın toppukladığını hayal ediyorum :D
-
Setlere ayrı ayrı şaşırdım. Bunlarla karşılaştırıldığında sadece bıçak, firesteel ve şamrel ya da bulaşık eldiveni şeritlerini yan cebe koyup dağa çıkmak çok naif görülebilir, oysa değil. Bıçak, firesteel, lastik üçlüsü karışıma biraz da emek ve bilgi eklendiğinde herşeyi yaptırtıyor (Orkid reklamlarındaki gibi koftiden değil, harbiden tabii :D).
Bu arada son edindiğim muzır malzemenin doğa şartlarında kullanımı bilgilerini de aktarayım:
prezertavif: kibritleri kuru tutmak için eskiden beri kullanırdım, araçla su geçişlerinde distribütörü de korumakta kullanıldığını yeni öğrendim. Tabii sudan geçerken fanı sökmek hala gerekli.
viagra: yüksekliğe bağlı (düşük basınç ve hava yoğunluğu kaynaklı) rahatsızlıkların etkilerini önemli miktarda azaltabiliyormuş. Özellikle akciğer ödemine karşı çok etkili olduğu söyleniyor.
-
viagra: yüksekliğe bağlı (düşük basınç ve hava yoğunluğu kaynaklı) rahatsızlıkların etkilerini önemli miktarda azaltabiliyormuş. Özellikle akciğer ödemine karşı çok etkili olduğu söyleniyor.
ekipteki eleman viagra içerken orda bulunmak istemem O:-)
-
Setlere ayrı ayrı şaşırdım. Bunlarla karşılaştırıldığında sadece bıçak, firesteel ve şamrel ya da bulaşık eldiveni şeritlerini yan cebe koyup dağa çıkmak çok naif görülebilir, oysa değil. Bıçak, firesteel, lastik üçlüsü karışıma biraz da emek ve bilgi eklendiğinde herşeyi yaptırtıyor (Orkid reklamlarındaki gibi koftiden değil, harbiden tabii :D).
Bu arada son edindiğim muzır malzemenin doğa şartlarında kullanımı bilgilerini de aktarayım:
prezertavif: kibritleri kuru tutmak için eskiden beri kullanırdım, araçla su geçişlerinde distribütörü de korumakta kullanıldığını yeni öğrendim. Tabii sudan geçerken fanı sökmek hala gerekli.
viagra: yüksekliğe bağlı (düşük basınç ve hava yoğunluğu kaynaklı) rahatsızlıkların etkilerini önemli miktarda azaltabiliyormuş. Özellikle akciğer ödemine karşı çok etkili olduğu söyleniyor.
Geçende mitbastırs'ın bir bölümünde ekip yeterince dakteyp kullanarak, su kabı, kıyafet, hamak, tenve ve yetmiyormuş gibi kano yaptılar. İzledikten sonra dakteybe zaten aşırı derecede saygı duyuyorken saygım yine ikiye katlandı.
Malum nesne sıcak bir yere yapışıp da sonra sokaktaki insanlara buram buram kokmasın. Aman diyyim.
Viagra olayında bir bahane seziyorum yoksa aspirin de benzer bir etki yapar diye yalan yanlış biliyorum. Hani doğru biliyorsam söğüt dalı kemirsek de olur hem bir tarafımız da bir şey olmaz. ;D
-
Her eve lazım. Cüzdanın pozuk para cebinde bile taşınır :D
-
[/quote]
Geçende mitbastırs'ın bir bölümünde ekip yeterince dakteyp kullanarak, su kabı, kıyafet, hamak, tenve ve yetmiyormuş gibi kano yaptılar. İzledikten sonra dakteybe zaten aşırı derecede saygı duyuyorken saygım yine ikiye katlandı.
Malum nesne sıcak bir yere yapışıp da sonra sokaktaki insanlara buram buram kokmasın. Aman diyyim.
Viagra olayında bir bahane seziyorum yoksa aspirin de benzer bir etki yapar diye yalan yanlış biliyorum. Hani doğru biliyorsam söğüt dalı kemirsek de olur hem bir tarafımız da bir şey olmaz. ;D
[/quote]
Abi söğüt dalı deyip geçme... Cakşır otu da var:)
-
Yok muhterem, söğüt aspirinin daldaki beleş hali diye söylüyorum yoksa evvelallah varsa bize fren yaptıracak şeyler lazım da...
-
Kurtlara karşı bildiğiniz iyi bir savunma sistemi var mıdır?
http://www.bicaksanati.com/forum/genel-muhabbet/dagmat/
-
Kangal, akbaş, karabaş. ;)
-
8 otomatik 14lü olmadı ağacacıkıp uyumak birde akbaş bu konuda kangaldan daha iyi ama eğitilmesi cok zor o sizi eğitmeye çalışıyor bir müddet sonra. :D
-
Bu kurtlara kangal akbaşta çare olmaz heralde ;D
-
Söğüt yaprağı fren sistemi gibidir ustam. Biraz çiğnersen voltajı düşürmene yardım eder. Ama elektiriği kesmeye yetmez:)
-
Hey maşallah! 8) Kurt olduğunu bilmesem sevimli diyeceğim ama... ::)
Bu kurtlara kangal akbaşta çare olmaz heralde ;D
(http://www.bicaksanati.com/forum/genel-muhabbet/ynt-dogada-tek-basina-dag-evi-(survival-belgesel)/?action=dlattach;attach=17217;image)
-
evet sevimli hayvan babanemin kılığına girse yerdim şahsen sonra o da beni yerdi desem gecenin bu vakti mesaj yazmak yerine uyuyo olmam gerektiğini çokmu belli ederim ;D
-
Merhaba arkadaşlar,
Yararlı olabileceğini düşündüğüm bir link paylaşıyorum. http://www.adrenalinoutdoor.com/content59/Faydali-Bilgiler
-
Size yaninizda tasimak icin harika bir ates baslatan önereyim .magnezyum hazir magnezyumlu çakmaktaslarindan degil matbaalardan alacaginiz magnezyum klise hurdasi cok iyi is gorecektir bicakla kaziyarak biraz talas cikardiginiz zaman olabilecek en iyi ates baslatanlardan birine. Sahipsiniz demektir.firesteel kullanimindada surekli yapilan bir yanlis var bicagi firesticke hizlica degil yavasca surmelisiniz ,hatta tutusturmadan birazkazinti biriktirebilirseniz fevkalade olur .
-
Aynen eskiden hayvanların arka bacak diz ekleminde olan astragalus kemiği kullanırlarmış. Süper dikkat
(http://img832.imageshack.us/img832/7462/astragalusbones.th.jpg) (http://img832.imageshack.us/i/astragalusbones.jpg/)
Rulman yerine firesteel tabiki daha kolay ama rulman daha ucuz ve havalı ;D Resimdekini bilmiyorum ama 1cm çapı olan bir rulman çok ağır olmaz sanırım.
Bu kemiğin türkçesi Aşık'tır.Eskiden bu kemik ile oyunda oynarlarmış.
Saygılar...
hatta sole diyeyim su anda uzak doguda cinde hala oynanir ve en makbulu kurt kemigi dir o yuzden cinin komsusu bazi turki cmhriyetlerde yakin koylerdeki kopekler cogunlukla 3 bacakli oluyo : ) (cine kurt kemigi diye kakaliyorlar)
-
Hayatı idame malzemesi deyince bir çok insanın listesinde 1. sırada bıçak vardır ama benim battal boy çöp torbasına saygım çok çok arttı.
Bir süredir Katar'dayım. Buralarda son günlerde sık sık yağmur yağdı. Bir kaç gece önce, yağmur ince ince atıyorken tedbirimi alıp su geçirmez outdoor montumla dışarı, alışverişe çıktım. Dönüşün son yüz metresinde yağmur öyle bir azdı ki pantolonum tamamen ıslandı. Arazi eğimli falan olsa herhalde sel falan da olurdu. Eğer Arap yarımadasının ıssız bir düzlüğünde aynı akşam saatlerinde böyle bir yağmura tedbirsiz yakalanıp ıslansaydım hipoterminin çok sağlam bir sillesini herdim diye düşünüyorum.
Demem o ki, önyargı diye adlandırdıklarımız çok zaman cahilin varsayımından başka bir şey değil. Eğer amaç tedbir ise beklenmeyeni beklemek gerek.
-
Hayatı idame malzemesi deyince bir çok insanın listesinde 1. sırada bıçak vardır ama benim battal boy çöp torbasına saygım çok çok arttı.
Bir süredir Katar'dayım. Buralarda son günlerde sık sık yağmur yağdı. Bir kaç gece önce, yağmur ince ince atıyorken tedbirimi alıp su geçirmez outdoor montumla dışarı, alışverişe çıktım. Dönüşün son yüz metresinde yağmur öyle bir azdı ki pantolonum tamamen ıslandı. Arazi eğimli falan olsa herhalde sel falan da olurdu. Eğer Arap yarımadasının ıssız bir düzlüğünde aynı akşam saatlerinde böyle bir yağmura tedbirsiz yakalanıp ıslansaydım hipoterminin çok sağlam bir sillesini herdim diye düşünüyorum.
Demem o ki, önyargı diye adlandırdıklarımız çok zaman cahilin varsayımından başka bir şey değil. Eğer amaç tedbir ise beklenmeyeni beklemek gerek.
katarın bu mevsimde yamurları meşhurdur bir akşamda tünel inşaatının komple dolduğunu bilirm :)
-
Demek ki doğada öyle fazlaca çukur yerleden kaçınmak gerek. 8)
-
diğer cevaplarda varmı bilmiyorum ama bi kaç şeyde ben paylaşayım doğayla mücadele ile ilgili
-hayatta kalmak için ateş bıçak su yeterli azami düzeyde tabi sonra gıda barınmada geliyo
-ateş için bir çok yöntem var isveç çukuru kurutma askılığı v.b odunun cinsine miktarına durumuna göre değişiyo bulursam resimleri koycam
-su için prezervatif hayati öneme sahip bi adet prezervatif 3 litre su alabiliyor içine ayrıca su bulunamayan ortamlarda ağaç veya bitkiyi kapatacak şekilde yani dalları yaprakları içine alarak yerleştirdiğimizde bitkinin yaptığı fotosentez sayesinde su elde edilebiliyor yine aynı şekilde çöp torbası
-barınmak için sera naylonu mükemmel bi nesne ama elimizde yok buna en yakın kullanabileceğimiz ve doğada bulunan şey çam iğnesi yani yaprağı çam yaprakları barınak yatak yapımında harika bir malzeme ayrıca giysimizin içindede yalıtım amacıyla kullanabiliriz -sıcak bi durumda üstümüzü yani vücudumuzu tamamen kapatmamız önemli sıcak hissederiz tabiki ama nemin daha uzun süre vücudumuzda kalmasını sağlarız yine sıcak havalarda ağzımızı ve burnumuzu kapamamızda yararımıza olur sıcak havalarda hareket edeceksek yürüyüşümüz sallanarak olmalı yani biraz sarhoş gibi ama bunu vücudumuzu kasarak değil tam tersine elimizden geldiğince serbest bırakarak yapmalıyız
--yaralanmalı durumlar açık yaralar çok tehlikeli uzun müddet kalınacaksa enfeksiyon riski yükseliyor bu durumda biraz canice ve abartılı gelebilir ama yarayı dağlamak en uygun çözüm
-ve son olarak çoğumuzunda biliyodur ama dile getireeyim ıslak odunun dumanı kuru odundan 8-10 kat daha fazla çıkar yani bi yerlere haber vermek yerinizi belli etmek istiyorsanız ıslak veya yeşil canlı odun yakmak yararınıza
-ha aklıma gelmişken soğuk havalarda bataryalar piller donar bunu çok kere tecrübe etmiş biriyim bunun önüne geçmek içinde cihazlarımızı pillerimizi vücudumuzda koltuk altında veya boynumuza asıp içimize koyduğumuz kılıfta taşımamız yararımıza
valla dilim döndüğünce anlattım hata varsa affola(bu anlattıklarımın hepsi tarafımdan eğitimlerde operasyonlarda tecrübe edilmiştir aklıma gelen oldukça devamını getiririm)
-
Konuyu murdar edersem kusuruma bakmayın ama ucuz yollu, çok gözlü bir molle pack bakıyorum. 200 gibi rakamlar gördüm fazla geldi şöyle 70-80 gibi rakamlara bulma şansım var mıdır?
-
Konuyu murdar edersem kusuruma bakmayın ama ucuz yollu, çok gözlü bir molle pack bakıyorum. 200 gibi rakamlar gördüm fazla geldi şöyle 70-80 gibi rakamlara bulma şansım var mıdır?
hocam biraz alakasız cevap olcak ama izmir-eski foçada komando kursu var ve dolaylı olarak bayada bi askeri malzeme üreticisi en son durumu bilmiyorum ama ben tahminen bi sene öncesinde ordaydım ve çok güzel bi çanta almıştım yanındada camel bag(;kendinden hortumlu su çantası)almıştım totalde toplam 110 tl vermiştim çanta baya iyiydi ayrıca parçalanabilir olması güzeldi sanırım toplamda 6 parçaya ayrılıyodu 90 litrelikti sanırsam baya büyüyodu yani tüm parçaları dahil koyacağım eşyaya göre ayarlıyodum varsa tanıdık izmirde baktırmanızı tavsiye ederim
bide önerim olcak ne alırsanız nerden alırsanız nalın önce biraz ağırlık ve eşya koyarak denemeniz çok önemli çünkü vücut tipleri çok fark ediyo böyle büyük çantalarda mesela ben ortalama 40 -50 kg yüklüyodum ve baya rahat taşıyodum arkadaşım da aynı kilo sırt ağrısı yapıyodu iyi bi seçim yapmak gerekiyo...
-
Ben günlük kullanımım için arıyorum da. laptop artı kablo, adaptör vb. zamazingolar için. Bazen bir göze mont kazak gibi bir kaç kıyafet de doldurmak gerekebiliyor. Bu güne kadar gördüğü azami ağırlık 12 kg olmuştur ama bunu yılın belki 360 günü kullanacağım. Benim aradığım boy 40 litre gibi bir şey olsa gerek.
-
Ben günlük kullanımım için arıyorum da. laptop artı kablo, adaptör vb. zamazingolar için. Bazen bir göze mont kazak gibi bir kaç kıyafet de doldurmak gerekebiliyor. Bu güne kadar gördüğü azami ağırlık 12 kg olmuştur ama bunu yılın belki 360 günü kullanacağım. Benim aradığım boy 40 litre gibi bir şey olsa gerek.
anladım hocam benimki biraz avcılık kampçılık olarak kaçıyo
-
Ben günlük kullanımım için arıyorum da. laptop artı kablo, adaptör vb. zamazingolar için. Bazen bir göze mont kazak gibi bir kaç kıyafet de doldurmak gerekebiliyor. Bu güne kadar gördüğü azami ağırlık 12 kg olmuştur ama bunu yılın belki 360 günü kullanacağım. Benim aradığım boy 40 litre gibi bir şey olsa gerek.
Eylem hocam, ben Eminent'in COMO serisinden computer backpack kullanıyorum. http://www.eminent.com/origin/eng/product_show.php?mno=2&bno=4&sno=25&pno=81 (http://www.eminent.com/origin/eng/product_show.php?mno=2&bno=4&sno=25&pno=81) en baştaki. Arka bölmelerde 15" laptop, mouse ve güç kaynağı artı doküman vs. taşıyorum (bazen çift laptop da taşıyorum). Orta bölme günü birlik iş seyahatlerinde bir takım iç çamaşırı, çorap ve gömlek ile bir yağmurluk alabiliyor. En ön gözlerde de diş fırçası vs. seyahat malzemesi için yer var. Omuz askılarında telefon için yer var ama telefonun akıllı cinsten değil bar tipi olması lazım.
Metroda bulunabiliyor ama her zaman değil.
-
Abi şu söze bayıldım "taklit dahi olsa takdir edilesi bir iş Serdar Kılıç'ın yaptığı"; ama Serdar Kılıç tam olarak doğru adam yani bu işi yapması gereken bir adam onun yerine başka kimseyi düşünemiyorum doğrusu ::)
-
abilerim kardeşlerim burada bir ara kav mantarı konusundan bahsediliyordu serdar kılıcın bu gunki bolumunde kav mantari buldu belki birilerinin işine yarar diye paylasayım dedim. 19. dakikada mantarı buluyor biraz muhabbet ettiksen sonra 25-26. dakika gibi nasıl yapıldığını anlatıyor meraklisina :)
http://www.youtube.com/watch?v=xhYP_gQ84lA
-
Ben bu programı severek takip ediyorum. En azından bizden biri bizi anlatıyor. Her zaman doğaya çıkma isteği uyandırıyor.
Onun sayesinde uzunca ara verdiğim balık tutma sevdama yeniden başladım.Balık tutma en güzel doğa sporlarından biridir.
Tabii insancıl şekilde avlanma. Doğada tek başına (yanınızda biri olsa bile)kurbağa,cırcır böcekleri,kuşlar,suyun üstünde zıplayan
balığın sesi,arkadaşınızla onun büyüklüğü hakkında tartışmak başka bi güzellik. Orda yani yaban da insan gerçekten çok şey
öğreniyor.
Serdar kılıç sayesinde bu unuttuğum daha doğrusu vakit bulamıyorum bahanesi ile çıkmadığım günlere acıyorum.
Unutulan hor görülen kültürümüzü yeniden hatırlatıyor.Kızlarım bile onu izledikçe hevesleniyor.yaptığım ilk bıçak için
kavga bile ediyorlar. Artık bıçağın sadece mutfak gereci olmadığını ondan öğrendiler. Karşıdaki ormana gidip keşif yapmak
istiyorlar.Bu bile onu izlemek için yeterli bir sebep bence.
-
Kanada Quebec' den takip ettiğim amatör biri var (Bushcraftbartons). Eşiyle birlikte çok güzel kamplar yapıyorlar, kesinlikle tavsiye ederim. Videolardaki doğayı gördükçe "Kanada' dan dönmese miydim acaba?" diyorum.
Yakın zamanda İstanbul' dan İzmir' e taşınıyoruz. Artık inşallah oradaki forumdaşlar doğa-kamp-balık vs bilgilerini paylaşırlar. ;)
http://www.youtube.com/user/bushcraftbartons
https://www.facebook.com/bushcraftbartons
-
kaç zamandır yazacağım ama her seferinde unutuyorum. çevremizdeki ağaçları bitkileri, neyin ne işe yaradığını neyin çayı güzel, ney antibakteriyel vs vs bunları öğrenmenin bi yolu var mıdır acaba sanal olarak? şehirde doğma büyüme kendi köyü vs olmayan şu yaşa kadar piknikler geziler hariç doğayla birlikte olamamış birisi olarak çok özlemini çekiyorum..
gördüğüm agacın ne olduğunu bilmemenin odunu yanar mı tüter mi, kolay kesilir mi sağlam mı bilmemenin, gördüğüm mantarın ne olduğunu yaban kuşburnunu diğer çalı türevi meyveleri vs tanıyabilmenin özlemini.
bunlar hakkında kaynakta çok kısıtlı yada ben bulamıyorum. Flora fauna diye aratıncada onlarca şey çıkıyor ama TR için çok şey yok ne yazık ki olanlarla çok akedemik.... sizlerin tavsiyeleri vs var mıdır bu konu hakkında?
-
Var, asla bilmediğin bitkiyi yeme >:D 1.kural 2.si doktor ender saraç ın veya marankinin şifalı bitkiler kitabı yararlı olabilir sanırımhem resimli anlatımı güzel.nette şifalı bitkilerle ilgi sitelerde var o sitelerde hangi bitkilerden uzak durulması gerektiği ılgili bilgiler bulunmaktaydı şimdi nerede idi hatırlamıyorum.
-
Doğada yaşamı devam ettirme teknikleri bence bi kaç alt bölüm olmalı.
1. SU bulma
2. Ateş yakma
3. Barınak yapma
4. Yiyecek bulma
5. iklim koşulları ile mücadele.
6. Basit alet yapımı.
7. Yön bulma.
-
Doğada yaşamı devam ettirme teknikleri bence bi kaç alt bölüm olmalı.
1. SU bulma
2. Ateş yakma
3. Barınak yapma
4. Yiyecek bulma
5. iklim koşulları ile mücadele.
6. Basit alet yapımı.
7. Yön bulma.
Yön hissim hiç yok desem yeridir. Girdiğim binanın kapısını çıkışta bulamadığım olur.Bu sorunu nasıl çözebilirim?
-
l
Doğada yaşamı devam ettirme teknikleri bence bi kaç alt bölüm olmalı.
1. SU bulma
2. Ateş yakma
3. Barınak yapma
4. Yiyecek bulma
5. iklim koşulları ile mücadele.
6. Basit alet yapımı.
7. Yön bulma.
İlk Yardım,yön bulma ,işaret verme olmazsa hayatta kalma işi zora girer.
-
Aslında en güzeli Serdar Kılıç'ın SKY TÜRK NTV ve TRT HABER kanallarına yaptığı programları baştan sona seyretmek de ilginç olurdu.Seyredebildiğim kadarıyla çok güzel bilgiler veriyordu programlarında.Başlangıç için iyi olabilir kanaatimce...
-
En güzeli seyretmekle olmuyor yaşamakla oluyor.. :D ;)
-
Doğada yaşamı devam ettirme teknikleri bence bi kaç alt bölüm olmalı.
1. SU bulma
2. Ateş yakma
3. Barınak yapma
4. Yiyecek bulma
5. iklim koşulları ile mücadele.
6. Basit alet yapımı.
7. Yön bulma.
Yön hissim hiç yok desem yeridir. Girdiğim binanın kapısını çıkışta bulamadığım olur.Bu sorunu nasıl çözebilirim?
Sayın Dumru yön hissi için kafanızda navigasyon oluşturun. Kapalı mekanlar için giriş kapısını kuzey kabul edip hayali kroki çizin. Bir kaç denemeden sonra ne kadar ise yaradığını göreceksiniz. Önemli olan referans nokta belirlemek ve ona göre navigasyon yapmak. Akrobasi pilotları için ufuk çizgisi referans nokta oluyor bildiğim kadarıyla.
-
Ben durumumu şöyle izah edeyim. Bir apartmana girip 5. kata çıktığım zaman bulunduğum yerden pencereler kapalı iken, binaya giriş yönümü veya farklı bir yönmü asla bilemiyorum.Yönü hafızamda tutamıyorum.Bu nedenle şehir yapısında binalar bana canavar gibi geliyor.Beni ortalarına almışlarda oyun oynuyor gibi, bir o yana bir bu yana dolanır dururum bir yere gideceğimde.
Arazide gündüz sorun yaşamasam da gece ciddi sorun oluyor. Bunu çözmem lazım.
-
Çılgın tavsiye:
Doom, Quake, Wolfenstein, Rott, Half Life gibisinden oyunlardan (multiplayer olmasın. Ör.: Quake I,II) kurup oynarsan yön bulma kabiliyetin az çok gelişir. Örnek verdiklerimin çok yeni örneği vardır ama nispeten basit bir level'da aptal düşmana karşı dolanması mümkün olan bir oyun tercih et.
-
Yön konusunda benimde sıkıntılarım var. Özellikle şehir içi trafiğinde yön bulmada sıkıntı yaşıyorum. Bunun kaynağını buldum. Beynin yön bulmaya yarayan bir bölümü varmış (Hipokampus (http://tr.wikipedia.org/wiki/Hipokampus)). Herhalde o bölgeyi birazda tembellikten dolayı geliştiremedik. Eylem ustanın tavsiyesi bu yönden bana mantıklı geldi. Ama ben yinede oyun oynamam herhalde :)
-
Aklınız başka şeyde olup da çevrenizdeki ayrıntıları önemsemiyor olabilirsiniz.
-
Oda olabilir tabi. Bazen iş yoğunluğundan kafam fazlası ile dolu olabiliyor.
-
Minik bir Silva pusula anahtarlık çok işine yarayacaktır .Bir çok hiç bilmediğim dünya sehirlerinde hep yanıma pusulamı alırım.Yön konusunda kaybolduğum yegane şehir Venedik olmuştu birden bastıran şiddetli yağmura rağmen treni kaçırma korkusu yola devam etmemi gerektirmişti yağmurdanda elimdeki harita hamur olduğundan serbest bir stilde seyrü sefer etmiştim ,son dakikada treni yakalamıştık.. :)
-
İlk günden beri paylaşılanları keyifle okudum :D
Henüz bir bıçak yapıp paylaşacak kadar bilgili değilim ve öğrenmeye devam ediyorum.
Ama bu konuda naçizane paylaşabileceğim birkaç şey olabilir.
Belki yazılanları tekrar ediyor olabilirim, gecenin bu saatinde gözümden kaçmış olabilir, kusuruma bakmazsınız inşallah O:-)
Öncelikle bushcraft ve survival'ın birbirinden farklı konular olduğunu düşünüyorum.
Onun için doğadan malzeme temin etmek yerine satın alanların eleştirilmesini çok doğru bulmuyorum. İki türlüsüne de saygı duyuyorum.
Ancak, velev ki survival şartları hasıl oldu, bushcraft'ı bilmenin kesinlikle fayda sağlayacağını, ama şartlar elveriyorsa hazırda var olan malzemenin öncelikli olarak kullanılması gerektiğini düşünüyorum. Bu düşüncemin temelinde de en kıymetli malzemenin "kendimiz (vücudumuz, enerjimiz, zamanımız ve moralimiz)" olduğu düşüncesi yatıyor. İlgilenen olursa konuyu daha da açabiliriz.
Fazla felsefe yapmadan gelelim paylaşmak istediğim tekniklere:
Doğada yön tayini için birkaç basit yöntem:
1. Ağaçların kuzeyi yosunlu olur.
2. Karınca yuvalarının ağzı güneye bakar.
3. Kutup Yıldızı binlerce yıldır insanlara yol gösteriyor ve insanoğlunun ulaşıp söndürebileceği veya rezidans yapabileceği bir yerde değil çok şükür. Çok basit şekilde beş dakikalık bir araştırma ile öğrenebilirsiniz. Göz aşinalığı oluşunca, Büyük Ayı, Küçük Ayı (görmekten mutlu olduğum yegane ayılar) veya kasiyopya ile uğraşmadan da tanıyabilirsiniz. Bulutlu bir havada küçücük bir yırtıktan görünse bile, bir dostu görmenin mutluluğunu yaşatır insana.
4. Temel kural; güneş doğudan doğar, batıya ilerler ve batıdan batar ve
(şu ana kadar ukalalık yaptığımı düşünüyor olabilirsiniz, biraz sabır),
Kuzey Yarım Küre için daima Güneyden ilerler. Yani, yere bir çubuk saplayıp, gölgesinin ucunu işaretledikten sonra, takribi 10-15 dakika bekliyoruz (takribi diyorum çünkü saatiniz varsa çubuğa da gerek yok, saat kullanarak yön tayinini başka zaman yazarım) ve bu süre içerisinde güneşin ilerlemesi nedeniyle kayan gölgenin ucunu tekrar işaretliyoruz. İşaretlediğimiz iki noktayı birleştirdiğimiz zaman güneşin ilerleme mihverini yani doğu batı hattını bulmuş oluruz. artık gerisi size kalmış ;)
Doğada ne yenir ne yenmez konusu:
1. Eğer köy çocuğu değilseniz, ayrı bir bilim dalı veya yaşam tarzıdır (toplayıcı veya avcı-toplayıcı toplumlar meselesi). Ege'nin köy çocuğunu alıp İç Anadolu'ya getirdiğiniz zaman ne yiyeceği konusunda onunda bütün hayatını İstanbul'da geçirenden çok farkı kalmaz. Çok saygı duyduğum yazar Jared Diamond, "Tüfek, Mikrop, Çelik" kitabında Yeni Ginelilerin adalarında yetişen 70 kadar mantarı çok ince detaylarıyla tanıyıp, zehirlileri ayırt edebildiklerini anlatır. Yeni Gine florasında yaşayan bu esmer kardeşlerimizi, alıp Fransa'ya İtalya'ya falan getirsek, altın kadar değerli olan oronge, truffe mantarları doğru teşhis edebileceğinin garantisi yoktur. Hatta hayatta kalabileceğini de, bu işleri bilen hiç kimse garanti edemez. Haddim olmayarak, benzetmek gerekirse belki çeliklere suda, yağda veya havada su verilmesi gibi bir şey diyebiliriz. Yağda mükemmel sonuç veren bir çeliğin sudaki tepkimesinin farklı olması gibi bir şey yani.
2. Bunun için geliştirilmiş "Universal Edibility Test/Evrensel Yenilebilirlik Testi" diye basit olduğu söylenen ama toplamda eğer arada ölmediyseniz, yanlış hatırlıyor olabilirim ama 30-35 saat süren "otoriteler" (bunlar kimdir ve nasıl otorite olmuşlardır, tartışılır) tarafından kabul edilmiş bir yöntem vardır. Anlatması da çok uzun bir süreç olduğu için, sadece mantığını anlatayım; tabiri caizse "ucundan azıcık" şeklinde işler bu test. Gözüne kestirdiğin bitkinin azıcığını yok efendim koklarsın, sonra azıcığını cildine koyup onbeş dakika beklersin,bir şey olmadıysa dudağına sürüp beş dakika beklersin, bir şey olmadıysa azıcığını ağzına koyup çiğnemeden beklersin diye devam edip yutmaya kadar giden bir süreçtir. Bir kez bu testi denemişliğim vardır. Şiddetle tavsiye edilmez, iyisi mi en yakın karınca yuvasını, ağaç kurtlarını veya solucanları bulup yiyin daha az acı çekersiniz. Bu tip mahlukatı yemek konusunda, çoğunluk, yaptıkları akılda kalıcı olduğu için Bear Gyrlls'in yaptıklarını kendine örnek alır, ki kendisi eski bir İngiliz SAS komandosudur, yani eğitimlidir, ve o hayvanları yemek için milyon dolarlar kazanan bir şovmendir. Hafta sonu trekkinge gittiğinizde yılanın kafasını ısırarak koparmayı aklınızdan bile geçirememeniz, sizin gerektiğinde hayatta kalamayacağınız veya onun kadar iyi olmadığınız anlamına gelmez. "Allah kimseyi açlıkla sınamasın." diye bir söz vardır, sıradan bir insanın nasıl vahşi bir hayvana dönüşebileceğini burada anlatmam çok doğru olmaz, ama bu konudaki en kötü örnek And Dağlarındaki uçak kazasında yamyamlık yapan insanlardır. Bear Gyrlls demişken Serdar Hoca tarafında olduğumu da belirtmeden de geçemeyeceğim.
3. Doğada yön bulma kolayca öğrenilebilir bir husus olmasına rağmen, Şehirde yön bulma, biraz daha Allah vergisi bir iştir. Umarım Salim Bey beni yanlış anlamaz. Genelde sexist yaklaşımları hiç haz etmesem de, özellikle bayanların bu konuda erkeklere nazaran biraz daha kötü olduğu söylenir. Ama "ben hiç kaybolmadım" demek abartılı bir söylem olur kanaatindeyim. Evet bu bir itiraf :-[
Umarım faydalı olmuştur bu küçük bilgiler. Bu yenilebilirlik testi ile ilgilenen olursa bir gün onu da yazarım.
-
Bushcraft ve survival farkli konular derken, taktik ve teknikler acisindan degil felsefeleri acisindan farkli olduklarini demek istiyorum yanlis anlasilmasini istemem 8)
-
Güzel bir yazı olmuş, uzun uzadıya elinizden geleni yazmışsınız. Bir kaç yerde takıldım. Tatlı su balık avı amatörce de olsa yapmaktayım. Solucan bulmak o kadar basit bir iş değildir. Kaldı ki solucan yaşayabilecek kadar organizma açısından zengin bir toprak örtüsünde elbet yiyecek başka şeylerde vardır. Solucanı nasıl ve nerede buluruz sorusunu araştırmak lazım.Ha keza ağaç kurdu,karınca larvası bunları tepside önümüze koymayacak kimse.
Muhsin Yazıcıoğlu hayatını kaybettiği kaza(?) dan sağ kurtulup çok sonra hayatını kaybeden gazeteci yerine koyun kendinizi. Hayatta kalmak için ne yapabilirdiniz? Günümüzün konusu bu olsun, buyrun.
-
Bir kaç yerde takıldım. Tatlı su balık avı amatörce de olsa yapmaktayım. Solucan bulmak o kadar basit bir iş değildir. Kaldı ki solucan yaşayabilecek kadar organizma açısından zengin bir toprak örtüsünde elbet yiyecek başka şeylerde vardır. Solucanı nasıl ve nerede buluruz sorusunu araştırmak lazım.Ha keza ağaç kurdu,karınca larvası bunları tepside önümüze koymayacak kimse.
Sayın DUMRU:
Arıcılık yapıyorsunuz:
Balık avlamak için arı erkek arı kurtçuklarını bir deneseniz derim.
-
Hoş geldiniz ve yazı için elinize sağlık Bülent Bey.
Ben Güneş'in yönü ile ilgili bir not düşeyim. Kuzey yarım kürede Güney'den ilerler demişsiniz. Güneş yaz mevsiminde Doğu-Kuzey doğu arasından doğar ve Batı-Kuzey Batı arasından batar. Evimin Kuzey'e bakan odalarından yazın bir sabah bir de akşam Güneş girmektedir. İşte o yüzden Güneye bakan ev iyidir. ;) Kabaca yerel saatte sabah altı gibi Doğuya, akşam altı gibi de Batıya geliyor olmalı.
Bushcraft, ben doğaya gidiyorum, ihtiyacım olan şeyleri de mümkün mertebe doğadan karşılayacağım diyerek başlanılan, süpriz faktörü değil bilinçli hazırlanmanın söz konusu olduğu hal için kullanılan, dağ bayır marangozluğu etkinliğinin adıdır denebilir.
Survival/Hayatı idame ise "şurada şu vakitte olur/olsun" diyemeyeceğimiz, gardınızı düşürmenizle yada koşulların uygunsuzlaşmasıyla başınıza bir hal geleyazması halidir denebilir. Vakti yeri bilemediğinizden dolayı da hazırlıksız olarak yakalanmanız işten değildir. Bir çok insan koca bir çanta dolduracak malzemeye sahiptir ama çok iddialı, külfetli malzeme alıp bunları yanında bulunduramamaktan, adamsendecilik yada tembellikten gerektiğinde bu malzemeyi yanında bulamaz, bulamayınca da o anın adı hayatı idame konur. Tedbirli olan için ise o an hayatı idame öyküsüne bile dönüşmez. Problemi neyse halleder ve yaşamaya devam eder.
Hayatı idamede bir şeyler satın alıp yığmak asla mutlak çözüm değildir. Bülent Bey'in de işaret ettiği gibi bilgi beceri bilinç önemlidir. Alet edevat evde kalabilir ama bilgi beceri ve bilinç her yere sizle gider.
-
Bir kaç yerde takıldım. Tatlı su balık avı amatörce de olsa yapmaktayım. Solucan bulmak o kadar basit bir iş değildir. Kaldı ki solucan yaşayabilecek kadar organizma açısından zengin bir toprak örtüsünde elbet yiyecek başka şeylerde vardır. Solucanı nasıl ve nerede buluruz sorusunu araştırmak lazım.Ha keza ağaç kurdu,karınca larvası bunları tepside önümüze koymayacak kimse.
Sayın DUMRU:
Arıcılık yapıyorsunuz:
Balık avlamak için arı erkek arı kurtçuklarını bir deneseniz derim.
Murat ustam, bu konuda edinilmiş müspet bir deneyiminiz mi var yoksa tahmininiz mi?
-
Murat ustam, bu konuda edinilmiş müspet bir deneyiminiz mi var yoksa tahmininiz mi?
Balık tutmayalı çoooook uzun yıllar oldu.
Aslında oltanın başında beklemeye sabredemem yani balık tutmak benim işim değil.
Daha hiç av eti ağzıma koymadım.
Balık yemesemde aramam, ben kara etçiyim.
Kurtçuklara gelince: benim arkadaşım vardı isterdi, ona ayırırdım.
Bilirsin ilkbaharda varrao mücadelesi için çıkarıp attıklarımı ona verirdim
Nasıl kullanır hangi balık için oltaya takar hiç sormadım.
-
Murat AKIN ustam:
Arkadaşınızı görürseniz sormanızı rica edeceğim. Konusu açılmışken isabet olmuş,bu kurtçukların yüksek oranda protoin içerdiği ve afrodizyak etikisi olduğunu duymuştum. Hani peteği bozarken bembeyaz süt gibi akıyor.Bu konuda bilginiz var mıdır?
-
Bir kaç yerde takıldım. Tatlı su balık avı amatörce de olsa yapmaktayım. Solucan bulmak o kadar basit bir iş değildir. Kaldı ki solucan yaşayabilecek kadar organizma açısından zengin bir toprak örtüsünde elbet yiyecek başka şeylerde vardır. Solucanı nasıl ve nerede buluruz sorusunu araştırmak lazım.Ha keza ağaç kurdu,karınca larvası bunları tepside önümüze koymayacak kimse.
Sayın DUMRU:
Arıcılık yapıyorsunuz:
Balık avlamak için arı erkek arı kurtçuklarını bir deneseniz derim.
Murat ustam, bu konuda edinilmiş müspet bir deneyiminiz mi var yoksa tahmininiz mi?
Merhaba üstadlarım,
Bu konunun burada konuşulduğunu daha yeni gördüm. Ben ulusal ve uluslar arası turnuva balıkçıyım. Kısa süreliğine ara verdim ama hala aktif olarak olanları takip etmekteyim. Tatlı su balık avı için saydıklarınızın hepsi kullanılır fakat hangi balık için sorduğunuzu göremedim. Tatlı su balıkçılığında kullanılan yemler bölgesel olarak değişir. en iyi karar daha öncedesn balık hangi yeme alışkın ise o yemin kullanılması doğru olandır. Turna avlarında da kullanılan malzemeler her yöre için değişiklik gösterir. İstanbulda sarı(terkoz), kızılırmakta(köprüköy) sedefli beyaz veya sakaryada(sakarya nehri taşkanları) beyaz sahteler daha fazla iş yapar tecrübemle sabittir. sizin saydığınız avlanma yöntemleri eskilerden beri kullanılan yöntemlerdir(solucan, kurt vs. vs.) Modern balıkçılıkta balığın mevsimine göre değişen yeme alışkanlıklarına göre farklı kombinasyonlarda yem hazırlamak gerekir.sorduğunuz sorudan anladığım kadarı ile cevaplamaya çalıştım. farklı sorularınız varsa gücüm yettiğince cevaplamaya çalışırım.Hepinize Rastgele
-
Doğada yaşamı devam ettirme teknikleri bence bi kaç alt bölüm olmalı.
1. SU bulma
2. Ateş yakma
3. Barınak yapma
4. Yiyecek bulma
5. iklim koşulları ile mücadele.
6. Basit alet yapımı.
7. Yön bulma.
Yön hissim hiç yok desem yeridir. Girdiğim binanın kapısını çıkışta bulamadığım olur.Bu sorunu nasıl çözebilirim?
Merhaba,
Yön duygusunu ilk kaybeden canlı insandır. Güneşi okumasını öğrenirseniz kesinlikle kaybolmazsınız. 2 gün ve 65 km sık orman örtüsü ve 15cm kar varken sadece güneşe bakarak yol aldım ve koybolmadan çok küçük bir sapmayla hedeflediğim noktaya ulaştım. Eğer hava bulutlu değilse güneşten aldığınız kerterizi gece ay çıktığında aydan faydalanmak için kullanabilirseniz gecede yol alırsınız. çok karmaşık yazdım ama anlamadığınız noktalarda yardımcı olurum.
-
Ateş şiringası ve taş-çelik ikilisiyle ateş yakmak...
https://vimeo.com/47355667 (https://vimeo.com/47355667)
https://vimeo.com/47355668 (https://vimeo.com/47355668)
Merhaba,
Taş çelik ikilisi dediğiniz ekipmanları ben aktif olarak doğaya çıktığımda kullanıyorum illa çelik olması gerekmiyor iki çakmak taşını birbirine vurduğunuzda da kıvılcım çıkarabilirsiniz. bu 5000 yıl önce buzullarda özmüs birinin cebinden de çıkmıştır. Sırf bu nostaljik durumu yaşamak için kullanıyorum. İsterseniz anlatırım çok basit ve etkili..
-
Güzel bir yazı olmuş, uzun uzadıya elinizden geleni yazmışsınız. Bir kaç yerde takıldım. Tatlı su balık avı amatörce de olsa yapmaktayım. Solucan bulmak o kadar basit bir iş değildir. Kaldı ki solucan yaşayabilecek kadar organizma açısından zengin bir toprak örtüsünde elbet yiyecek başka şeylerde vardır. Solucanı nasıl ve nerede buluruz sorusunu araştırmak lazım.Ha keza ağaç kurdu,karınca larvası bunları tepside önümüze koymayacak kimse.
Muhsin Yazıcıoğlu hayatını kaybettiği kaza(?) dan sağ kurtulup çok sonra hayatını kaybeden gazeteci yerine koyun kendinizi. Hayatta kalmak için ne yapabilirdiniz? Günümüzün konusu bu olsun, buyrun.
Keşke çıtayı bu kadar yükseğe koymasaydınız :-[
Hayatını kaybedenlerin hepsine tekrar Allah'tan rahmet diliyorum.
Şahsen içinde ölüm olan olaylar hakkında, herşey olup bittikten sonra yorum yapmayı çok doğru bulmuyorum. Bu hem müteveffalara hem de ailelerine saygısızlık gibi geliyor bana.
Çok detaya girmek istemiyorum ama kaçamak cevap veriyormuş gibi size de saygısızlık yapmamak için, bu olay hakkındaki düşüncelerimi çok kısa bir şekilde yazayım.
Hatırladığım kadarıyla gazeteci kardeşimizde kazada yaralanmıştı. Yani hayatta kalma mücadelesine, malzeme ve belki bilgi eksiklikleri, fırtına vb. gibi olumsuzlukları da eklersek bir, iki, üç değil ona sıfır gibi bir farkla geriden başlamıştı. Üstüne kazaya maruz kalmanın ve diğer insanların hayatını kaybetmiş olması gibi bir de moral çöküntü de vardı ki en önemli eksikliktir. Helikopterden ayrılmasını doğru buluyorum. Kendisine sığınak ararken hayatını kaybetti diye biliyorum. Başka bir zaman donarak ölüm ve emareleri hakkında da yazabiliriz, ama bu olay üzerinden devam etmeyi çok doğru bulmuyor ve affınıza sığınıyorum. Söyleyecek son şey gazeteci kardeşimiz o şartlarda doğru olanları yapmıştır, ama vadesi mücadelesini tamamlamasına müsaade etmemiştir. Tekrar Allah rahmet eylesin.
-
Güzel bir yazı olmuş, uzun uzadıya elinizden geleni yazmışsınız. Bir kaç yerde takıldım. Tatlı su balık avı amatörce de olsa yapmaktayım. Solucan bulmak o kadar basit bir iş değildir. Kaldı ki solucan yaşayabilecek kadar organizma açısından zengin bir toprak örtüsünde elbet yiyecek başka şeylerde vardır. Solucanı nasıl ve nerede buluruz sorusunu araştırmak lazım.Ha keza ağaç kurdu,karınca larvası bunları tepside önümüze koymayacak kimse.
Muhsin Yazıcıoğlu hayatını kaybettiği kaza(?) dan sağ kurtulup çok sonra hayatını kaybeden gazeteci yerine koyun kendinizi. Hayatta kalmak için ne yapabilirdiniz? Günümüzün konusu bu olsun, buyrun.
Keşke çıtayı bu kadar yükseğe koymasaydınız :-[
Hayatını kaybedenlerin hepsine tekrar Allah'tan rahmet diliyorum.
Şahsen içinde ölüm olan olaylar hakkında, herşey olup bittikten sonra yorum yapmayı çok doğru bulmuyorum. Bu hem müteveffalara hem de ailelerine saygısızlık gibi geliyor bana.
Çok detaya girmek istemiyorum ama kaçamak cevap veriyormuş gibi size de saygısızlık yapmamak için, bu olay hakkındaki düşüncelerimi çok kısa bir şekilde yazayım.
Hatırladığım kadarıyla gazeteci kardeşimizde kazada yaralanmıştı. Yani hayatta kalma mücadelesine, malzeme ve belki bilgi eksiklikleri, fırtına vb. gibi olumsuzlukları da eklersek bir, iki, üç değil ona sıfır gibi bir farkla geriden başlamıştı. Üstüne kazaya maruz kalmanın ve diğer insanların hayatını kaybetmiş olması gibi bir de moral çöküntü de vardı ki en önemli eksikliktir. Helikopterden ayrılmasını doğru buluyorum. Kendisine sığınak ararken hayatını kaybetti diye biliyorum. Başka bir zaman donarak ölüm ve emareleri hakkında da yazabiliriz, ama bu olay üzerinden devam etmeyi çok doğru bulmuyor ve affınıza sığınıyorum. Söyleyecek son şey gazeteci kardeşimiz o şartlarda doğru olanları yapmıştır, ama vadesi mücadelesini tamamlamasına müsaade etmemiştir. Tekrar Allah rahmet eylesin.
Merhaba,
+1
Ayağı kırılmıştı.......... detayını yazdıklarınıza hak verdiğimden yazmak istemedim.
-
Yaşanmış o hazin olayı örneklendirmemin nedeni herkesçe biliniyor olmasıdır, haricinde sizin aksinize düşünmüyorum.
Ben hayatta kalma deyince Bozkır dağlarında kaybolduğumu hayal ederim. Yaylalarda alabildiğine bozkır,şansınız varsa su bulabilirsiniz. Onun dışında ancak ot ile beslenebilirsiniz.Açık arazi ne yakacak odun vardır nede yiyecek meyve..
Hele ki gördüğünüz tek şey kar beyazlığı ise o ortamda hayatta kalmak için bilgi ve beceri her zamankinden çok lazım olacaktır.
Buyrun sizleri o bozkıra bıraktık. Ne yapardınız?
Balık konusuna gelince ben genelde sazan avına giderim. Solucan,sülük,mısır ve hamur kullanırız mevsimine göre.
-
Hoş geldiniz ve yazı için elinize sağlık Bülent Bey.
Ben Güneş'in yönü ile ilgili bir not düşeyim. Kuzey yarım kürede Güney'den ilerler demişsiniz. Güneş yaz mevsiminde Doğu-Kuzey doğu arasından doğar ve Batı-Kuzey Batı arasından batar. Evimin Kuzey'e bakan odalarından yazın bir sabah bir de akşam Güneş girmektedir. İşte o yüzden Güneye bakan ev iyidir. ;) Kabaca yerel saatte sabah altı gibi Doğuya, akşam altı gibi de Batıya geliyor olmalı.
Bushcraft, ben doğaya gidiyorum, ihtiyacım olan şeyleri de mümkün mertebe doğadan karşılayacağım diyerek başlanılan, süpriz faktörü değil bilinçli hazırlanmanın söz konusu olduğu hal için kullanılan, dağ bayır marangozluğu etkinliğinin adıdır denebilir.
Survival/Hayatı idame ise "şurada şu vakitte olur/olsun" diyemeyeceğimiz, gardınızı düşürmenizle yada koşulların uygunsuzlaşmasıyla başınıza bir hal geleyazması halidir denebilir. Vakti yeri bilemediğinizden dolayı da hazırlıksız olarak yakalanmanız işten değildir. Bir çok insan koca bir çanta dolduracak malzemeye sahiptir ama çok iddialı, külfetli malzeme alıp bunları yanında bulunduramamaktan, adamsendecilik yada tembellikten gerektiğinde bu malzemeyi yanında bulamaz, bulamayınca da o anın adı hayatı idame konur. Tedbirli olan için ise o an hayatı idame öyküsüne bile dönüşmez. Problemi neyse halleder ve yaşamaya devam eder.
Hayatı idamede bir şeyler satın alıp yığmak asla mutlak çözüm değildir. Bülent Bey'in de işaret ettiği gibi bilgi beceri bilinç önemlidir. Alet edevat evde kalabilir ama bilgi beceri ve bilinç her yere sizle gider.
Tanımlar konusunda hemfikir olduğumuzu söyleyebilirim.
Survival ile ilgili görüşlerimi biraz daha açmak isterim müsaadenizle.
"Ben survival konusunda eğitimliyim" demek isteyen herkesin mutlak surette bushcraft bilmesi gerekir. Bushcraft, survival eğitiminin önemli bir parçasıdır.
Survival konusundan bahsederken, örneğin ABD'de bir gün dünyanın zombiler tarafından istila edileceğini düşünen ve hayatta kalmak için hazırlık yapan hiç de küçümsenmeyecek bir kitle vardır. Bu ve bu tip "çatlaklıkları" :'( kapsam dışı tutuyorum.
Ayrıca bahsini ettiğiniz çanta dolusu survival malzemesi satın almanın, aslında hayatta kalmaya hazırlık maksadıyla değil, bir tür kolleksiyonerlik ve hatta aşırı durumlarda fetişizm olduğunu düşünüyorum. Hepimizin içinde hayatta kalma içgüdüsü var ve değişik şekillerde bunu ortaya koyarız. Belki aşırı malzeme satın alanlar Erich Fromm'un "Olmak ya da Sahip Olmak"ta bahsettiği gibi bazı eksikliklerini (hayatta kalabilme yetisi) sahip olarak (hayatı idame malzemelerine) gidermeye çalışıyor olabilirler. Bunun da savunulacak bir tarafı yoktur ve bizim konumuzdan ziyade Psikoloji Biliminin ilgi alanına gireceğini düşünüyorum. Sonuç itibarı ile bir insanın doğada taşıyabileceği malzeme bellidir. Bazı malzemelerin alternatifli olması da (yaz-kış, soğuk iklim-çöl vb gibi farklılıklar) anlaşılabilir.
Doğada malzeme taşımak deyince, buna iki türlü yaklaşım vardır:
1. Eşek gibi taşırım, kral gibi yaşarım.
2. Kral gibi yürürüm, it gibi sürünürüm.
Bu tercih meselesidir. Az malzeme ile rahat yürüyüş tercih edenler, konaklama esnasında çok kısıtlı imkanlara sahip olabilirler. Taşıdığınız her gram malzeme size konaklama esnasında bir tür lüks olarak geri döner. Tabii kamp hayatının olmazsa olmazı eldekini dostlarla paylaşmak olduğu için, "kral gibi yürüyen" arkadaşların, "eşek gibi taşıyan" arkadaşların imkanlarını, onlardan fazla kullanması "eşekliğin" hoş karşılanmayan bir başka türüdür
-
Survival'a devam edelim biraz daha :)
İnsan hayatı bilinçli veya bilinçsiz yapılan planlamalar üzerine kuruludur. Hepimizin hayatla ilgili bir beklentisi, umudu, ve bunlara ulaşmak için kurguladığı planları vardır.
Önceki iletide belirttiğim gibi içgüdüsel olarak hayatta kalma dürtüsü (aslında planı) hep aklımızın bir köşesinde hazır olarak bekler. Karşıdan karşıya geçerken hızla gelen arabayı gördüğünüzde hiç düşünmeksizin sizin de hızınızı artırmanız beynin kontrol edilemeyen bölümdeki hayatta kalma planının bir parçasıdır.
Uzatmayayım, gündelik hayatımızda belli senaryolar üzerine planlar, planladığımız her şey için de ihtimali planlar yaparız. Örnek; ben kayak severim ve ormanla kaplı bir piste gittiğim zaman, pist dışında ağaçların altındaki çiğnenmemiş kar mıknatıs gibi beni çeker ve düşünmeden dalarım. Ama benim ormanlık arazide bol karda kayak yapma senaryomun ihtimali planı daima hayatı idame planıdır. Sırt çantasız hiçbir zaman kayağa gitmem. Çantamda daima cep telefonu, bıçak, ip, ilk yardım kiti, pusula, gps, yedek eldiven, başlık vb. bulundururum. Bunlar benim kaza vb. ihtimalleri düşünerek hazırladığım hayatı idame planımın parçalarıdır. Bir kaza anında bunları kullanmak üzerine kurulu planı zaten herkes kafasında yapacaktır. Detaylara çok gerek görmüyorum.
Biraz fazla plan, plan, plan dedim, sıkıcı olabilir, formasyon gereği biraz fazla takıyor olabiliriz. Ama bu planları hiç yapmayan "kamikaze" kılıklı insanlar da vardır ve genelde ya kendilerine ya da çevrelerindekilere zarar verirler.
-
Anlatmak istediğim şey "survival için hazırlanacağım, öğreneceğim, malzeme temin edeceğim" diyorsanız, bunu hangi senaryo dahilinde yapacağınıza karar vermenizdir. Deniz sevmeyen, ayağını suya sokmayan bir survival meraklısının, denizle ilgili malzeme temin etmesine, veya Bodrum'da yaşayan ve karlı dağlarda işim olmaz diyen birisinin kar malzemesi temin etmesine, kendilerine belirledikleri senaryo gereği çok ihtiyaç yoktur.
Uzun lafın kısası, "ben nerede, hangi şartlarda hayatımı idame ettirmek için malzeme ve eğitime ihtiyacı duyarım?" sorusunun cevabı sizlerin hayatta kalma planınızın temellerini oluşturacak ve ihtiyaçlarınızı (eğitim, malzeme vb.) belirleyecektir. Soru: Uludağ'a kayağa gideceksiniz, akrep, yılan sokmasına karşı kit vb. şeylere ihtiyaç duyar mısınız? Tabii ki hayır. Hayatı idame planınız daha ziyade kar ve dağcılıkla ilgili senaryolar üzerine kurulu olacaktır.
Survival, her gün yaşamımızın bir parçasıdır ve hazırlıklı olmakla ilgili bir şeydir. Bu sitenin meraklılarının çok büyük bir kısmının gündelik hayatta çakı vb. şeyler taşıdığını düşünüyorum. Benim bazen 2-3 tane birden taşıdığım olur. Bilinçaltımda, yiyeceğim elmayı soymanın ötesinde, karşılaşacağım herhangi bir günlük problemi (hayatta kalma ile ilgili de olabilir, kavgalar konumuzun dışındadır) bıçakla çözebileceğimi düşündüğüm için bıçak taşırım. Ormana yürüyüşe gidenler, aynı nedenlerden dolayı bıçak taşırlar. Bu sizin survival planınızın bir parçasıdır. Survival dediğimizde herkesin Robinson Crusoe gibi bir adaya düşeceğini hayal etmesine gerek yoktur, ama bir denizcinin hayatta kalma planları içerisinde de mutlak surette yer alması gerekir bu senaryonun.
-
Yaşanmış o hazin olayı örneklendirmemin nedeni herkesçe biliniyor olmasıdır, haricinde sizin aksinize düşünmüyorum.
Ben hayatta kalma deyince Bozkır dağlarında kaybolduğumu hayal ederim. Yaylalarda alabildiğine bozkır,şansınız varsa su bulabilirsiniz. Onun dışında ancak ot ile beslenebilirsiniz.Açık arazi ne yakacak odun vardır nede yiyecek meyve..
Hele ki gördüğünüz tek şey kar beyazlığı ise o ortamda hayatta kalmak için bilgi ve beceri her zamankinden çok lazım olacaktır.
Buyrun sizleri o bozkıra bıraktık. Ne yapardınız?
Balık konusuna gelince ben genelde sazan avına giderim. Solucan,sülük,mısır ve hamur kullanırız mevsimine göre.
Bu daha güzel bir senaryo oldu şimdi ;D
Bazı değişkenleri sıralayacağım senaryoda belli olmayan:
1. Kaç kişiyiz?
2. Hasta, yaralı var mı?
3. İletişim imkanları nelerdir?
4. Malzememiz nedir?
5. Günün hangi saatindeyiz?
6. Biz ne maksatla oraya gitmişiz ki hayatı idame şartları hasıl olmuş? Olayın geçmişinde bizim orada olduğumuzu bilen var mı, takip eden var mı?
7. Absürt olacak ama memleketin geri kalanına ne olmuş, hayat devam ediyor mu?
7. .........
Bu değişkenler uygulayacağımız hareket tarzımızı çok değişik şekillere sokacaktır.
Ben kendim için kötü senaryo oluşturayım; yalnızım, kışın, iletişim yok, malzeme yok, gece.... Müsaade ederseniz hasta yaralı olmayayım.
Dağlardayım demiştik. Planım büyük ihtimalle şu olurdu:
1. Durma, sakin bir şekilde yürü, yürürsen üşümezsin.
2. Asla tırmanma (irtifa kazanma), daima irtifa kaybetmeye çalışarak mümkünse yol, patika, elektrik veya telefon hattı, olmazsa bir dere yatağı bulmaya çalış. Bulduğunda aşağı doğru takip et. Yol, su elektrik medeniyettir, ucunda mutlaka yerleşim yeri vardır.
3. Yürürken görebildiğin kadarıyla ışık tespit etmeye çalış.
4. İlk yerleşim, yerine ulaştığında yardım iste.
Evet çok basit bir şekilde, hayatta kalma stratejimi medeniyete ulaşmak üstüne kurardım. Basamakları da kabaca bunlar olurdu. Uygulamadaki taktik detaylara girmedim fazla, çok uzun olmasın diye. Ama dikkat edeceğim taktik ve tekniklere birkaç örnek vermek gerekirse;
1. Ayakkabını sağlam bağla. Sakatlanma, kaçmak zorunda kalırsan kaybetme vs.
2. Sürekli yönünü kontrol et, daireye bağlama.
3. Yürüyüşe başladığın andan itibaren gördüğün ilk sopayı al, daha iyisini gördüğünde değiştir, kendi boyuna yakın yaklaşık bilek kalınlığında bir sopa bulana kadar aşağı yürüyüşe devam et. Sopa arama, önüne çıkan fırsatları kullan.
4. Yol boyunca takribi en geç 30 dakikada bir, konaklamaya uygun yer tespit etmeye çalış, işler kötü giderse, hatırında kısa sürede başını sokabileceğin bir yer olsun (Aynı şekilde ateş yakılabilecek malzemelerin de keşfini yap sürekli).
5. Mağara vb. yerlerden uzak durmaya çalış, zorda kalmadıkça girme, kış uykusunda bir hayvan olabilir. (Birçok insanın aksine vahşi hayvanlarla karşılaşma riskini ben çok önemsemesem de, yine de zorda kalmadıkça girmem. Muhtemelen vahşi hayvanlarla ilgili bu yaklaşımım eleştirilebilir ama cevabını vermeye de hazırım. Girmeye karar verirsem de mutlaka uzaktan taş vs. atarak keşfini yapmaya çalışırım.)
6. Yürüyüş boyunca su bulduğun her zaman susamasan dahi mutlaka iç.
7. Her türlü iz ve emareyi (ayak izi, hayvan (koyun, keçi, inek vs.) pisliği vs.) tespit etmeye çalış.
8. Kuru ot, yaprak vs. buldukça elbise katlarının arasına doldur.
9. Başını asla açıkta bırakma, ısı kaybının en önemli kısmı baştaki çıkıntılardan (kulak, burun) olur.
................
gibi sayfalarca bir liste oluşturulabilir.
önemli olan doğru stratejiyi oluşturmaktır. Çok meşhur bir söz vardır, "stratejik hatalar, taktik başarılarla çözülemez/düzeltilemez"
Hastalık ve sakatlık durumuna özellikle girmedim çünkü alternatifleri çok fazla. Yine de bir kısmı için çözüm üretilebilir. Ancak kısmetten çıkan bir uzuv için, Bağdat'tan koşarak gelen diğer uzuvlar hakkında meşhur bir söz vardır. Murphy kanunları der ki "Ters gidebilecek her şey, ters gidecektir."
Derseniz ki " hani kardeşim bushcraft falan üfürüyordun, niye uygulamadın?" Bushcraft hayatta kalma için son tutunulacak daldır. Yolculuk esnasında sopanın silaha çevrilmesi gibi kırmaya dayalı ;D basit bushcraft teknikleri uygulasanız dahi, (medeniyet tümden yok olmadıysa) hayatta kalma stratejisi bushcraft üstüne kurulmamalıdır. Önce hayatınıza tehdit teşkil eden ortamdan kurtulmaya çalışmalı, çare yoksa bu ortama adaptasyon teknikleri geliştirmelisiniz. Adaptasyon çok önemli bir kelimedir, çünkü doğa şartlarıyla mücadele
etmeye kalkarsanız kazananın kim olacağı başlangıçtan bellidir. Ancak adapte olursanız hayatta kalabilirsiniz.
Sanırım sıkıcı olmaya başladım artık, bugün burada keseyim. ::)
-
Valla bence çok güzeldi. Sıkıcılığın yakınından bile geçmedi. 8)
-
müteveffalara
Özür dilerim biraz konu dışına çıkacağım, konuyu dağıtmış olarak düşünmeyin.
Alıntı yapacak yer uzaklaşınca hoşuma gitmiyor.
Geçenlerde bir tarih proğramında tartışma vardı.
Müslüman ölünün arkasından "mütevffa" denilmiyormuş.
Sözlükleri açıp tartışıyorlardı.
****************************************************************
Sayın Bülent Kutsal Beyin yorumları çok etkili, dönüp, dönüp yeniden okudum, teşekkür ederim.
-
Bende hic ssikilmadan okudum super paylasim
Bulent abi sen galiba anlarda golbasindasin
Yada guvercinlikte
-
Okumaktan büyük keyif duydum. Uzun uzun yazabilirsiniz bence hiç sorun yok.
-
paylaşım için teşekkürler. devamını bekliyoruz :2up
-
Bende acizane bildigimi paylasayim dedim imam olmadan once 12 yilin her yaz tatilinde cobanlik yapmis biri olarak dogada hayatta kalmanin en guclu yardimcisi cesarettir bunun icinde dua ederek kendimizi umitsizlige dusurmemektir . Bir ayiyla karsilastigimizi dusunun cesaret yoksa elimizde tufekte olsa bicakta olsa birsey yapamayiz . :2up
-
Burdan başlayıp sindire sindire devam edelim.
Yön konusunda özellikle yardım istiyorum. Benim arazide kullandığım yöntem gözümün gördüğü en uç noktada dağ,ağaç sabit bir nesne seçip konumuma göre yönlenmektir. Kuzey-Güney ayrımını hafızamda tutamıyorum.
Bu konu daha önce işlendiği için atlayabilirsiniz. Bu yetenek bende yok:)
Devam edelim
4. Yol boyunca takribi en geç 30 dakikada bir, konaklamaya uygun yer tespit etmeye çalış, işler kötü giderse, hatırında kısa sürede başını sokabileceğin bir yer olsun (Aynı şekilde ateş yakılabilecek malzemelerin de keşfini yap sürekli).
düz bir arazide en uygun konaklama yeri nasıl olmalıdır
-
Yukarıda çok güzel bilgiler var insan her zaman bilgiye açık olmalı.Teşekkürler.
Bu arada kendimce vücut sıcaklığı ve sıvı tüketiminin son derece mühim olduğunu düşünüyorum.Asla bıçaksız ve ateş yakacak malzemesiz ve sağlam ip olmadan bir yürüyüşe yada aksiyona girmem :)
xx
-
müteveffalara
Özür dilerim biraz konu dışına çıkacağım, konuyu dağıtmış olarak düşünmeyin.
Alıntı yapacak yer uzaklaşınca hoşuma gitmiyor.
Geçenlerde bir tarih proğramında tartışma vardı.
Müslüman ölünün arkasından "mütevffa" denilmiyormuş.
Sözlükleri açıp tartışıyorlardı.
Sayın Hocam, bu önemli ikazınız için çok teşekkür ediyorum. Vallahi ben bilmiyordum, TDK Sözlüğü'nden kontrol ettim. Gayrimüslimler için kullanılırmış. Sağolun, varolun. :)
-
Burdan başlayıp sindire sindire devam edelim.
Yön konusunda özellikle yardım istiyorum. Benim arazide kullandığım yöntem gözümün gördüğü en uç noktada dağ,ağaç sabit bir nesne seçip konumuma göre yönlenmektir. Kuzey-Güney ayrımını hafızamda tutamıyorum.
Bu konu daha önce işlendiği için atlayabilirsiniz. Bu yetenek bende yok:)
Devam edelim
4. Yol boyunca takribi en geç 30 dakikada bir, konaklamaya uygun yer tespit etmeye çalış, işler kötü giderse, hatırında kısa sürede başını sokabileceğin bir yer olsun (Aynı şekilde ateş yakılabilecek malzemelerin de keşfini yap sürekli).
düz bir arazide en uygun konaklama yeri nasıl olmalıdır
"İlahi Azrail, sen adamı öldürürsün!" derler ya;
:D İlahi Hüseyin Bey, Siz beni ;)) öldürürsünüz (senaryolarda)!
Sürekli şartları zorluyoruz ve başladık tekrar çıtayı yükseltmeye :-\ Tabii sorularınızın benim de hoşuma gittiğini söylemeliyim.
Burada "konuştuklarımız" tamamen kişisel tercihlerdir, ve bu konuda mutlak doğru diye bir şey yoktur. Başarıya giden, yani sizi sağ salim evinize ulaştıran her yol kesinlikle doğrudur. "Ben olsam" ile başlayan cevaplar/yorumlar sadece farklı tercihleri belirtir, benim/sizin/onun tercihinin yanlış olduğu anlamına gelmez.
"düz bir arazide en uygun konaklama yeri nasıl olmalıdır" diye sormuştunuz ya, haydi bu seferde senaryoyu ben oluşturayım, müsaadenizle biraz da şaka katayım içine:
Bütün medeniyet yok olmuş (Allah korusun), gidilecek şehir vs. kalmamış, hatta salgın hastalık var eski yerleşim yerlerine girmekten özellikle kaçınıyorsunuz vs. vs. tam bir salak, üçüncü sınıf Hollywood filmi ortamındayız, bütün tarlalar, meyve bahçeleri, ambarlarda aylarca durabilen hububat türevi ürünler falan hepsine hastalık bulaşmış, taa 40.000 yıl önce tarih öncesi dönemdeki insanlar gibi "dımdızlak" bir şekilde ve kaderin işine bakın ki tamda bahsini ettiğiniz Konya-Bozkır'ın dümdüz yaylalarında kalakalmışız. Tek artımız (belki de eksimiz ???) bugün ki bilgilerimize sahibiz ve durumun (felaketin) kesin olarak farkındayız. Yine malzeme vs. yok, kış, gece...... Niye böyle bir senaryo çizdiğimi açıklamalıyım, benim hayatta kalma stratejimi "medeniyete yolculuk"dan farklı bir şey üzerine kurmam için böyle bir senaryo şart (tabii ki düşman topraklarda değilsem. Böyle bir durumda da "medeniyete yolculuk", "memlekete yolculuk" olurdu). Aslında bu kadar felaket tellallığı yapmak yerine adaya düşen Robinson olabilirdim ama o zaman Bozkır'da olamazdım ;)
Tabii ki hiç yiyeceğimde yok, niye bütün bu kötü şeyler benim başıma geliyor >:D, bunu da hiç sorgulamıyorum.
-
Hüseyin Bey, ben kesinlikle bahsini ettiğiniz ağaç, su hayvan vs. olmayan yaylalarda konaklamak gibi bir tercih içine girmezdim. Evet bütün varımızı yoğumuzu kaybetmiş olabiliriz ama hala nasıl ve nerede yaşayacağımızı tercih etme lüksümüz var. Ben direk rotayı Güney'e çevirir ve ilk basamak olarak kendimi hızlıca Torosların Kuzey yamaçlarına atmaya çalışırdım. Belki bu konuda yaygın ama yanlış bir kanaat olabilir diye belirtmek istiyorum, her yerde hayatı idame yapılmaz. Bushcraft usulü hayatı idame şartları hasıl olmuşsa, verilecek en kritik karar "hayatı idame bölgesi" seçimidir. Bozkırı hiç görmedim, ama gözümde canlandırmaya çalışıyorum. Evet ben kesinlikle rotayı Güney'e çevirir, "Doğduğun yer değil, doyduğun yer!" mantığıyla kendimi Toroslara atmaya çalışırdım. Abartma canım, Bozkır'dan Toroslara, cık cık cık diyebilirsiniz, ama zor bir şey olmadığına inanmalısınız. Zaten taşıyacak malzeme falan da olmadığı için saatte ortalama 4-5 km. hızla yola koyulurdum. Çok kıymetli enerjimin önemli bir kısmını bu yolculukta harcayacağım da kesin, ama benim tercihim bu olurdu. Sizin tabirinizle, yanlış anlamadıysam, hiçbir şeyin olmadığı bir yaylada bir şeyler yapmaya çalışmaktansa, tabana kuvvet hiç oyalanmadan önceki senaryoda konuştuğumuz taktik/teknikleri kullanarak, Güney'den sapmadan yürürdüm. Sapmadan derken, engelleri aşarak değil, etrafından dolaşarak, gereksiz irtifa değişikliklerine girmeden yürürdüm. Biz okyanus aşan uçak değiliz ki, kıta değiştirirken pusulayı bağlayarak yüzlerce mil aynı istikamete gidelim. Rota oluştururken, enerjimizi korumaya yönelik istikamet ve irtifa değişiklikleri mubahtır. Farz edelim ki Bozkır'da kalmaya çalıştım. Kışın toprak donmuş olacağı için ne oyuk kazabilirsin barınmaya, ne bir hayvan yuvası bulabilirsin yemeye.
-
Benim bıçak, ateş, fener ve kıyafet gibi faydası bariz malzemeler yanındaki favorim en büyüğünden bir iki çöp torbası.
Hem yağışa ve rüzgara karşı kıyafet, hem derme çatma bir barınağın su geçirmez tavanı, hem su kabı, hem de yiyecek ve eşya torbası...
Bozkır taraflarında ilk bakacağım, dere yada yol yoksa keçi patikaları olurdu herhalde..
-
Tabii ki yolculuk esnasında karşıma çıkan her türlü fırsatı (su, yiyecek, barınak, giyecek olması muhtemel malzemeler vb.) kullanır, ama büyük kapsamlı bir arayışa (özellikle yiyecek ve barınak için.) girmezdim. "Aramak" yorucu bir faaliyettir. Biraz sonra tekrar bundan bahsedeceğim, unutmazsam :-*
Kaba bir tahminle, haritamda yok ya, 1-1,5 gün içinde Torosların eteklerine ulaşabileceğimi varsayıyorum.
Dediğim gibi yaklaşık 1,5 gün yürüdükten sonra, arazideki yüksek noktalardan (tepelerden) birisini gözüme kestirir, geniş bir araziye hakim olduğuna kanaat getirirsem (enerjim çok kıymetli olduğu için çok kritik bir karar) yavaş yavaş direk tepe noktasına doğru değil, "tatlı meyille", yani tepenin yatay ekseninin biraz üstünde bir açı ile "S"ler çizerek zirveye doğru yol alırdım. Zirveden her yöne doğru bir keşif yapıp kendime muhtemel bir barınma alanı seçerdim. Su kaynağına yakın (suyun başında değil), tercihen ağaçlık, mümkünse her gün tırmanmakla yıpranmayacağım bir tepeciğin üstünde (hayvanlara karşı savunması daha kolay olur) bir yer seçmeye çalışırdım.
-
Benim bıçak, ateş, fener ve kıyafet gibi faydası bariz malzemeler yanındaki favorim en büyüğünden bir iki çöp torbası.
Hem yağışa ve rüzgara karşı kıyafet, hem derme çatma bir barınağın su geçirmez tavanı, hem su kabı, hem de yiyecek ve eşya torbası...
Bozkır taraflarında ilk bakacağım, dere yada yol yoksa keçi patikaları olurdu herhalde..
Eylem Bey,
Kesinlikle haklısınız, Allah'ın "survivor"a en büyük nimetlerinden birisi naylondur (sera naylonu, çöp torbası, streç film, prezervatif vb.). Su geçirmezliği mutlak olan bir malzemedir. Saatlerce yağan yağmurdan sonra değme goratexe taş çıkartır. Kesinlikle survivor'un gördüğünde kaçırmaması gereken bir malzemedir. :)
-
Evet Hüseyin Bey, varsayalım ki belki ilk belki ikinci denemede barınma yerime karar verdim. Demiştim ya suya yakın bir yer olmalı. Barınma alanı olarak kullanacağım tepeciğin güney cephesine, kabaca çalılardan falan faydalanarak, muhtemelen bir ağaç altını veya kaya oyuğunu (öncelikli tercihim bu olurdu, ama su kanalı bırakacak kadar geniş olmalıdır) bir barınak yaparım. Hemen en mükemmel korumayı sağlaması mümkün olmayabilir, ama her fırsatta geliştirilen barınak, her geçen gün daha iyi imkan sağlayacaktır. Burada "geliştirme" kilit kelimedir. Böylece en temel ihtiyaçlardan ikisini temin etmiş oluyoruz.
"E kardeşim acıkmadın mı?" diyebilirsiniz, tabii ki çok aç olurum, ama öncelikleri belirlemek çok önemli bir konudur. İnsan açlığa susuzluktan daha uzun süre dayanabilir. Dehidrasyon (su kaybı) aniden öldürebilir, açlık yavaş yavaş öldürür, yani yiyecek bulmak için daha uzun süreniz vardır. Yiyecek bulmak için aramaya çıkmak yerine, barınma alanının çevresini keşfe çıkarım. Çeşitli usulleri olmakla birlikte, merkezden itibaren gittikçe büyüyen bir daire ile yakın civarı keşfederim. Yoruldum veya gece yaklaşıyor, doğru barınağa, mümkünse ateş, hayvanlar için tuzak falan derken, istirahat etmeyi de unutmam.
Her geçen gün keşif dairesini büyütür, bulduğum faydalı olabilecek her şeyi yavaş yavaş barınağa taşırdım. Bu arada yiyecek bir şeyler bulma ihtimalim de çok yüksektir. Su kaynağı civarına tuzaklar kurmayı da unutmazdım tabii ki...
-
Bugünlük yeter sanırım ;D
-
Yaz basinda da Toroslarin, guneyine atardim kendimi, Rus turist misali :D
-
Insallah resim çıkmıştır.
Tuzak demiştim, birçoğu mantıklı gibi gorunse de pratikte ise yarayani azdır.
Yapmasi kolay ve ise yarar bir ruzaktir bu.
-
:-[
Çıkmamış.
-
Birde böyle deneyelim;
http://hizliresim.com/89lkMQ
-
;)
Birde böyle deneyelim;
(http://i.hizliresim.com/89lkMQ.png)
-
Bu forumun takipçileri için yaratıcılık cok zor bir sey değil diye düşünüyorum.
Survival'da butun mesele elde bulunani degerlendirmek.
Cok doğasever bir millet olmadığımız ve doğayla ilgili en yaygın faaliyetimiz piknik oldugu için,
bizim memleket dağ taş çöplük doludur. Boyle olunca survivor icin çöpler cok onemli malzeme kaynağı teskil eder.
"Hadi canım copten ne olur ki, iyyy çok pis " diyen olabilir, onların tercihine de saygi duyariz. Aç ve temiz ölmekte bir tercihtir.
Copten cikacak bir konserve kutusu ile yapilabilecekler;
Su kabı,
Tencere,
Tuzak,
Soba,
Ok ucu,
Bıçak,
Olta,
Duş başlığı....
http://sv102.piclect.com/4117a640f/o/14/12/14/screenshot2014-12-14-12-33-45-1.png
-
Doğada, Zor Koşullarda Yaşamı Devam Ettirme Tekniklerini öğrenmenin en güzel yolu sık sık doğaya çıkmak diye düşünüyorum.Ben her hafta sonu çıkmama rağmen her çıktığımda bana hep extra bilgi katmıştır.Bilgi bizzat doğanın içinde yaşayarak öğreniliyor bence.Ateş yakmak bile defalarca yakılmasına rağmen,her yeni ateş bana yeni bir şeyler öğretiyor...
Birde doğada çok malzemeye ihtiyaç yok diye düşünen birisiyim.İhtiyaçlar doğrultusunda tabii...
-
Bülent bey, zor olsun bizim senaryomuz olsun. Hayal ederken yorulmuyoruz ya::)
Ben o Toros dağlarının eteğindeyim. Yaylalarımız ise Torosların belinde ve zirvesinde. Yaylaları gezmesi,yükseklere çıkması,akan suları izlemesi,zirveden manzarayı izlemesi gibi bir çok benim için zevk verici sebepten dolayı ben alır başımı giderim buralara. Kimi zaman ekiple kimi zaman yalnız başıma. Karar vermem ile yola çıkmam arasında bir bardak çay anca içilir. Bu nedenle sırt çantam hep hazır olur.
Henüz araba alamadığım için motorsikletle geziyorum bu dağları. Çok nadir de olsa yaya olarakta gidiyorum. İki defasında kasım ayında kar yağışına denk geldim. Hikmet sahibi bir şekilde beni feraha kavuşturdu çok şükür ama ucuz atlattım diyebilirim.
Bir defasında motorsiklet ile kaza yaptım ve ayağım kırıldı. Beraberimde ki kişi motorsiklet kullanmasını bilmeyince iş yine başa düştü ve 45 km den medeniyete acılı bir yol gözüktü. O gün beni o dağdan kurtaran ise ip ve değenek olmuştu, birde askerde aldığım "sıhhi eğitim"
Eylem abinin çöp torbasına kimi zaman paha biçemiyorum.
Gelelim 7. maddeye. Nasıl yararlanabiliriz?
7. Her türlü iz ve emareyi (ayak izi, hayvan (koyun, keçi, inek vs.) pisliği vs.) tespit etmeye çalış.
-
Gelelim 7. maddeye. Nasıl yararlanabiliriz?
7. Her türlü iz ve emareyi (ayak izi, hayvan (koyun, keçi, inek vs.) pisliği vs.) tespit etmeye çalış.
İnsan ve evcil hayvan izi medeniyete gider. :)
-
Metin Bey zaten cevabı vermiş 8)
-
Saat ile yön tarifi demiştim,
(http://s13.postimg.org/et6b8wjcz/saatile.jpg) (http://postimg.org/image/et6b8wjcz/)
İnşallah resim çıkmıştır.
Neyse bunlar ilk bicagi yapana kadar, gozlerden uzakta antrenman oluyor ;D ogreniriz boylece,
Teknik basit,
Akrebi güneşe dogru ceviriyoruz, 12 ile olan açıortay kabaca guneyi gosterir.
-
İnşallah resim çıkmıştır.
8)
-
Belki bir çoğunuz biliyordur ama doğada yaşam dendiğinde aklıma ilk gelen isimdir serdar kılıç programlarını (doğadaki insan,doğada tek başına) çok izledim kendini tamamen bu eğitime adamış bir insan idolümdür ;) izlemeyenlere ilk bölümden başlamalarını tavsiye ederim ben şahsım adına çok şey öğrendim ateş yakmaktan barınak yapımına bir çok şey.
http://serdarkilic.com.tr/
-
Bende serdar klici severek izlerim kullandigi bicaga hayran olurdum tabi bu forumla tanismadan once burdaki ustalarin yaptigi bicaklari gorunce serdar klicin bicagi artik bana guzel gelmiyor :2up
-
https://m.youtube.com/watch?v=Qagl0bjkQLk
Ateş yakmanın çok ilginç bir şekli.
Yalniz, sakız tasimalisiniz.
-
çok enteresan bir yöntemmiş. oldukça da pratik aslında 8)
bir soru da ben sorayım peki; barınak yapımı veya çadır kurma durumunda, giriş/kapı kısmını neye göre belirlemeliyiz? çadırda yatış pozisyonuna göre başın yukarıya geleceği şekilde çadırı konumlandırmak iyi diye biliyorum ve sivrisinek olması muhtemel bölgelerde rüzgarın estiği yönün aksi istikametinde çadır girişi olduğunda sivrisinek ve uçan haşerata karşı kapı korunmuş oluyor. fakat barınak yapma durumunda, mesela açık arazide büyük bi ağaç var ve bu ağacı merkez alarak bir barınak kurulacak. bu durumda kapı/giriş istikameti seçimi kritik bir karar mıdır ve neleri etkiler. tabi bu vesile ile barınak/çadır için uygun olmayan, kaçınılması gereken bölgeler ve noktalar üzerinde de biraz konuşmak gerekir sanıyorum.
-
https://m.youtube.com/watch?v=Qagl0bjkQLk
Ateş yakmanın çok ilginç bir şekli.
Yalniz, sakız tasimalisiniz.
denedim az daha başarıyordum çok ilginç acaba bıçak kılıflarına sakız gözü mü eklesek
yada nikotinci abiler de paketlerin parlak kısmıyla deneyebilirler...
-
https://m.youtube.com/watch?v=Qagl0bjkQLk
Ateş yakmanın çok ilginç bir şekli.
Yalniz, sakız tasimalisiniz.
+1
-
Belki bir çoğunuz biliyordur ama doğada yaşam dendiğinde aklıma ilk gelen isimdir serdar kılıç programlarını (doğadaki insan,doğada tek başına) çok izledim kendini tamamen bu eğitime adamış bir insan idolümdür ;) izlemeyenlere ilk bölümden başlamalarını tavsiye ederim ben şahsım adına çok şey öğrendim ateş yakmaktan barınak yapımına bir çok şey.
http://serdarkilic.com.tr/
Merhaba,
Eğer uygun zamanda gerçekleşirse Serdar KILIÇ ile doğda yaşam adı altında toplanacağız.Zaman ve mekan belli değil ileriki zamanlarda belli olacak. Bu sitenin varlığından da bahseder ve buradaki gelmek isteyen arkadaşlar ile birlikte bıçakçılı üzerine bir kampı konuşabilirim. Kesin olur diyemiyorum sadece denerim.Gelmek isteyen olur diye düşünüyorum.
-
çok enteresan bir yöntemmiş. oldukça da pratik aslında 8)
bir soru da ben sorayım peki; barınak yapımı veya çadır kurma durumunda, giriş/kapı kısmını neye göre belirlemeliyiz? çadırda yatış pozisyonuna göre başın yukarıya geleceği şekilde çadırı konumlandırmak iyi diye biliyorum ve sivrisinek olması muhtemel bölgelerde rüzgarın estiği yönün aksi istikametinde çadır girişi olduğunda sivrisinek ve uçan haşerata karşı kapı korunmuş oluyor. fakat barınak yapma durumunda, mesela açık arazide büyük bi ağaç var ve bu ağacı merkez alarak bir barınak kurulacak. bu durumda kapı/giriş istikameti seçimi kritik bir karar mıdır ve neleri etkiler. tabi bu vesile ile barınak/çadır için uygun olmayan, kaçınılması gereken bölgeler ve noktalar üzerinde de biraz konuşmak gerekir sanıyorum.
Ustam, ben dilim döndüğünce sorunuza cevap vermeye çalışayım. Benim eksiklerimi de arkadaşlar tamamlarlar.
Aslında, sorunuzun yanıtı, bizzat sorunuzun içinde mevcut. Zaten her şeyi söylemişsiniz.
Ben biraz daha temel kuralları yazacağım.
Daha önce yazmıştım, planımızı senaryo üzerine kurmalıyız diye. Bu durumda da, nasıl bir hayatı idame ortamı ile karşı karşıya olduğumuz çok önemlidir. Bu, çok değişkenli bir problem gibidir. Birkaç tane değişkeni ben sıralayayım, gerisi zaten otomatik gelecektir. Bu değişkenlerden istediğinizi seçerek, kendi senaryonuzu da oluşturabilirsiniz. Gelelim değişkenlere;
-Mevsim, hava şartları nedir? Yağış, rüzgar, aşırı sıcak....
-Nasıl bir arazideyiz? Dağ, ova, yayla...
-Nasıl bir bitki/zemin örtüsü var? orman, ova, çöl, kar, bataklık ....
-Nasıl bir tehdit sıralaması yapıyorsunuz? Hava şartları, düşman, vahşi hayvanlar, uçurum vb. gibi tehlikeli arazi arızaları...
-Ne kadar imkan sahibiyiz? Sıfır malzeme, bol malzeme, zayıf ekip, kuvvetli ekip....
............
Listeye daha birçok soru/değişken eklenebilir. Her bir sorunun cevabı bizim yapacağımız her türlü planı (barınak yapımı dahil) etkileyecektir. Listeyi uzatmak istemiyorum, sıkıcı olmasın.
Konu barınak yapımı ve barınak için bölge seçimi olunca, bu sorularla (yukarıdaki değişkenlerle) ulaşmak istediğimiz sonuç;
Nasıl bir barınak yapmaya ihtiyacımız var?
sorusunun cevabı olacaktır. Bir senaryoda uygun olan barınak, diğerinde çok büyük tehlikeler ile karşılaşmanıza neden olabilir. Şimdi, önce bir barınak tanımı yapalım:
Barınak;
Sizi, içine girdiğiniz zaman, dışarıda kalan ve yüzleşmek/karşılaşmak/yaşamak/savaşmak/katlanmak.... istemediğiniz şeyden koruyan/ayıran/uzak tutan/engelleyen... her türlü koruyucudur.
Bu başlık altında, vahşi hayvanlar (özellikle ayılar) hakkında bolca yorum yapılmış. Anlaşılan o ki arkadaşların önemli sayılabilecek bir kısmı ayıları tehdit olarak görüyor. Benim tehdit sıralamamda ayılar veya vahşi hayvanlar genelde çok çok daha alt sıralarda gelir. Bu doğru-yanlış meselesi değildir, bir tercih meselesidir. Daha önce söylemiştim, sizi hayatta tutan, sevdiklerinize ulaştıran her türlü seçim yüzde yüz doğrudur. Genelde, benim tehdit değerlendirmem daha ziyade hava ve arazi şartları üzerine kurulu olacaktır ve ben kendimi bunlardan korumaya dönük bir plan yaparım. Tekrar etmek gereği duyuyorum, doğru veya yanlış yoktur, mevcut şartların size dikte ettiği seçenekler vardır. Tercih tamamıyla size aittir ve sonucuna da siz katlanırsınız. Tıpkı hayatın kendisi gibi değil mi? Mesele tercihleri/öncelikleri doğru belirlemektir. Hiç aklımıza gelmeyecek şeyler bazen tehdidin en büyüğü olabilir. Biraz sonra örnek vereceğim buna.
Şimdi barınak yapımında dikkat etmemiz gereken faktörleri/değişkenleri kabaca sıralayalım:
-Barınağı yapacağımız bölge,
-Barınağın zemini,
-Barınağın duvarları,
-Barınağın çatısı,
-Duman/havalandırma bacası,
-Barınağın girişi.
Liste yine uzatılabilir, benim temel faktörlerim bunlar.
Aslında buraya kadar okudunuz ve sıkıldınızsa burası okumayı bırakacağınız noktadır. Bütün mesele, benim kendime göre oluşturduğum gibi bir liste oluşturup, seçimlerinizi, ve seçimlerinize göre de planınızı yapabilmektir.
Bundan sonra sadece yukarıdaki faktörlerin açıklamalarını yapmaya çalışacağım.
-
Bölge:
İlk seçilmesi gereken şey nerede barınak yapacağımızdır.
Seçimde zorlanıyorsanız, şu sorulara cevap verin:
-Neye yakın olmak istiyoruz? Ağaçlar, kayalar, su kaynağı, yiyecek kaynağı......
-Neyden uzak olmak istiyoruz? Hayvan barınakları (güldüğünüzü görüyorum ;)), uçurum vb. tehlikeli arazi, düşebilecek kayalar veya kırık dalların altı, aşırı rahatsızlık veren şeyler (şelale gürültüsü, hayvan leşi.....
Barınak için bölgeyi genel olarak seçtikten sonra, tam nokta seçimine gelir sıra. Bence, çevreye göre biraz daha yüksekte kalan, yağmur vb. durumunda su tutmayan bir yer seçmek, daha sonra barınağın yerini değiştirmekten kurtarır sizi. Unutmayın, su daima aşağı akacaktır, su yoluna barınak kurarsanız, bir gece göl içinde uyanabilirsiniz. Okurken, "çok eğlenceli bir macera olurdu" falan diye düşünüyorsanız, vazgeçin, kesinlikle değil. :o
Velev ki böyle bir hata yaptınız, çare yok, barınak yerini değiştirene kadar tedbir alacaksınız. Ya bir kanal kazacaksınız suyun akması için, ya da su yoluna bir set kurarak yolunu değiştireceksiniz.
Son söz; Su yolunu bulur, bu tedbirler geçicidir. İnanın yüzlerce yıldır, her yağmurda su oradan akmıştır, debelenseniz de yine akacaktır. :D
-
Zemin:
Aslında bunun en kolay tanımı "yatmayı isteyeceğiniz yer" olacaktır. Tabii ki kuş tüyü bir zemin hayal edebilirsiniz. Karınca yuvalarından vb. uzak durun. "Ohh ne güzel burası yaprakla kaplıymış" dediğiniz zeminde gömülü olan bir kayanın, tam sırtınızın ortasına batan çıkıntısı acayip gıcık edecektir, iyi kontrol edin. Bataklık bir bölgede iseniz, tabii ki zemin (ıslak sevmiyorsanız) kaçınılacak bir faktör olacak, ya bir ağaç üstüne (börtü böceğe dikkat), ya da varsa veya yapacağınız hamak benzeri ağ üzerine yerleşeceksiniz. Bir anda bütün barınak planı değişti değil mi? Az evvel "hiç aklımıza gelmeyecek şeyler, tehdidin en büyüğü olabilir" demiştim. İşte örnek, leçelik, kayalık bir bölgede, "ne güzel, tam yatak olacak gibi dümdüz" dediğiniz kayanın altı akrep yuvası olabilir. Eğer efsunlu değilseniz, akrepleri ayılardan çok umursamalısınız bence :o
Burada, konu dışına çıkarak, çok önemli bir hususu hatırlatmak istiyorum.
"Durumsal farkındalık", diye bir kavram var. Eğer, çevrede ne olup bittiğini iyi gözlemlemiyorsanız, hayatı idameye mahkum kalmanın ötesinde başınıza geleceklerin en kötüsü olmayabilir ???. İleride bir gün bundan da bahsedebiliriz. Şimdi konumuza dönelim.
-
Belki bir çoğunuz biliyordur ama doğada yaşam dendiğinde aklıma ilk gelen isimdir serdar kılıç programlarını (doğadaki insan,doğada tek başına) çok izledim kendini tamamen bu eğitime adamış bir insan idolümdür ;) izlemeyenlere ilk bölümden başlamalarını tavsiye ederim ben şahsım adına çok şey öğrendim ateş yakmaktan barınak yapımına bir çok şey.
http://serdarkilic.com.tr/
Merhaba,
Eğer uygun zamanda gerçekleşirse Serdar KILIÇ ile doğda yaşam adı altında toplanacağız.Zaman ve mekan belli değil ileriki zamanlarda belli olacak. Bu sitenin varlığından da bahseder ve buradaki gelmek isteyen arkadaşlar ile birlikte bıçakçılı üzerine bir kampı konuşabilirim. Kesin olur diyemiyorum sadece denerim.Gelmek isteyen olur diye düşünüyorum.
Bence Serdar Hoca, Türkiye'de bu işin zirvesidir. Dünya çapında ünlü olmamasının nedeni olarak 1. Lisan, 2. Ülkemizde, o çapta bir prodüksiyon yapacak medya şirketinin olmayışını görüyorum. Şahsına veya Bilgi birikimine saygısızlık gibi algılanmasını istemem bu sözümün. Yoksa en başta tevazuu olmak üzere fazlası var eksiği yok. Programlarını İngilizce yapıyor olsa durum çok farklı olurdu demeye çalışıyorum.
Ben her zaman gelmek isterim bu tip bir faaliyete.
Yeter ki şartlar müsait olsun.
-
Akreplere dikkat deyip geçivermişim, sadece akrep değil bütün börtü böceğe dikkat!!!
-
"Lan amma saçmalamış, Türkiye'de öyle bataklık mı var" diye düşünüyor olabilirsiniz, biz sadece hayal ediyoruz.
Hem hayatı idame şartlarına maruz kalabileceğini düşünen/hayal eden bir zihnin (benimki dahildir buna, "tarihin sonu" meselesi çok absürt gelmiyor bana), bataklığa takılması biraz ironik olmaz mı?
-
Belki bir çoğunuz biliyordur ama doğada yaşam dendiğinde aklıma ilk gelen isimdir serdar kılıç programlarını (doğadaki insan,doğada tek başına) çok izledim kendini tamamen bu eğitime adamış bir insan idolümdür ;) izlemeyenlere ilk bölümden başlamalarını tavsiye ederim ben şahsım adına çok şey öğrendim ateş yakmaktan barınak yapımına bir çok şey.
http://serdarkilic.com.tr/
Merhaba,
Eğer uygun zamanda gerçekleşirse Serdar KILIÇ ile doğda yaşam adı altında toplanacağız.Zaman ve mekan belli değil ileriki zamanlarda belli olacak. Bu sitenin varlığından da bahseder ve buradaki gelmek isteyen arkadaşlar ile birlikte bıçakçılı üzerine bir kampı konuşabilirim. Kesin olur diyemiyorum sadece denerim.Gelmek isteyen olur diye düşünüyorum.
Ben serdar abiyi pek severim tanışıklığımız yok ama kendisi her hususta örnek aldığım kişilik, karakter, bilgi ve beceriye sahip. Uygun ortam olursa tanışıp sohbet etmeyi çok isterim. Hatta şu an ısıl işlemde olan m390 bushcraft bıçağımı ona hediye etmek niyetiyle yaptım ve ısıl işlem sonrası tamamlıcam kısmetse. E tanımadan nasıl vereceksin bıçağı dersiniz şimdi :) bakalım kısmet buluruz bir yolunu inşallah.
-
Duvar:
"Duvara ne gerek var?" sorusunu soranlardansanız;
Güneşten korur,
yağmurdan korur,
Rüzgardan korur,
Hayvandan korur (bir seferinde, açıkta yatarken benim hemen yanımdan domuz sürüsü geçmişti, hemen ayıya bağlamaya gerek yok yani ;)),
Isı izolasyonu sağlar,
Sağlam bir çatıyı destekler,
Psikolojinizi destekler,
.............
Mümkünse taştan örülen, çamurla sıvanan bir duvar büyük lüks sağlar.
Taş yoksa, iki sıra ağaç arasına doldurulan toprak da güzel olur.
-
Siz ayıyı pek dert etmiyorsunuz onu anladım aslında ama hep kafamı kurcalayan bir sorudur. Aç bir ayı veya kurt ta olabilir barınaktan ziyade gece çadıra saldırma ihtimali var mıdır?
-
Belki bir çoğunuz biliyordur ama doğada yaşam dendiğinde aklıma ilk gelen isimdir serdar kılıç programlarını (doğadaki insan,doğada tek başına) çok izledim kendini tamamen bu eğitime adamış bir insan idolümdür ;) izlemeyenlere ilk bölümden başlamalarını tavsiye ederim ben şahsım adına çok şey öğrendim ateş yakmaktan barınak yapımına bir çok şey.
http://serdarkilic.com.tr/
Merhaba,
Eğer uygun zamanda gerçekleşirse Serdar KILIÇ ile doğda yaşam adı altında toplanacağız.Zaman ve mekan belli değil ileriki zamanlarda belli olacak. Bu sitenin varlığından da bahseder ve buradaki gelmek isteyen arkadaşlar ile birlikte bıçakçılı üzerine bir kampı konuşabilirim. Kesin olur diyemiyorum sadece denerim.Gelmek isteyen olur diye düşünüyorum.
Ben serdar abiyi pek severim tanışıklığımız yok ama kendisi her hususta örnek aldığım kişilik, karakter, bilgi ve beceriye sahip. Uygun ortam olursa tanışıp sohbet etmeyi çok isterim. Hatta şu an ısıl işlemde olan m390 bushcraft bıçağımı ona hediye etmek niyetiyle yaptım ve ısıl işlem sonrası tamamlıcam kısmetse. E tanımadan nasıl vereceksin bıçağı dersiniz şimdi :) bakalım kısmet buluruz bir yolunu inşallah.
Ben de hayranıyım, yukarıda tam ifade edememiş olabilirim. Yanlış anlaşılmasın. ;)
İyi ki Serdar Hoca var, sayesinde birçok insan alışveriş merkezi gezmek yerine doğa yürüyüşüne çıkıyor veya kamp yapıyor.
Yeri gelmişken,
Ben de sık sık oğlumla kampa gitmeye çalışırım. Belki havalar biraz düzelince (çocuklar hasta olmasın), Ankara civarındaki bıçak tutkunları ile "babalar ve evlatları" şeklinde bir kamp planlayabiliriz. 8)
-
Siz ayıyı pek dert etmiyorsunuz onu anladım aslında ama hep kafamı kurcalayan bir sorudur. Aç bir ayı veya kurt ta olabilir barınaktan ziyade gece çadıra saldırma ihtimali var mıdır?
Şimdi bu soruya "evet" veya "hayır" diye bir cevap vermek çok zor.
İstanbul'a inen ve boğazı yüzerek geçen domuzları düşünün. Kim inanırdı değil mi böyle bir şey olacağına?
Doğada her şey mümkündür. "Ayı saldırmaz, kurt saldırır, tilki çalar, yılan zehirlidir" vb. kurallara bağlamak doğayı anlamamaktan kaynaklanır bence.
Ben ayıyla da kurtla da karşılaştım arazide. Ben onlara saldırmadım, onlarda bana. Ama kaç köy bekçisinin veya çobanın gece yürürken üzerime ateş açtığını söylesem inanamazsınız. Her canlının içinde, hayatta kalma içgüdüsü vardır. Türkiye'de "balta girmemiş" diye tabir edilen, veya "insan eli değmemiş" diyebileceğimiz yer neredeyse yoktur. Bizim ülkemizde yaşayan hayvanların "insanı yeterince tanıdığı" gibi bir varsayım yapabiliriz. İnsanı tanıyan hayvanların genelde uzak duracağı gibi bir kanaatım var. Her zaman doğru çıkacağı gibi bir iddiam ise hayatta olamaz. Tabii ki istisnalar vardır. Aç hayvan ölmek yerine saldırmayı seçebilir. Yavrusu olan hayvan, yavrusunu korumak için saldırabilir. Köşeye sıkışan, kaçış yolu bulamayan hayvan kurtulmak için saldırabilir. Örnekler çoğaltılabilir.
Ama inanın evet veya hayır demek yerine, şartları değerlendirmeliyiz demeyi tercih ederim. Bolu dağlarına kışın sonlarına doğru çıkmışsınız. Hayatta kalma savaşının en kızgın olduğu dönemde, eee, tabii ki nasıl bir risk alacağınızı bilerek ve hazırlıklı olarak çıkmalısınız.
Benim saldırısına maruz kaldığım en korkunç hayvanı söylememe müsaade edin; fare... Evet, fare...
Gülebilirsiniz, ama acayip haz etmediğim bir hayvandır. Kısaca şöyle; her taraf fare kaynıyordu ve en az yavru kedi büyüklüğündeydiler. Orası neresi diyecek olursanız, bir adaydı. Adalarda çok dengesiz bir hayvan kitlesi ile karşılaşabilirsiniz. Günü bir şekilde geçirdik. Gece oldu, Çantada domates vardı, ezilmiş, suyu ekmeğe akmış, mayalı ekmek bütün gün asitli domates suyuyla, sıcak havada kaynaşmışlar birbirlerine. Çantadan çıkartmamızla, etrafı kaplayan kokuyu siz tahmin edin. Allahtan yenmeyecek durumda değildi, veya biz çok açtık. Bir taraftan farelerle savaşırken, bir taraftan da ekmek domates yiyen üç kafadardık. İnanmazsınız ama meydan muharebesi gibiydi.
eskiden dalışta yapardım. Bizim sularımızda da devasa olmasa da köpekbalığı vardır. 1-1,5 metre uzunlukta köpekbalıklarıyla karşılaştım. Gerçi su altında tahmin edilen ebatlar her zaman yanıltıcı olabilir ama, öyle çok küçükte değillerdi. Hiç saldıran olmadı bana. Yeri gelmişken bu resim bence çok güzel bir insan-doğa ilişkisinin tasviridir.
(http://i.hizliresim.com/k10Rj7.jpg)
-
Ne kaldı,
Çatı,
Baca,
Kapı.
Müsaade ederseniz onları sonra yazayım :)
-
Aklıma geldi,
Hayatı idame kitinize bir de Japon yapıştırıcı koymayı unutmayın.
Açık yaraya dikiş atmanın en kolay yoludur.
Parçalı yaralanmalarda iyilesince iz kalacağını unutmayın.
Düz Kesiklerde, tam denk getirirseniz iz kalma ihtimali düşer.
-
Bülnt abi verdiğin bilgiler için teşekkür ederim. gayet detaylı ve açıklayıcı olmuş. fakat yazdıklarına baktığımda olası senaryolara göre değişkenlerin çok fazla olduğunu çok sık tekrar ediyorsun ve bu sebeple de şu durumda en uygunu budur gibi bir "sonuca" varamıyoruz. bu işin hamuru böyle anlaşılan. fakat temel prensipler olarak sıralanabilecek hususlar da vardır mutlaka bu barınak yeri seçimine. tamamen örnek olması için söylüyorum, bazıları hiçbir bilgiye dayanmıyor: mesela su kaynağının hemen yanına değil, yaklaşık 40-50 metre uzağına barınak kurulmalı. veya barınağın giriş kapısı çok büyük değil, bel seviyesinden aşağı olmalı. barınaktan dışarı çıkmadan dışarıyı görebilecek bir boşluk avantaj sağlar. barınak kapısı tehdidin gelmesi muhtemel yöne değil, zıttına konuşlandırılıp kamufle edilmeli. çalı çırpıyla kamufle edilmiş bir barınak, yeri izi belli olan turuncu bir çadırdan daha fazla risk taşıyabilir vahşi hayvanlar açısından. gibi... istisnaları olsa da Türkiye şartlarında dikkat edilmesi gereken temel ipuçları yok mudur?
bir de şunu hep merak etmişimdir. sabaha kadar orta kıvamda yanacak olan bir ateş, vahşi hayvanların (kurt, çakal, domuz, ayı, yılan gibi...) ilgisini çekip kamp alanına davet mi eder, yoksa insan varlığından haberdar edip uzak mı tutar? ateş yanarken vahşi hayvan yaklaşmaz gibi bişiyler okumuştum çocukken sanırım. o bilgiyi teyit etmeye ihtiyacım var :)
-
Aklıma geldi,
Hayatı idame kitinize bir de Japon yapıştırıcı koymayı unutmayın.
Açık yaraya dikiş atmanın en kolay yoludur.
Parçalı yaralanmalarda iyilesince iz kalacağını unutmayın.
Düz Kesiklerde, tam denk getirirseniz iz kalma ihtimali düşer.
Merhaba Üstadım,
Japon yapıştırıcısını defalarca kullandım fakat daha pratik bir ürün var eczanelerde ben artık onu kullanıyorum incelemenizi tavsiye ederim EPİGLU DOKU YAPIŞTIRICISI Fiyatı 15 TL gibi . Dezenfekte özelliği de var.
-
Aklıma geldi,
Hayatı idame kitinize bir de Japon yapıştırıcı koymayı unutmayın.
Açık yaraya dikiş atmanın en kolay yoludur.
Parçalı yaralanmalarda iyilesince iz kalacağını unutmayın.
Düz Kesiklerde, tam denk getirirseniz iz kalma ihtimali düşer.
Merhaba Üstadım,
Japon yapıştırıcısını defalarca kullandım fakat daha pratik bir ürün var eczanelerde ben artık onu kullanıyorum incelemenizi tavsiye ederim EPİGLU DOKU YAPIŞTIRICISI Fiyatı 15 TL gibi . Dezenfekte özelliği de var.
:)
Bilgi için teşekkürler. :2up
Ben bunu bilmiyordum. Denemek lazım.
-
Emin Ustam,
Epeydir cevap yazamadım, yazmak için geniş bir zaman kolladım. kusura bakmayın. Şimdi dilim döndüğünce devam edeyim.
.... yazdıklarına baktığımda olası senaryolara göre değişkenlerin çok fazla olduğunu çok sık tekrar ediyorsun ve bu sebeple de şu durumda en uygunu budur gibi bir "sonuca" varamıyoruz. bu işin hamuru böyle anlaşılan.
Bu şekilde değişkenler üzerine kurarak anlatmamın nedeni, doğanın tamamıyla değişken olması ve kurallara bağlanamamasıdır. Yeri gelmişken, bence bunu çok güzel özetleyen ve diyalektiğin başlangıcı olarak kabul edilen güzel bir söz var: "Aynı nehirde iki kez yıkanamazsın." Çünkü, nehir sürekli aktığı için aynı kalmaz, nehir aynı kalsa bile, biz değiştiğimiz için aynı olmayız. Doğada birbirinin aynı olan iki yer bulamazsınız. Aynı yere ikinci defa gittiğinizde, aradan geçen zaman nedeniyle aynı olmayacaktır. En basit manada; yazın gittiğiniz yere, kışın gittiğinizde uygulayacağınız yöntemler değişecektir. Geçen yaz çadır kurduğunuz yere, bu yaz gittiğinizde, eğer çadırınızı altına kurduğunuz ağaç yerinde durmuyorsa yöntemleriniz yine değişecektir.
Benim amacım, doğanın değişkenliğiyle başa çıkabilmek maksadıyla, temel faktörleri anlatarak, karşılaşılabilecek her durumda, biraz düşünce ve yorum ile mümkün olabilecek bir çözüme ulaşabilmeyi sağlamak. Evet, gerçekten (bence) "bu işin hamuru böyle". Forumda, doğada yaşam konusunda yetkin birçok arkadaşımızın olduğunu düşünüyorum. Onlar da bu konuda yorum yaparlarsa, katılıp katılmadıklarını anlayabiliriz.
... temel prensipler olarak sıralanabilecek hususlar da vardır mutlaka bu barınak yeri seçimine. tamamen örnek olması için söylüyorum, bazıları hiçbir bilgiye dayanmıyor: mesela su kaynağının hemen yanına değil, yaklaşık 40-50 metre uzağına barınak kurulmalı. veya barınağın giriş kapısı çok büyük değil, bel seviyesinden aşağı olmalı. barınaktan dışarı çıkmadan dışarıyı görebilecek bir boşluk avantaj sağlar. barınak kapısı tehdidin gelmesi muhtemel yöne değil, zıttına konuşlandırılıp kamufle edilmeli. çalı çırpıyla kamufle edilmiş bir barınak, yeri izi belli olan turuncu bir çadırdan daha fazla risk taşıyabilir vahşi hayvanlar açısından. gibi... istisnaları olsa da Türkiye şartlarında dikkat edilmesi gereken temel ipuçları yok mudur?
Verdiğiniz örneklerden, aslında sizin bu konuya bir hayli kafa yorduğunuzu anlıyorum, çünkü düşünülmesi gereken hususları yazmışsınız. Daha önce belirli senaryolar üzerine yazışmıştık arkadaşlarla, o şekilde beyin jimnastiği yapmanın daha faydalı olacağını düşünüyorum. Çünkü bazı hususları kurallara bağlamak yanlış fikirler verebilir. Örnek olarak verdiğinizin farkındayım, ama "su kaynağının hemen yanına değil, yaklaşık 40-50 metre uzağına barınak kurulmalı" gibi bir cümle kurmak, hatalara neden olabilir. Çünkü doğada, yakın-uzak gibi kavramlar, insanın fiziki yeterliliklerinden ziyade, mevcut doğal şartların zorunlu kıldığı/dikte ettiği hususlardır. Yani, yakın-uzak kavramı bile değişkendir doğada. Yine çok sıkıcı olmaya başladığımı düşündüğüm için kısa keseceğim bu kısmı. Ama çatı, baca, kapıyı da yazdıktan sonra biraz senaryolara dayalı örneklendirmeler yapabiliriz.
bir de şunu hep merak etmişimdir. sabaha kadar orta kıvamda yanacak olan bir ateş, vahşi hayvanların (kurt, çakal, domuz, ayı, yılan gibi...) ilgisini çekip kamp alanına davet mi eder, yoksa insan varlığından haberdar edip uzak mı tutar? ateş yanarken vahşi hayvan yaklaşmaz gibi bişiyler okumuştum çocukken sanırım. o bilgiyi teyit etmeye ihtiyacım var :)
Bence okuduğunuz bilgi büyük oranda doğrudur. Hayvanlar için ateş büyük bir tehdit teşkil ettiği için, hayvanlar ateşin kokusundan dahi uzaklaşmaya çalışırlar. Tek istisnası evcil hayvanlarda olabilir gibi geliyor bana. Evcil hayvanların da genellikle tehdit oluşturmayacağını varsayabiliriz.
Ya kardeşim bunda da yuvarlak cevap ("büyük oranda doğrudur") veriyorsun diyebilirsiniz. Dediğim gibi kurallara bağlanamayacak bir doğanın içinde, kurallarla yaşamaya çalışan/alışan ve kurallar olmadan kendini huzurlu hissedemeyen insanlarız. Hemen neden yuvarlak cevap verdiğimi anlatayım. Hala dağ köylerinde yaşayan insanlarımız var. Bu vatandaşlarımızın besledikleri büyük ve küçük baş hayvanlar, yırtıcılar için iştah kabartan bir menüdür. Geceleri etrafı aydınlatmak, buralarda yaşayan insanlara güven veren bir yöntemdir. Bazı hayvanların, geceleri ışığı yiyecekle bağdaştırması ve yiyecek bulmak için ışığa yönelmesi, hayvanlar için (tecrübelerle) öğrenilmiş bir davranış şeklidir. Rüzgarı arkasına alarak ışığa/ateşe yaklaşan bir hayvan son ana kadar, onun ateş olduğunu hissedemeyebilir. Ateş başında otururken, bir anda yanınızdan koşarak uzaklaşan bir tilkiyi görmek şaşırtıcı değildir. Umarım anlatabilmişimdir kesin kurallarla konuşmamamın nedenini.
Ateşin kontrol edilmesi, insan oğlunun bugünkü "medeniyet" yolunda attığı en büyük adımdır bence. Ateş, insanın kolay av olmaktan kurtulup, en büyük avcı olmaya evrilmesinin ilk adımıdır. Ateş emniyettir, huzurdur, sıhhattir, lezzettir... İlkel çağların camisidir (buluşma/toplanma noktasıdır), mutfağıdır, televizyonudur, her şeyidir... Ateş başında geçirdiğim gecelerde, bazı insanların semavi dinler öncesinde ateşe tapmasını ne kadar haklı bulduğumu anlatamam size. Benim de her gittiğim yerde, şartlar ne olursa olsun önce ateş yakmak gerektiği gibi büyük bir inancım/uğraşım vardı eskiden. Hatta arkadaşlarım bana, bu gayretime binaen "Mecusi" derlerdi.
Yine uzatıyorum, affedin, mutlaka net bir ifade isterseniz;
Okuduğunuz bilgi doğrudur. Her nerede kamp kuruyorsanız, mutlaka gece (sabaha kadar sürecek) ateş yakmanızı tavsiye ederim. Daha da güzeli, grup kalabalıksa ateşin başında oturup, ateşi besleyecek, bu arada etrafı kontrol altında tutacak bir nöbetçi sistemi kurulmasıdır.
-
Çatı, baca ve kapı kalmıştı.
Devam edelim.
Çatı:
Baştan şunu belirtelim, bence çoğumuz için çatısı olmayan bir yer barınak değildir.
Çatı nasıl olmalı;
-Aşırı sıcaklarda güneşten korumalı,
-Yağışlı havalarda su geçirmez olmalı (bunu sağlamak elinizdeki malzemelere göre değişecektir.),
-Üstünde su birikmesini engellemek için, suyun akış yönüne meyilli olmalıdır.
Varsa, çatıda kullanılacak büyük boy çöp poşeti, sera naylonu gibi malzemeler büyük kolaylık sağlar.
Yoksa uzun otların çatıya üs tüste yığılması fayda sağlayacaktır. Dikey düşen su damlaları, otlara çarptığında istikametini değiştirecek ve otu uzunlamasına aşağı doğru kat etmeye başlayacaktır. Otun bitiminde bir alttaki otun üstüne düşecek ve yolculuğu böyle devam edecektir. Ta ki çatıdan aşağı damlayana kadar. O zaman dikkat edeceğimiz şey, çatıya yığacağımız otların, su yoluna dik değil, paralel dizilmesidir.
-
Duman/havalandırma bacası:
Barınak dediğimiz yerin, içinde veya girişinde/yakınında bir ateş olması fayda sağlayacaktır.
Asla unutulmaması gereken şey, yangın ve dumandan boğulma/zehirlenme tehlikesidir.
Genellikle yapacağımız barınağın çatısının %100 su geçirmez olmayacağını düşünürsek, dumanın da kendi yolunu bulacağı düşünülebilir. Ama yine de, dumanın barınağı sıkıntıya sokmayacak şekilde yaşam alanımızı terk edeceği yolu/havalandırma deliğini (yağışlarda konforunuzu bozmayacak küçük bir delik) belirlemeliyiz. iyi bir havalandırma sağlamak için çatıyı yüksek tutmak fayda sağlayacaktır. Dumanın daima yükseleceğini unutmamalıyız. Hiç rüzgarın olmadığı günlerde dahi duman yukarıda birikeceği için size rahatsızlık vermeyecektir. Sonra da doğal olarak ısınan hava yükselir prensibinden dolayı oluşan hava akımıyla, barınağınızı terk edecektir. Kuru dallar daha az duman çıkartır. Islak dallar daha çok duman çıkartır. Ateşin ebadı da duman oranını belirleyecektir. Mümkün olduğunca küçük bir ateş yeterli olacaktır. Bir keresinde, çok soğuk bir kış gecesi, bir çobanın küçük kıl çadırının içine konuk olmuştum. Zemine kazdığı çukurun içinde kor şeklinde küçük bir ateş vardı. İkram ettiği bir bardak çay ile, ne kadar sıcak ve keyifli bir yarım saat olduğunu hiç unutmam.
Havalandırma sadece ateş için gerekmez. Barınakta veya yakınında ateş yakmayacak olsanız dahi havalandırma yapmalısınız. Uygun havalandırması olmayan barınak içeride terleme yapacağı için, soğuk bir gecede, yağış olmasa dahi ıslanabilirsiniz. Masalcı dedeler gibi oldum ama anlatmalıyım bunu: Çok soğuk bir günde, yorgunluğuma yenik düşerek hemen uyku tulumumu yanımda taşıdığım çift katlı sera naylonunun içine serdim ve soğuk gelecek her yeri kapatarak, direk uykuya hazırlandım. Yavaş yavaş nefesimle ısınarak derin bir uykuya daldım. Sabah kalktığımda, gece yağış olmamasına rağmen sırıl sıklam olmuştum. Sera etkisiyle benim küçük izole çadırımın içine yağmur yağmıştı aslında.
-
Son olarak;
Kapı:
"Duvarı olan bir yerin, kapısı da olmalıdır" gibi bir genel yaklaşım ile, giriş çıkış yapacağımız, mümkünse kapatılabilen bir kapı, konforlu bir barınak için iyi olacaktır. Geçmişte insanlar hayvan derilerini, taşları, kütükleri, balya yapılmış otları ve büyük ağaç kabuklarını bu maksatla (kapıyı kapatmak için)kullanmışlardır.
Kışın ısı izolasyonu açısından kapı özellikle önem taşır. Hem duvarlar hem de kapı rüzgarın içeri girmesini engellemelidir. Rüzgar almayan bir barınakta dumanın tahliyesi de fazla sıkıntı yaratmaz. deli esen bir rüzgar hem üşütür, hem de barınak içinde dumanı döndürerek nefes alınamaz hale getirir.
-
Bugünlük bu kadar yeter sanırım.
Daha sonra, biraz daha örneklendirebiliriz bu konuyu.
Çok farklı yönde tecrübesi olan arkadaşlar da vardır mutlaka.
Onlarda tecrübelerini yazarsa doğanın değişkenliğini görmemiz açısından faydalı olur.
Kalın sağlıcakla ;D
-
Daha kış koşullarında kar mağarası kazma işi var ;) bu konu daha uzar ;)
-
Daha kış koşullarında kar mağarası kazma işi var ;) bu konu daha uzar ;)
Geçen sene yapmıştım fırsat bulursam bu senede yapıcam zevkli oluyor.
(http://i.hizliresim.com/LYNB6z.jpg)
(http://i.hizliresim.com/k1pqQv.jpg)
-
Girişi direkt açık yapmışsınız, mutlaka biliyorsunuzdur ama bu tam uygun değil.
-
Biraz dar yapmışım gece kalamadım içinde arkadaşlarla yığma kar sığınağı yapmıştık ve gece onun içinde yattım.
(http://i.hizliresim.com/bgpOmG.jpg)
Girişi direkt açık yapmışsınız, mutlaka biliyorsunuzdur ama bu tam uygun değil.
Direkt açık derken neyi kastediyorsun açabilirmisiniz.
-
Önce bir giriş koridoru kazıp sonra 90 derece sağa veya sola kalınacak yer kazılmalı. Aksi takdirde ısı yalıtımı imkansız gibi bir şey olur.
-
Şimdi anladım dediğinizde haklısınız, ben giriş kısmını aşağıda yaptım konaklama kısmını yukarıda yaptım.
-
Bülent abi verdiğin bilgiler için teşekkürler. zahmet edip gayet güzel açıklamışsın. ben mesajımda belki çok net cevaplar arıyormuşum gibi yazmış olabilirim ama değişkenliklerin karşısında takınılacak temel prensipler vardır mutlaka diye düşündüğüm için o prensipleri öğrenmek amacıyla cevaplar arıyordum. verdiğin her bilgi kıymetli ve değerli. tekrar teşekkür ederim. ^-^
-
Biraz dar yapmışım gece kalamadım içinde arkadaşlarla yığma kar sığınağı yapmıştık ve gece onun içinde yattım.
(http://i.hizliresim.com/bgpOmG.jpg)
Girişi direkt açık yapmışsınız, mutlaka biliyorsunuzdur ama bu tam uygun değil.
Direkt açık derken neyi kastediyorsun açabilirmisiniz.
Mest mi o :)
-
Tavsiye ederim kış kampında yatarken iyi oluyor ayağı nemden soğuktan koruyor mest. Onun yerine Nort Facenin 120 liralık çadır patiğide kullanılabilir tabi tercih meselesi :)
-
Mes candır. ;) ayağın üşümez asolonu neopren patikleri terletiyor..
-
Saat ile yön tarifi demiştim,
(http://s13.postimg.org/et6b8wjcz/saatile.jpg) (http://postimg.org/image/et6b8wjcz/)
İnşallah resim çıkmıştır.
Neyse bunlar ilk bicagi yapana kadar, gozlerden uzakta antrenman oluyor ;D ogreniriz boylece,
Teknik basit,
Akrebi güneşe dogru ceviriyoruz, 12 ile olan açıortay kabaca guneyi gosterir.
kuzey yarımkürede.. :2up
çok güzel bilgiler var.. teşekkürler..
-
Saat ile yön tarifi demiştim,
(http://s13.postimg.org/et6b8wjcz/saatile.jpg) (http://postimg.org/image/et6b8wjcz/)
İnşallah resim çıkmıştır.
Neyse bunlar ilk bicagi yapana kadar, gozlerden uzakta antrenman oluyor ;D ogreniriz boylece,
Teknik basit,
Akrebi güneşe dogru ceviriyoruz, 12 ile olan açıortay kabaca guneyi gosterir.
kuzey yarımkürede.. :2up
çok güzel bilgiler var.. teşekkürler..
...
Doğada yön tayini için birkaç basit yöntem:
1. Ağaçların kuzeyi yosunlu olur.
2. Karınca yuvalarının ağzı güneye bakar.
3. Kutup Yıldızı binlerce yıldır insanlara yol gösteriyor ve insanoğlunun ulaşıp söndürebileceği veya rezidans yapabileceği bir yerde değil çok şükür. Çok basit şekilde beş dakikalık bir araştırma ile öğrenebilirsiniz. Göz aşinalığı oluşunca, Büyük Ayı, Küçük Ayı (görmekten mutlu olduğum yegane ayılar) veya kasiyopya ile uğraşmadan da tanıyabilirsiniz. Bulutlu bir havada küçücük bir yırtıktan görünse bile, bir dostu görmenin mutluluğunu yaşatır insana.
4. Temel kural; güneş doğudan doğar, batıya ilerler ve batıdan batar ve
(şu ana kadar ukalalık yaptığımı düşünüyor olabilirsiniz, biraz sabır),
Kuzey Yarım Küre için daima Güneyden ilerler. Yani, yere bir çubuk saplayıp, gölgesinin ucunu işaretledikten sonra, takribi 10-15 dakika bekliyoruz (takribi diyorum çünkü saatiniz varsa çubuğa da gerek yok, saat kullanarak yön tayinini başka zaman yazarım) ve bu süre içerisinde güneşin ilerlemesi nedeniyle kayan gölgenin ucunu tekrar işaretliyoruz. İşaretlediğimiz iki noktayı birleştirdiğimiz zaman güneşin ilerleme mihverini yani doğu batı hattını bulmuş oluruz. artık gerisi size kalmış ;)
...
;D 8),
Bu günlerde ustaların en çok kızdığı husus, yazılanları okumamamız. :-[
Valla yakalandınız Ömer Bey ;D
Şaka tabii ki,
Ben sizi çok iyi anlıyorum. Kardeşim yazılmış o kadar çok şey var ki oku oku bitmiyor. :o
Bir de benim gibi konuşma/yazma düşkünü insanlar başladı mı bitirmeyi de bilmiyorlar, oku bakalım hepsini okuyabilirsen, işkence gibi.
Aslında devam eden yeni üye kısıtlamaları başlığını okuyunca, ister istemez yazsam mı sorsam mı diye de düşünüyor insan.
Neyse tabii ki yazmaya ve sormaya devam edeceğiz. 8)
Ustalarımız tekrar ettiğimiz konularda inşallah bizi affederler.
Forumu başından beri takip edenler için belki kolay olabilir ama, Eylem Üstad mümkünse bugüne kadar kaç konu açıldığını ve kaç mesaj atıldığını söyler. Ben 6 aydır her fırsatta okuyorum, bitmiyor inanın.
Neyse fırsat bu fırsat deyip ben de döktüm içimi. ;D
-
:D Birde bu iletilerin en az her birini 40 kez okunduğunuzu düşünün o benim işte 8)
Toplam İleti:147572
Toplam Konu:7112
-
...
Ben sizi çok iyi anlıyorum. Kardeşim yazılmış o kadar çok şey var ki oku oku bitmiyor. :o
...
okumaz olur muyum hiç.. her şeyi okurum.. okumak gibisi var mı..?
(http://i.hizliresim.com/oYlj8X.jpg)
-
Bu gece uyku kaçınca, bir bakayım dedim, daha neler yazabiliriz bu bölüme diye baştan sona tekrar gözden geçirdim. Arkadaş, barınak konusunda amma uzatmışım konuyu, sanki Karadenizli müteahhit gibi, kapı, baca, çatı falan sanırsın TOKİ'yle ortak site yapıyoruz, affola :(
Aklıma yön tayini ile ilgili bir husus geldi esasen onu eklemek istiyorum:
Gündüz yön tayinini öğrettiğim dönemlerde, teknikler genel olarak güneşi görmek üzerine kurulu olduğu için, en çok sorulan soru "ya güneşi görmüyorsak, hava kapalıysa, sis varsa?" şeklinde olurdu.
Bu durumda uygulanacak yöntem şu şekildedir:
Gündüz, mutlak surette ortamda ışık vardır, bizi sıkıntıya sokan şey; oluşan gölgeleri gözle göremeyişimizdir. Gölgenin düştüğü yönün tespiti, daha önce bahsettiğimiz teknikleri uygulayabilmemizi sağlayacaktır.
1. Sisli/kapalı hava şartlarında mümkün olduğunca açık bir yere çıkın.
2. Bıçağınızın ucunu, başparmak tırnağınızın üstüne (geniş yüzeyine, aslında fotoğraf koyacaktım ama o şekilde çekmek mümkün olmadı, malum ki elde dolu) dik olacak şekilde koyun ve yavaşça çevirmeye başlayın.
3. Bıçak tırnak üzerinde döndükçe, belli belirsiz bıçağın gölgesinin ne tarafa düştüğünü görürsünüz.
Artık gerisi size kalmış.
-
Havalar bir süre soğuk gidince Rusların bir sözü aklıma geldi.
Bir yerlerden, düşünce şekli tanıdık gelecektir tabii ki ;):
Soğuk hava yoktur, kötü elbise vardır. :D
-
Havalar bir süre soğuk gidince Rusların bir sözü aklıma geldi.
Bir yerlerden, düşünce şekli tanıdık gelecektir tabii ki ;):
Soğuk hava yoktur, kötü elbise vardır. :D
Ruslar da ters mantık yürütmeye bayılıyorlar.
Çirkin kadın yoktur, az votka vardır :)
-
Doğada ZOR KOŞULLARDAN KURTULMANIN ana prensibi sağlam psikoloji soğukkanlılığınızı korumak ve iyi bir geri dönme motivasyonudur.
Aşağıda kabadayı olup ilk yüksek irtifa 3000-4000m üzeri deneyimlerinde, yada kaybolduğu sırada hava karardığında ışıksız kaldığında zırıl zırıl ağlayan, yada kontrolünü kaybedip etrafına saldıran çok insanla karşılaştım.
Sonrasında su, hipotermiden korunma. ve yön bulma
Diğer izci oyunlarının tümü keyfe kederdir.
-
bu işlerle ilgili derli toplu bir yayın, kitapçık, klavuz vs. var mıdır acaba tavsiye edebileceğiniz?
-
Tabiki var, sayısız hemde.
Bu işlerle ilgilenmeye başladığımız dönemlerde sadece yabancı kaynaklara zor bir şekilde ulaşıyorduk (1987). Yerli kaynak yok denecek kadar azdı. Üniversite dağcılık ve mağracılık kulüplerinin çıkardığı sınırlı yayınlar, teksirler ve tabiki Av Doğa Silah Dünyası dergisi! İ. Kenan Atasavun'un harika çevirisi olan''Doğada Yaşamı Sürdürmenin El Kitabı Survival"
Sadece harita ve pusula için 1 gün Beyazıt kütüphanesinde geçirmiştim. Bulduğum 3 kaynaktan 2si askeri orijinliydi. Tabi kaynağı buldunuz, topografik harita bulmak imkansızdı. Dağcılık ile ilgili eğitimleri ancak üniversite kulüplerinden alma şansınız vardı, tabi sizi kabul ederlerse. Malzeme yoktu vs.
1997-98 den itibaren birçok yerli kaynak çıkmaya başladı ancak bir iki baskıdan sonra devamları gelmedi malesef.
Haldun Aydıgün'ün kitapları başlangıç için iyiydi. Şu an yerli basım raflarda ne var bilmiyorum.
Şimdi internete leb yazsanız önünüze milyonlarca kaynak geliyor. Yok illa hardcopy kaynak isterim derseniz onlar da sınırsız. Ne ile ilgili kaynak aradığınıza karar vermeniz lazım öncelikle;
- Malzeme bilgisi; Önemlidir, başlangıçta işinize yaramayan bir sürü şeye para verirsiniz. Çantanız çarşamba pazarı gibidir. Sonra giderek sadeleşmeye ve hafiflemeye başlarsınız.
- Kampçılık ve Doğa yürüyüşü ile başlamalısınız
- Doğada yön bulma
- Hayatta kalma; Karada Survival için John Lofty Weisman'ın Survival kitabı harikadır. Denizde hayatta kalma ayrı konudur.
- Doğada ilkyardım; okumakla kesinlikle olmaz. Mutlaka temel ve ileri eğitimlerini alıp bunların da 2-3 yılda bir tekrarlamak gerekir. Tunç Fındığın bununla ilgili çok güzel bir el kitabı var.
- Yüksek irtifa yapmak istiyorsanız bu konuda da sınırsız kaynak var ama bu kısım şakaya gelmez. Bunu bir kulüp yada dernekle yapmanızı tavsiye ederim. Yukarıdaki eğitimleri de kapsayan 1,5-2 yıllık yaklaşık 15 teorik ve pratik eğitimden sonra kendi başınıza bir şeyler yapmaya başlarsınız.
-
Tabiki var, sayısız hemde.
............. ve tabiki Av Doğa Silah Dünyası dergisi! İ. Kenan Atasavun'un harika çevirisi olan''Doğada Yaşamı Sürdürmenin El Kitabı Survival"
İ. Kenan Atasavun'un çevirisi ''Doğada Yaşamı Sürdürmenin El Kitabı Survival" tam bir klasik. Sanırım Türkiye'de bir ilk olsa gerek. Tek basım yapıldı diye biliyorum. Ne öğrendiysem o kitaptan öğrendim. Hala gözüm gibi saklarım.
Piyasada "Hayatta kalma rehberi: dokuz canlı ol." "Hayatta kalma klavuzu survival." gibi adlarla birbirine benzeyen kitapları da bulabilirsiniz...
-
"Hala gözüm gibi saklarım"
Muhtemelen sizin elinizdeki kitapta tutkal cilt nedeniyle lime lime olmuş, sayfaları ayrılmıştır :) Bir ara mücellite verip toparlatmayı düşünüyorum.
Kenan Atasavun'un maceralarını Av Doğa Silah Dergisinde okuduğum yıllarda Liseye gidiyordum. Benim için tam bir efsaneydi. Sonra dağcılığa başladığım dönemlerde ise bu macera resimleri bana çok komik gelmişti. Özellikle "Trans Toros Seferinde" asker kıyafetleri ve göğsünde kocaman Aitor Jungle King 1 ile olan fotografı (19 yıl geçmiş hala unutmamışım!).
Yahu 2000m nin üzerinde Aladağlarda ot bile yok, neyi keseceksin. Boş yere 1000 gr. hamallık :D
-
İlgilenenler bu linkten bahsi edilen kitabı PDF olarak indirebilirler.
İngilizce kaynak konusunda ben isteyene destek verebilirim, elimde mevcut.
http://ikatasavun.com/survival-.html
"Hala gözüm gibi saklarım"
Muhtemelen sizin elinizdeki kitapta tutkal cilt nedeniyle lime lime olmuş, sayfaları ayrılmıştır :) Bir ara mücellite verip toparlatmayı düşünüyorum.
Kenan Atasavun'un maceralarını Av Doğa Silah Dergisinde okuduğum yıllarda Liseye gidiyordum. Benim için tam bir efsaneydi. Sonra dağcılığa başladığım dönemlerde ise bu macera resimleri bana çok komik gelmişti. Özellikle "Trans Toros Seferinde" asker kıyafetleri ve göğsünde kocaman Aitor Jungle King 1 ile olan fotografı (19 yıl geçmiş hala unutmamışım!).
Yahu 2000m nin üzerinde Aladağlarda ot bile yok, neyi keseceksin. Boş yere 1000 gr. hamallık :D
-
Muhtemelen sizin elinizdeki kitapta tutkal cilt nedeniyle lime lime olmuş, sayfaları ayrılmıştır :) Bir ara mücellite verip toparlatmayı düşünüyorum.
İnanır mısınız, hala pırıl pırıl, sayfalarda kırışıklık bile yok. Hatıralara çok önem verip elimden geldiğince korumaya çalışıyorum...
(http://i.hizliresim.com/Gv9Elr.jpg) (http://hizliresim.com/Gv9Elr)
(http://i.hizliresim.com/oAO2DR.jpg) (http://hizliresim.com/oAO2DR)
-
İlgilenenler bu linkten bahsi edilen kitabı PDF olarak indirebilirler.
İngilizce kaynak konusunda ben isteyene destek verebilirim, elimde mevcut.
http://ikatasavun.com/survival-.html
Teşekkürler, arkadaşların çok işine yarayacak, sağolun.
Kitap siyah beyaz, renkli değil. Ama o zamanın koşullarına göre çok muhteşem bir şeydi bizim için.
Kitabı aldığımda sanki hazine bulmuş gibi sevinmiştim...
-
Bravo, bir karşılık beklemeden kendisi paylaşmış kitabı! Oysa tekrar basılsa eminim özellikle eskilerden almak isteyen çok kişi çıkar.
Evet. Günlerce Remzi Kitapevine gidip gelmiştim. Geldimi? Ne zaman gelecek gibi sorularla bunaltmıştım adamları :)
Aşağıdaki kitap ta var bende. Epey sağlamdır. Aynı bilgiler tabi. Evirip çevirip yayınlanıyor. Dizgisi daha iyi, resimler daha anlaşılır vs.
http://www.amazon.com/SAS-Survival-Handbook-Third-Edition/dp/0062378074/ref=pd_sim_b_3?ie=UTF8&refRID=1WW1AKX1FF79VQD1CH10
-
Wiseman, çok ünlü bir SAS komandosudur. Tabiri caizse Bear Gyrills'in hocasıdır diyebiliriz. Bu konuda en çok satan kitaplardan birisidir. Ne de olsa birlik ismi sattiriyor. Bende de hem kitabı hem pdf'i var.
Bravo, bir karşılık beklemeden kendisi paylaşmış kitabı! Oysa tekrar basılsa eminim özellikle eskilerden almak isteyen çok kişi çıkar.
Evet. Günlerce Remzi Kitapevine gidip gelmiştim. Geldimi? Ne zaman gelecek gibi sorularla bunaltmıştım adamları :)
Aşağıdaki kitap ta var bende. Epey sağlamdır. Aynı bilgiler tabi. Evirip çevirip yayınlanıyor. Dizgisi daha iyi, resimler daha anlaşılır vs.
http://www.amazon.com/SAS-Survival-Handbook-Third-Edition/dp/0062378074/ref=pd_sim_b_3?ie=UTF8&refRID=1WW1AKX1FF79VQD1CH10
-
Wiseman, çok ünlü bir SAS komandosudur. Tabiri caizse Bear Gyrills'in hocasıdır diyebiliriz. Bu konuda en çok satan kitaplardan birisidir. Ne de olsa birlik ismi sattiriyor. Bende de hem kitabı hem pdf'i var.
Merhaba,
pdf'i nereden indirebiliriz. Yada siz gönderebilirmisiniz?
-
Wiseman, çok ünlü bir SAS komandosudur. Tabiri caizse Bear Gyrills'in hocasıdır diyebiliriz. Bu konuda en çok satan kitaplardan birisidir. Ne de olsa birlik ismi sattiriyor. Bende de hem kitabı hem pdf'i var.
Merhaba,
pdf'i nereden indirebiliriz. Yada siz gönderebilirmisiniz?
Pdf dosyayı yükledim ama İngilizce, Türkçe versiyonu var mı bilmiyorum...
http://s4.dosya.tc/server/cjbGdf/sas-survival-handbook-revised-edition.pdf.html
-
Ben yeni gördüm mesajı, ama sergun'da yüklemiş bu arada ;)
Indirmede sorun var mı?
Wiseman, çok ünlü bir SAS komandosudur. Tabiri caizse Bear Gyrills'in hocasıdır diyebiliriz. Bu konuda en çok satan kitaplardan birisidir. Ne de olsa birlik ismi sattiriyor. Bende de hem kitabı hem pdf'i var.
Merhaba,
pdf'i nereden indirebiliriz. Yada siz gönderebilirmisiniz?
Pdf dosyayı yükledim ama İngilizce, Türkçe versiyonu var mı bilmiyorum...
http://s4.dosya.tc/server/cjbGdf/sas-survival-handbook-revised-edition.pdf.html
-
Wiseman, çok ünlü bir SAS komandosudur. Tabiri caizse Bear Gyrills'in hocasıdır diyebiliriz. Bu konuda en çok satan kitaplardan birisidir. Ne de olsa birlik ismi sattiriyor. Bende de hem kitabı hem pdf'i var.
Merhaba,
pdf'i nereden indirebiliriz. Yada siz gönderebilirmisiniz?
Pdf dosyayı yükledim ama İngilizce, Türkçe versiyonu var mı bilmiyorum...
http://s4.dosya.tc/server/cjbGdf/sas-survival-handbook-revised-edition.pdf.html
Arkadaşlar bu linkin temiz olduğuna emin misiniz? Virüs filan olabilir mi? Bende değişik değişik siteler açtı ama...
-
Arkadaşlar bu linkin temiz olduğuna emin misiniz? Virüs filan olabilir mi? Bende değişik değişik siteler açtı ama...
Linkte bir sorun yok defalarca denedim. Tıkladıktan sonra 7 saniye bekletip download butonu çıkıyor. Dosya da temiz merak etmeyin.
-
Arkadaşlar bu linkin temiz olduğuna emin misiniz? Virüs filan olabilir mi? Bende değişik değişik siteler açtı ama...
Linkte bir sorun yok defalarca denedim. Tıkladıktan sonra 7 saniye bekletip download butonu çıkıyor. Dosya da temiz merak etmeyin.
Ben de denedim bu arada, sorunsuz iniyor :)
-
Arkadaşlar bu linkin temiz olduğuna emin misiniz? Virüs filan olabilir mi? Bende değişik değişik siteler açtı ama...
Linkte bir sorun yok defalarca denedim. Tıkladıktan sonra 7 saniye bekletip download butonu çıkıyor. Dosya da temiz merak etmeyin.
Ben de denedim bu arada, sorunsuz iniyor :)
O zaman bana gerçekten ipfone 6+ gönderecekler :)) :))
-
bu kaynaklar gayet güzel görünüyorlar. iyice okumak lazım ^-^ paylaşımda bulunan herkese teşekkürler.
-
Bak usstam, doğayı sevmenin hemen faydasını gördün :D
Arkadaşlar bu linkin temiz olduğuna emin misiniz? Virüs filan olabilir mi? Bende değişik değişik siteler açtı ama...
Linkte bir sorun yok defalarca denedim. Tıkladıktan sonra 7 saniye bekletip download butonu çıkıyor. Dosya da temiz merak etmeyin.
Ben de denedim bu arada, sorunsuz iniyor :)
O zaman bana gerçekten ipfone 6+ gönderecekler :)) :))
-
Bak usstam, doğayı sevmenin hemen faydasını gördün :D
Arkadaşlar bu linkin temiz olduğuna emin misiniz? Virüs filan olabilir mi? Bende değişik değişik siteler açtı ama...
Linkte bir sorun yok defalarca denedim. Tıkladıktan sonra 7 saniye bekletip download butonu çıkıyor. Dosya da temiz merak etmeyin.
Ben de denedim bu arada, sorunsuz iniyor :)
O zaman bana gerçekten ipfone 6+ gönderecekler :)) :))
:D :D
-
Geçen gün bir belgesel de kelebeklerin biyolojik bir saat OLDUĞUNU antenleri ile Güneş'in konumuna göre güneyi belirleyip sürekli Güneye doğru gittiklerinden bahsetti Buda Yön bulmamızda az da olsa bize fikir verebilir , Doğa işte her ayrıntısında bir mucize var
-
Gördüğüm kadarı ile bu forumda hayatta kalma becerilerine ilgisi ve tecrübesi olan çok arkadaş var.
Malum ilkokul kitaplarına kadar inmiş bin öğreti vardır. "Ağaçların yosun tutmuş yüzleri kuzeyi gösterir. Bu şekilde yönümüzü bulabiliriz"
Doğada çok farklı yönleri yosun tutmuş ağaçlarla karşılaştığımdan bu görüşün doğru olmadığını ve yanıltıcı olduğunu düşünmekteyim. Tahminim coğrafi yapıda ağacın gölgede kalabileceği yada sürekli soğuk akım aldığı konum farklı olabileceğinden gözlemlerime göre her bir yönü de duruma göre yosun tutabiliyor.
Hayatım boyunca beni sinir eden bu durum konusunda arkadaşların görüşünü almak buna bel bağlamayı düşünenleri de uyarmak isterim.
-
Gördüğüm kadarı ile bu forumda hayatta kalma becerilerine ilgisi ve tecrübesi olan çok arkadaş var.
Malum ilkokul kitaplarına kadar inmiş bin öğreti vardır. "Ağaçların yosun tutmuş yüzleri kuzeyi gösterir. Bu şekilde yönümüzü bulabiliriz"
Doğada çok farklı yönleri yosun tutmuş ağaçlarla karşılaştığımdan bu görüşün doğru olmadığını ve yanıltıcı olduğunu düşünmekteyim. Tahminim coğrafi yapıda ağacın gölgede kalabileceği yada sürekli soğuk akım aldığı konum farklı olabileceğinden gözlemlerime göre her bir yönü de duruma göre yosun tutabiliyor.
Hayatım boyunca beni sinir eden bu durum konusunda arkadaşların görüşünü almak buna bel bağlamayı düşünenleri de uyarmak isterim.
Görüş alma konusunda, siz son noktayı koymuşsunuz zaten. İlkokul seviyesindeki bilgilerimizle, bizim daha fazla diyecek bir şeyimiz olamaz. Siz buyurun, biz dinleyelim...
-
Aynı bilgi tüm hayatta kalma dokumanlarında da ve eğitimlerinde de veriliyor.
Ama bu bilgiyi doğada hiç teyit edemedim bugüne kadar. Kuzey doğu yada kuzey batı nispeten tolore edilebilir fikir alınabilir bir veri. Amadoğu, batı, güney yüzlerinde de görmek epey yanıltıcı.
-
Şaka gibi...
-
Ne kadar da anlamsız kaldı şimdi bu mesaj :(
İlgilenenler bu linkten bahsi edilen kitabı PDF olarak indirebilirler.
İngilizce kaynak konusunda ben isteyene destek verebilirim, elimde mevcut.
http://ikatasavun.com/survival-.html
"Hala gözüm gibi saklarım"
Muhtemelen sizin elinizdeki kitapta tutkal cilt nedeniyle lime lime olmuş, sayfaları ayrılmıştır :) Bir ara mücellite verip toparlatmayı düşünüyorum.
Kenan Atasavun'un maceralarını Av Doğa Silah Dergisinde okuduğum yıllarda Liseye gidiyordum. Benim için tam bir efsaneydi. Sonra dağcılığa başladığım dönemlerde ise bu macera resimleri bana çok komik gelmişti. Özellikle "Trans Toros Seferinde" asker kıyafetleri ve göğsünde kocaman Aitor Jungle King 1 ile olan fotografı (19 yıl geçmiş hala unutmamışım!).
Yahu 2000m nin üzerinde Aladağlarda ot bile yok, neyi keseceksin. Boş yere 1000 gr. hamallık :D
-
O:-)
Kutsal abim, Mustafa abinin sadece yosunun kuzeyi gösterdiği bilgisinin çok yaygın olduğunu söylemek için ilkokul dediğini görüyorum. Yani kimsenin bilgi seviyesini nitelendirmiyor. Ben de ilkokulu unutmuşsam da ortaokulda yön bulma ile ilgili bir şeyler okuduğumu hatırlıyorum.
Bu bilgi açıkçası bulunulan yere gerçekten de bağlı olabilir. Yaşadığım coğrafyalarda açıkçası ben de belirleyici bir yosun yönlenmesinin her zaman rastlanacak yaygınlıkta olmadığını gördüm.
Ama tabi bu yosunun belirleyiciliği durumu benim gözlediğim yörede seyrektir de Dünya'nın başka her yerinde iş görüyordur.
Haliyle farklı coğrafyada yaşayan birinin farklı bir tecrübesi olabilir. Örneğin nem hiç bir zaman yeteri kadar yoktur, arazinin eğimi vardır, ağacın gövdeye düşen gölgesi farklı yönlerde daha güneşsiz noktalara yol açar, sürekli rüzgarları olan arazidir ve nem faklı mekanizmayla birikir; güney doğrultusu Güneş'e kapalıdır falan filan.
-
Bu bilgi açıkçası bulunulan yere gerçekten de bağlı olabilir. Yaşadığım coğrafyalarda açıkçası ben de belirleyici bir yosun yönlenmesinin her zaman rastlanacak yaygınlıkta olmadığını gördüm.
Ama tabi bu yosunun belirleyiciliği durumu benim gözlediğim yörede seyrektir de Dünya'nın başka her yerinde iş görüyordur.
Haliyle farklı coğrafyada yaşayan birinin farklı bir tecrübesi olabilir. Örneğin nem hiç bir zaman yeteri kadar yoktur, arazinin eğimi vardır, ağacın gövdeye düşen gölgesi farklı yönlerde daha güneşsiz noktalara yol açar, sürekli rüzgarları olan arazidir ve nem faklı mekanizmayla birikir; güney doğrultusu Güneş'e kapalıdır falan filan.
Yosun konusunda kişisel deneyimlerim, Eylem Usta nın söyledikleriyle aynı doğrultuda ::)
-
O:-)
Kutsal abim, Mustafa abinin sadece yosunun kuzeyi gösterdiği bilgisinin çok yaygın olduğunu söylemek için ilkokul dediğini görüyorum. Yani kimsenin bilgi seviyesini nitelendirmiyor. Ben de ilkokulu unutmuşsam da ortaokulda yön bulma ile ilgili bir şeyler okuduğumu hatırlıyorum.
Bu bilgi açıkçası bulunulan yere gerçekten de bağlı olabilir. Yaşadığım coğrafyalarda açıkçası ben de belirleyici bir yosun yönlenmesinin her zaman rastlanacak yaygınlıkta olmadığını gördüm.
Ama tabi bu yosunun belirleyiciliği durumu benim gözlediğim yörede seyrektir de Dünya'nın başka her yerinde iş görüyordur.
Haliyle farklı coğrafyada yaşayan birinin farklı bir tecrübesi olabilir. Örneğin nem hiç bir zaman yeteri kadar yoktur, arazinin eğimi vardır, ağacın gövdeye düşen gölgesi farklı yönlerde daha güneşsiz noktalara yol açar, sürekli rüzgarları olan arazidir ve nem faklı mekanizmayla birikir; güney doğrultusu Güneş'e kapalıdır falan filan.
Tamamen katılıyorum. Benim tecrübelerim de aynı yönde...
-
Bu mesaj, bir üyenin yazdığı mesajı silmesi üzerine, böyle ampul gibi kalakaldı anlamsız :(
Ne kadar da anlamsız kaldı şimdi bu mesaj :(
İlgilenenler bu linkten bahsi edilen kitabı PDF olarak indirebilirler.
İngilizce kaynak konusunda ben isteyene destek verebilirim, elimde mevcut.
http://ikatasavun.com/survival-.html
"Hala gözüm gibi saklarım"
Muhtemelen sizin elinizdeki kitapta tutkal cilt nedeniyle lime lime olmuş, sayfaları ayrılmıştır :) Bir ara mücellite verip toparlatmayı düşünüyorum.
Kenan Atasavun'un maceralarını Av Doğa Silah Dergisinde okuduğum yıllarda Liseye gidiyordum. Benim için tam bir efsaneydi. Sonra dağcılığa başladığım dönemlerde ise bu macera resimleri bana çok komik gelmişti. Özellikle "Trans Toros Seferinde" asker kıyafetleri ve göğsünde kocaman Aitor Jungle King 1 ile olan fotografı (19 yıl geçmiş hala unutmamışım!).
Yahu 2000m nin üzerinde Aladağlarda ot bile yok, neyi keseceksin. Boş yere 1000 gr. hamallık :D
-
Sevgili ustalarım,
Hepimiz bir şeyler öğrenmek için bu forumu takip ediyoruz. Ben kendi adıma çok ama çok şey öğrendiğimi söyleyebilirim. Bilgisini paylaşan herkese tekrar teşekkür ediyorum. :2up
Bu bölümde bugüne kadar yapmış olduğum paylaşımlarda, hep doğanın çok değişken olduğunu, kurallara bağlanamayacağını defalarca yazmış bir insan olarak böyle basit bir kuralın (ağacın kuzeyi yosunlu olur) sorgulanmasını çok normal karşılayacağımı belirtmek isterim. Doğanın kurallara bağlanamaması, doğayla ilgili öğrendiğim en önemli şeydir diyebilirim. Doğayla ilgili öğreneceğim bir şey kalmadı gibi bir iddiada bulunmak ise sadece (affınıza sığınarak) katıksız salaklık olur.
Yön tayini konusunda hiçbir zaman yosuna, minareye vb. işimi bırakmam, hep en az iki pusula (gps ve saatim hariç) taşırım. Olmadı, güneş ve yıldızlar benim yardımcım olur.
Her zaman tutarlı olacağını iddia etmemekle birlikte, "yosun kuzeye bakar" meselesinin, teorik olarak doğru olduğunu düşünüyorum, bunun içinde paylaştım. Temel prensip, güneyden esen rüzgarın nispeten ılık olacağı, kuzeyden esen rüzgarın ise soğuk olacağıdır. Bu durum kuzeyde yosun olma ihtimalini artırır. Lakin, doğada her zaman 2+2=4 etmez. Rüzgar da dağ, taş, ağaç, su gibi doğanın bir parçasıdır, çevirebileceği numaralar hakkında biraz olsun fikrim var. Güneyden esen ılık rüzgarları içine alan derin bir vadi, bu esintiyi çok uzaklara taşıyabilir, vadinin yön değiştirmesiyle birlikte rüzgarda yönünü değiştirebilir. Güney haricinde bir yönden esen nispeten ılık rüzgar beni şaşırtmaz. Buna ilave olarak, her 1000 feet (kabaca 330 metre diyebiliriz) irtifa artışında, rüzgarın büyük farklılıklar gösterebileceği varsayılır (bizde). Yerde esen rüzgar istikametine bakarak, atmosferin tüm katmanlarında (biraz abarttım galiba ;D ) rüzgarın aynı yönde olacağı varsayılamaz. İrtifada, yerdekinin tam tersi istikamette esen bir rüzgar görmek kimseyi şaşırtmamalı. Uzatmak istemiyorum daha fazla, kısacası; bölgesel olarak hakim rüzgarlar, hava olaylarında ve doğanın şekillenmesinde etkileyici rol oynarlar. Dolayısıyla yosunların disiplinsiz bir şekilde kuzey harici yerlerde çıkması, sadece onların suçu değil, sistemin suçudur 8)
Forumda meteoroloji mühendisi var mıydı acaba?
Ağacın güneş görmesi/güneş gören tarafı meselesine hiç girmiyorum, yoksa bu sıkıcı mesajımı bitiremem.
Hoş, işiniz yosuna kalmışsa Allah yardım etsin zaten.
Bir hava durumu spikeri vardı, "havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız güzel olsun!" derdi. Bence de "Yosun istediği yerde çıksın, forumun havası güzel olsun, tadı kaçmasın!". Muhtemelen Eylem Ustam haklıdır, belki ben ters bir zamanımda, yanlış anlamış olabilirim.
Antalya'da Karain Mağarası var, 500.000 yıl öncesinden beri yerleşim yeri olduğu söyleniyor. Ben de geçen sene oğlumla beraber gitme şansı buldum. Orada yaşayan insanları düşündüğüm zaman, hepimiz doğa ve doğada yaşam hakkında ilkokul seviyesinde bilgi sahibiyiz, belki ilkokul bile değiliz.
Mühim olan forumun havası güzel olsun, kesin ben yanlış anlamışımdır, o zaman ortamı gerdiysem affola!
-
Kıymetli bilgi ve deneyimlerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim.
Saygılarımla
-
Kıymetli bilgi ve deneyimlerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim.
Saygılarımla
Mustafa Bey,
Güzel yorumunuz için teşekkür ederim, teveccühünüz.
Ben de kıymetli paylaşımlarınız için size teşekkür eder, devamını sabırsızlıkla beklediğimi belirtmek isterim.
Bu konuyla ilgilenen arkadaşlarımıza katkımız olursa ne mutlu bize.
Saygılarımla.
-
Gerçekten bir süre sonra bu başlık tam bir kaynak olacak sayenizde :2up
-
Gerçekten bir süre sonra bu başlık tam bir kaynak olacak sayenizde :2up
İnşallah Hocam, hep birlikte neden olmasın. ;)
-
Aşağıda linkini verdiğim iki ingilizce doküman, ilgilenen arkadaşlara faydalı olabilir.
Amerikan deniz piyadelerinin yaz ve kış hayatı idame ders notları, incelemesi zevkli olabilir.
Tabii bir sürü gereksiz bilgi de mevcut.
http://s4.dosya.tc/server/azvgjV/Winter_Survival.pdf.html
http://s4.dosya.tc/server/azvgjV/Summer_Survival.pdf.html
-
Bu da abd kara kuvvetlerinin dokümanı.
http://s4.dosya.tc/server/sXrUMM/Army-survival.pdf.html
-
Eğer birleşik devletler talimnamelerine bakmak istiyorsanız sanırım bu en geniş kaynak.
http://armypubs.army.mil/doctrine/Active_FM.html
Sadece hayatı idame değil kodlara ve başlıklara dikkat ederseniz patriot taburu talimnamesinden , M2 browning talimnamesine kadar her şeyi bulabilirsiniz ama ilginizi çekmeyebilir tabi ki. :)
-
Tam şimdi biz de Maytir Üstad ile özelden abd ordusunun kitaplarının nette çok kolay bulunmasından konuşuyorduk ki sizin verdiğiniz link cuk oturdu. :D
Tam da dediğiniz gibi, aslında hiç ilgimi çekmiyor ;D
Şaka bir tarafa, arkadaşlar istediklerini indirirler, ilgilenenler için yine; bu link sadece abd kara Kuvvetleri Yayınları için, benzer şekilde denizci ve havaciların siteleri de var. Google amca yardım eder :D
-
Tam şimdi biz de Maytir Üstad ile özelden abd ordusunun kitaplarının nette çok kolay bulunmasından konuşuyorduk ki sizin verdiğiniz link cuk oturdu. :D
Tam da dediğiniz gibi, aslında hiç ilgimi çekmiyor ;D
Şaka bir tarafa, arkadaşlar istediklerini indirirler, ilgilenenler için yine; bu link sadece abd kara Kuvvetleri Yayınları için, benzer şekilde denizci ve havaciların siteleri de var. Google amca yardım eder :D
Ben de öyle tahmin etmiştim zaten. ;D
Yine de arada çok orijinal şeyler olabildiğini söylemeden edemeyeceğim .
-
Çok uzunca bir süredir, izlediğim bir filmi hatırlamaya çalışıyorum, konusuna dayanarak Google'da bulmaya çalıştım, imdb, survival movies falan, türlü türlü aramalar yaptım, bulamadım bir türlü. İzleyen, bilen varsa, burada paylaşırsa sevnirim.
Konusu kısaca şöyle:
New York vs. gibi bir yerde, "creme de la creme" bir hayat süren bir çift, kısa bir tatil yapmak için çok uzun süredir uğramadıkları, sadece bir kahya/bakıcı tarafından çekip çevrilen dağ evine gelirler. Onlar dağ evinde oyalanırken, bu arada gerçek hayatta, büyük şehirlerde, bir tür felaket, nükleer patlama vs. meydana gelir. Bundan sonrası çiftin, kahyaya rağmen veya onunla birlikte, dağda hayatta kalma mücadelesini anlatır. Temelde açlığın insan üzerinde nasıl bir etkisi olabileceğini anlatır. En acınası durum kahya ve sevgilisi arasında gidip gelen kadının durumudur.
Vs. vs........
Bir türlü bulamıyorum filmi, bilen, bulan varsa ve paylaşırsa çok sevinirim. :)
-
Firesteel / Ferroseryum çubuk konusunda bir bilgi vereyim. Bunların özellikle ince olanlarını korumanızı öneririm çünkü kırılganlar.
Ben bir tane ateş çubuğunu anahtarlığıma takılı halde 2-3 yıldır yanımda taşıyorum. Geçenlerde gerekip de elime aldığımda kırılıp da boyunun üçte birinin gitmiş olduğunu gördüm. Yine iş gördü ama işim zorlaştı.
Yetmezmiş gibi geçenlerde anahtarlık pantolonuma takılı bir şekilde ev içinde kalorifer peteğine çok yakın geçerken bunun ucu peteğin ızgarasından girdi ve yine kırıldı, iyice kısaldı. Ne kadar kolay kırıldığına bu sanırım iyi bir örnek olmuştur.
-
Üç gündür vakit buldukça okuyup anca bitirebildiğim bir konu oldu, okurken bayıldım, kendime de bir sürü ders çıkardım. Konunun genelinden çıkardığım özet ise doğadayken yanından bir an bile ayrılmaması gereken yegane şeyin akıl olduğu oldu, Büyükler de dualarında hep tekrar edermiş ya; Allahım aklımı benden alma diye. Akıl önemli.. 8)
-
Firestell pahalı geliyorsa ve alamayanlar var ise benden bir tavsiye bu zippo kibrit diye cakmak tarzı aletler var içinde gaz var bir çubukla yandaki magnezyuma cakilarak yanıyor gerçekten iş görür bir alet cift taraf magnezyum olani 10 lira istediler tek taraf olana da 5 lira vermiştim 8)
-
firesteel, Ebay'da kargo dahil 3 lira altına var.
-
Su geçirmez tüp içinde gazlı çakmaklar veya kibritler var. Yanda taşımaya daha güzel gibi.
(http://g02.a.alicdn.com/kf/HTB1aahBIVXXXXb5XVXXq6xXFXXX0/202090998/HTB1aahBIVXXXXb5XVXXq6xXFXXX0.jpg?size=40880&height=800&width=800&hash=8a3e0fe91d23f2d966dd6dd16138b917)
-
bir süre sonra onların bile gazı bitiyor. Tabi yine de diğer çakmaklara göre iyi dayanıyor
-
En iyisi bence drillbow abi 8) bu arada Eylem abi herkes ebaydan alis veriş yapamiyor Türkiye de ise fiyatları uçuk ama Salim abinin gösterdikleri de güzel birşey :2up
-
https://youtu.be/nCKkHqlx9dE
-
https://youtu.be/nCKkHqlx9dE
Kaçak gece kondu dikti şikayet edicem :D ( abi şaka bi yana herif taştan kukri yaptı :-\ ) harbiden yetenekli adammış helal olsun paylaşım için teşekkür ederim abi sağ olasın gece gece yine hayaller kurdurttun 8)
-
Su geçirmez tüp içinde gazlı çakmaklar veya kibritler var. Yanda taşımaya daha güzel gibi.
(http://g02.a.alicdn.com/kf/HTB1aahBIVXXXXb5XVXXq6xXFXXX0/202090998/HTB1aahBIVXXXXb5XVXXq6xXFXXX0.jpg?size=40880&height=800&width=800&hash=8a3e0fe91d23f2d966dd6dd16138b917)
Merhaba,
Üstadım bahsettiğin kibritleri denedim tavsiye ETMEM
-
https://youtu.be/nCKkHqlx9dE
Kaçak gece kondu dikti şikayet edicem :D ( abi şaka bi yana herif taştan kukri yaptı :-\ ) harbiden yetenekli adammış helal olsun paylaşım için teşekkür ederim abi sağ olasın gece gece yine hayaller kurdurttun 8)
Muhteşem bir şey yaptı.
-
https://youtu.be/nCKkHqlx9dE
Abi burasi tapu ruhsat falan ister muhtemelen.. Tu alet mutfak banyo falan da yapacak zannettim bi ara.. :D
-
Ben çok beğendim, paylaşayım dedim. İlkel malzemeler kullanarak ev yapımı.
https://www.youtube.com/watch?v=P73REgj-3UE
-
doğada bir ev inşa edip hiç pencere koymamak ::)
-
doğada bir ev inşa edip hiç pencere koymamak ::)
Camda teknoloji var hani, o bakımdan koymadığını düşünüyorum. Bu daha çok barınak gibi ::)
-
İl videonun abisi gibi. Bunu da büyük zevkle izledim tuhaf olacak ancak kiremit aralarından su sızdırmaz mı :)
-
Kiremit sıraları birbiri üzerine yeterince çok biniyorsa sızmaz.
-
Ben çok beğendim, paylaşayım dedim. İlkel malzemeler kullanarak ev yapımı.
https://www.youtube.com/watch?v=P73REgj-3UE
keyifle izledim ... teşekkürler
-
doğada bir ev inşa edip hiç pencere koymamak ::)
Camda teknoloji var hani, o bakımdan koymadığını düşünüyorum. Bu daha çok barınak gibi ::)
cam olmaz elbette ama bir pencere, yapraklarla örtülebilen türde falan iyi olabilirdi. ben öyle yapardım en azından :)
-
Bence çok da evin bütününe takılmamak, her bir adımı nasıl yaptığına ayrı ayrı bakmak bence daha doğrusu. Sonuçta yaptığı kapının sadece boyut ve yeri değiştirilmiş bir kardeşini duvarın başka bir noktasına yapınca yaptığının adı pencere olacak. ;) Yani aslında kapıyı anlatırken pencereyi de yapmış kadar oldu.
Daha başka bir ev yapımında ocak da yapmıştı, ancak bu sefer ocağı da evin içine sokmadı. Sanki içerinin havasının sirkülasyonunu bu sefer özellikle istemiyor gibi. Ortam az benzese evi Kırklareli'nin ayazı için yapmış diye espri yapacağım :)
-
Pencereyi cam teknolojisini icat etmeden yapmasının aklıma gelen yolu:
- Papirüs, kağıt falan gibi ışığı az biraz geçiren bir malzemeyi yapması
- ardından bunu balmumuyla besleyip güçlendirmesi
- Sonra da bunu bir çerçeveye takması
Belki balmumu yerine reçine falan da kullanabilir ama bence bu çok kolay bir iş olmayacaktır.
-
İl videonun abisi gibi. Bunu da büyük zevkle izledim tuhaf olacak ancak kiremit aralarından su sızdırmaz mı :)
Ankara metrosunun tavanı dahi yağmur çok yağınca sızdırıyor. Bence videodaki çatı da sızdırıyordur ama o kadar konforu aradığını sanmıyorum arkadaşın :D
-
doğada bir ev inşa edip hiç pencere koymamak ::)
Camda teknoloji var hani, o bakımdan koymadığını düşünüyorum. Bu daha çok barınak gibi ::)
cam olmaz elbette ama bir pencere, yapraklarla örtülebilen türde falan iyi olabilirdi. ben öyle yapardım en azından :)
Emin sana sonuna kadar katılıyorum penceresiz evmi olur ya birazda esnafı duşunmek lazım biz nasıl para kazanıcaz :D
-
http://www.dosya.tc/server4/vcw7a4/Wilderness_Survival_for_Dummies.pdf.html
-
Eski yayla evlerimizin hiç birinde pencere yoktu.Sadece kapı ve baca..Yağmur yağdığı zaman akardı elbet ve bu yüzden serindi belkide.Yere pür (ladin yaprağı) dalı serilir onun üzerine de keçi derisi (postu) atılır ve yatılırdı.
-
Bizim yayla evinde pencere vardı sadece tahta pencerelerdi. Çoğu hala öyle sanırım. Yağmur yağınca bizim kiremitler de akıyordu ama yazın bir iki kere anca yağmur yağdığından sıkıntı değil.
-
Tek tek paylaşmak uzun sürecek, burada hepsi bir arada.
Bu arada ilgilenen varsa, bu arkadaşın yaptıkları ve doğada farklı ortamlarda yapılabilirliğini yorumlayabiliriz.
::)
https://www.youtube.com/channel/UCAL3JXZSzSm8AlZyD3nQdBA/videos
-
Bu arkadaşın bir videosuna anlam veremedim
Sanıyorum huş ağacının reçinesini ( katranını) çıkarmak istedi ama bunu neden yaptı veya ne işine yarayacaktı onu yorumlayamadım. Video bu https://www.youtube.com/watch?v=f_5yOCMQOqE
Bu da aynı işlemin başkası tarafından yapılmış başarılı bir denemesi. Ortaya ciddi miktarda katran çıkıyor, acaba bunu kandil için yakıt olarak mı kullanıyorlar ::)
https://www.youtube.com/watch?v=Ef2G-fkXvw4
-
O rulmanın yerine üzerinde oyuklar olan kemik kullanmışlar. Kırklareli müzesinde bir örneğini görmüştüm. Amacını yazmamışlar diye oradaki bir görevliye sorunca bilinmiyor gibisinden bir yanıt almıştım ama belki de sadece o görevli bilmiyordu.
O rulmanı taşıyabiliyorsanız onun yerine firesteel ya da bir kutu kibrit almak mantıklı değil mi? Bu kadar yüksek teknoloji ürünü bir alet taşıyabiliyorken neden doğrudan hedefe varmıyoruz ki?
+1
-
Sefa,
ok başını yapıştırma gibi işlerde kullanıyor olsalar gerek. Sanki bir de kömür tozu ile karıştırıp bıçak kuyruğunu yapıştırmada da kullanıyorlar mıydı neydi?
-
Wikipedia'dan:
Huş reçinesi, ağacın kabuklarından kuru distilasyon (dry distillation) metoduyla elde edilen maddedir. Isıtıldığı zaman sıvılaşır.
Bileşiğinde guaiacol, cresol, xylenol ve creosol gibi phenoller bulunmaktadır.
Huş reçinesi Paleolitik ve Erken Mezolitik Çağlarda yaygın bir şekilde yapıştırıcı olarak kullanılırdı. aynı zamanda dezenfektan olarak, deri elbise üretiminde ve ilaç olarak da kullanılırdı (Kaynakla doğrulanmasına ihtiyaç var)
Mezolitik Dönemde, ok arkasındaki tüylerin uç kısımları huş reçinesi ile tespit edilirdi. Ham deri ip ile huş reçinesi baltaları sapa sabitlemek için kullanılırdı.
Ruslar Huş yağını derileri yağlamakta kullanmışlar ve 17-18'inci yüzyıllardan itibaren bu deri önemli bir ihraç maddesi olmuştur. ..... Huş yağının yaydığı hoş koku deride kalite sembolü olmuş ve böcekleri uzaklaştırmıştır.
..........
Huş reçinesi yağı etkili bir karındanbacaklı böcek kovucudur. Etkisi yaklaşık iki hafta sürer. Vazelin ile karıştırılarak çitlere sürüldüğünde böcek kovucu etkisi birkaç ay sürer.
Parfüm sanayinde dericilikte vs. kullanılır.
Kaynak
https://en.wikipedia.org/wiki/Birch_tar
-
Videonun altındaki eleştiriler arasında neden bambu kullandığı, kilden bir kap yapmadığı da yazılmış elemana. Elemanda hazırladığını ama daha kullanamadığını söylemiş.
Başka bir yorumda eski zamanlarda reçinenin böyle yapılmadığını, kabukların şeritler halinde yakıldığını ve alev ilerledikçe kabukta damla damla reçinenin meydana çıktığını, bunun bir çubuk veya bıçakla alındığını, toplanan reçine temiz hale gelene kadar ağızda çiğnendiğini söylüyor.
İlk videoda elemanın kullandığı kabukların kalitesi de pek beğenilmemiş yorumlarda, daha taze, genç ve zedelenmemiş kabuk kullanılmalı diyorlar.
-
Bu arkadaşın bir videosuna anlam veremedim
Sanıyorum huş ağacının reçinesini ( katranını) çıkarmak istedi ama bunu neden yaptı veya ne işine yarayacaktı onu yorumlayamadım. Video bu https://www.youtube.com/watch?v=f_5yOCMQOqE
Bu da aynı işlemin başkası tarafından yapılmış başarılı bir denemesi. Ortaya ciddi miktarda katran çıkıyor, acaba bunu kandil için yakıt olarak mı kullanıyorlar ::)
https://www.youtube.com/watch?v=Ef2G-fkXvw4
Hocam adam zaten ilk videosunda başardığını iddia etmiyor. Zaten isminde de başarısızlığı kabul ediyor (first try and failure). %98 ilkel metodlarla elde etmek iddiasında bir de.
Aynı adamın ikinci denemesi var, onda %95 ilkel metodları kullandığını iddia ediyor.
https://www.youtube.com/watch?v=jW1M5KifTHU
Bence kullandığı kabuk miktarını artırarak başarıyı yakalamış.
Tonton Rus Amcanın metodu, bence çok bariz bir şekilde birkaç yüz belki bin yıllık tecrübenin yansımasını da gösteriyor.
Mezolitik (Orta Taş Çağı) dönem MÖ. 10.000-8.000 arasında yaşanıyor. Rus bence teknolojik olarak rahat 5000 yıl önde çünkü sac plaka kullanıyor.
Ayrıca huş yağının ilaç özelliği için şu kaynaklar var:
http://www.sifamarket.com/mucize-bitkiler/hus-ve-faydalari.html
http://medical-notes-help.com/tr/pages/690916
-
Harika bir konu büyük keyifle okuyorum. Adeta ansiklopedi tadında. Bilgilerini paylaşan tüm forum üyelerine teşekkürler. :2up
-
Wikipedia'dan:
...
Huş reçinesi yağı etkili bir karındanbacaklı böcek kovucudur. Etkisi yaklaşık iki hafta sürer. Vazelin ile karıştırılarak çitlere sürüldüğünde böcek kovucu etkisi birkaç ay sürer.
...
Kaynak
https://en.wikipedia.org/wiki/Birch_tar
Gastropod karından bacaklı hiç değil, karından ayaklı değil, karnıayak, yani bacağı ayağı olmadan göbek üstü sürünen demek. Sümüklüböcek ve salyangoz türü yumuşakçalar (böcek de değil yani). Dilimize konuyu anlamadan etmeden oturma organından kelime sokan adamları arayıp bulasım, dövesim geliyor. (Yanlış anlama olmasın, Kutsal kardeşimden bahsetmiyorum, terimi Türkçeleştiren bilim adamı mıdır, TDK sözlük çalışanı mıdır kimse ondan bahsediyorum.)
Kusura bakmayın, konuyu böldüm ama "40 derece ısıda..." diye başlayan cümle duyduğunda NGC televizyonuna "ısıyla sıcaklığı ayırt edemeyen dangalaklara çeviri yaptırtmayın" diye mail atan bir mühendisim, takıntılarım var. İş yerimde, her "iş zekası" konulu toplantıya işim olsun olmasın, sadece "business intelligence'in Türkçesi 'ticari istihbarat' ulen beynini eşek arısı sokasıcalar" diye protesto etmeye giderim mesela :D.
-
Ferhat, özlüyoruz seni ^-^
-
Ferhat, özlüyoruz seni ^-^
+1
-
Wikipedia'dan:
...
Huş reçinesi yağı etkili bir karındanbacaklı böcek kovucudur. Etkisi yaklaşık iki hafta sürer. Vazelin ile karıştırılarak çitlere sürüldüğünde böcek kovucu etkisi birkaç ay sürer.
...
Kaynak
https://en.wikipedia.org/wiki/Birch_tar
Gastropod karından bacaklı hiç değil, karından ayaklı değil, karnıayak, yani bacağı ayağı olmadan göbek üstü sürünen demek. Sümüklüböcek ve salyangoz türü yumuşakçalar (böcek de değil yani). Dilimize konuyu anlamadan etmeden oturma organından kelime sokan adamları arayıp bulasım, dövesim geliyor. ...
.......sadece "business intelligence'in Türkçesi 'ticari istihbarat' ulen beynini eşek arısı sokasıcalar" diye protesto etmeye giderim mesela :D.
Üstadım bende sözlük kurbanıyım :D
-
Ferhat, özlüyoruz seni ^-^
+1
-
Merak etmeyin, ben sizi çok özleyemiyorum :P, hiç değilse gün aşırı girip bakıyorum neler yaptığınıza. Hız kesmeden herkesten güzel işler geliyor. Benim de birşey yapmayınca yüzüm tutmuyor yazmaya, üretmiyorum bari geyiğe vurdurup üretene mani olmayayım.
-
Arkadaşlar bu kav mantarıyla ateş yakma mevzusunda hiç köknar mantarı deneyeniniz oldu mu? ben denedim bi türlü olmadı da, bende mi problem mantarda mı bilemedim.. Bana pek kolayca tutuşası bi malzeme gibi gelmedi, çakmakla bile zor tutuşuyor.. (Not : Külde kaynatma, yağlı suda bekletme gibi şeyler yapmadım. Direk mantarın kavını çıkarıp kaloriferin üzerinde 20-25 gün kuruttum o kadar.)
-
https://youtu.be/IBgWNwK9Tw0
Her zaman işe yarayacak düğümleri gosteren bir video.
Hepsini yapmak biraz zaman alabilir :D
-
Hem doğa hem de kesici aletler...
Seviyorum bu çocuğun yaptıklarını :)
Bear Gyrillin milyoner olduğu tv dünyasında, bence bu çocuk milyarder olmalı.
https://youtu.be/BN-34JfUrHY
-
Hem doğa hem de kesici aletler...
Seviyorum bu çocuğun yaptıklarını :)
Bear Gyrillin milyoner olduğu tv dünyasında, bence bu çocuk milyarder olmalı.
https://youtu.be/BN-34JfUrHY
Aynı fikirdeyim :2up
-
Bushcraft diye diye adam ilkel olmuş bildiğin :) Az ötede dinazor gördüm ben sanki?
-
Önce bu konu başlığı altında yorum yapan, fikir veren ve bilgi birikimlerini bizlere aktaran tüm dostlara canı gönülden teşekkür ederim. Bende fırsat buldukça iki , üç gün içinde okudum ve bitirdim. Hemen katkısı olan herkese teşekkürü inanın borç bildim. Sağolun ve varolun. :2up
Not : Bülent bey var ise Survival veya Doğada yaşam vs. İle ilgili türkçe kitap linkleri var ise veya bulabilirseniz paylaşabilirmisiniz şimdiden teşekkür ederim. SAĞLICAKLA KALIN :2up
-
Önce bu konu başlığı altında yorum yapan, fikir veren ve bilgi birikimlerini bizlere aktaran tüm dostlara canı gönülden teşekkür ederim. Bende fırsat buldukça iki , üç gün içinde okudum ve bitirdim. Hemen katkısı olan herkese teşekkürü inanın borç bildim. Sağolun ve varolun. :2up
Not : Bülent bey var ise Survival veya Doğada yaşam vs. İle ilgili türkçe kitap linkleri var ise veya bulabilirseniz paylaşabilirmisiniz şimdiden teşekkür ederim. SAĞLICAKLA KALIN :2up
Bence kitaptan da öte kaynak Serdar Hocanın programları.
Ben izleyince hiçbir şey bilmediğimi düşünüyorum, ve cok beğeniyorum.
90'li yillarda Outdoor dergisi vardı.
Çok beğenerek takip ederdim, hala birçok sayısını saklarim.
O derginin verdigi kitabin linki;
http://www.outdoorhaber.com/survival-hayatta-kalma-el-kitabi/
Bir süre önce bu sayfalarda yine çok eski bir kaynak için link vermiştim.
Sanırım onu gormussunuzdur.
Mutlaka daha iyi Kaynaklar vardır, arkadaslar baska linklerde verirler.
Bu arada ingilizce Kaynakları da incelemenizi tavsiye ederim.
Inanın sadece resimlerde çok fikir verecektir.
Kolay gelsin ;D
-
Tamamdır Bülent bey tekrar teşekkür ederim ilginiz için Serdar hocamızıda siz değerli dostlarımızıda takip etmeye devam edicem. Sizlerede kolaylıklar dilerim. :)
-
https://youtu.be/SLoukoBs8TE
Bu çocuğu çok beğeniyorum.
Okçuluk için güzel bir örnek.
Bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum.
Nişan alırken vücut pozisyonu, filmlerde görülenden çok farklı.
Çok doğal ve amaca dönük.
Ilkel, yani bir yönden doğal aletlerin kullanimi çok farklı usuller gerektiriyor.
Zaman içinde kahramanlık algısı bizi doğaldan uzaklastirmis sanırım ::)
-
https://youtu.be/ey68uVUuyvs
Ilkel dokuma tezgâhı yapımı.
-
Forumda görebildiğim kadarıyla öksürük şurubuyla akü şarj etmeyi, idrardan antibiyotik elde etmeyi, kızartma yağından diesel yakıtı yapmayı, kestaneden deterjan yapmayı hepimiz çok iyi biliyoruz. Ancak survival/hayatta kalma-hayatı idame ettirebilme bunların öncesinde ve ötesinde yer alan prensipler üzerine kuruludur. Ben de sizlerle bunları paylaşmak istiyorum.
Survival, hayatta kalma 1 maratondur. 10 dakikalık youtube videolarına sığmaz. 45-50 dakikalık discovery channel şovlarına da sığmaz. Tabi burada insanların merak unsurunu, öğrenme arzusunu kullanarak yayın yapıldığı 1 gerçek ancak bu yayının, gösterinin içinde ne denli doğruluk payı var bunu da gözden geçirmelisiniz. Otodidakt olmalısınız. Youtube eğlenceli 1 kaynak olabilir ancak ve ancak gördüğünüz, duyduğunuz, okuduğunuz her şeyi test ederek, uygulayarak, hazmederek, kendi kendinize öğretmek zorundasınız. Evet, özel kuvvetler bu işin uzmanlarıdır, hava adamları ve deniz adamları bu işlerin eğitimlerini alırlar ancak bu insanlara da bu bilgileri birilerinden alıp kendilerine öğretiyorlar, öyle değil mi ?
Hayatta kalma/survival; olay anında başlayan 1 maratondur ve alt safhaları olan 9 farklı safhada görülür (aftermath) ancak hayat normale döndüğünde bu periyod sonlanır. Bu 9 farklı safha ile ilgili olarak ilerde daha detaylı bilgiler paylaşacağım ancak bu maratonu koşabilmek, tamamlayabilmek için öncesinde tamamlanması gereken hazırlıklar ve alınması gereken eğitimler, öncesinde yapılması gereken yatırımlar bulunmaktadır. Hayatta kalmada olay öncesi, olay sonrasından daha etkin ve daha önemlidir.
Survival 1 sınavsa eğer, kopyayla geçme şansınız çok ama çok düşüktür. Dersimizi önceden çalışmak zorundayız.
Hayatta kalmada en önemli faktör genetiktir. Başınıza 1 kaza, bela gelmediği sürece kaç yıl yaşayacağınız, hangi hastalıklara karşı zaafiyetinizin olacağı, hangi durumlara, hangi koşullara karşı bağışıklığınızın, direncinizin olacağı genlerinizden gelmektedir ve bu durumlarınızın çok çok iyi farkında olmanız gerekir. Bu konumda ABD, Kanada, İzlanda, İskandinav Ülkeleri, Rusya ve Japonya halkları her zaman daha avantajlı ve ön planda olan milletlerdir ancak Birleşik Krallık her zaman açık ara öndedir, Avustralya, Yeni Zelanda ve Güney Afrika halkları da hemen ardından takiptedir. Savaş müzelerini gezdiğinizde ne demek istediğim hakkında zihninizde daha açık 1 resim canlanacaktır. Savaş sırasında kullanılmış üniformaları, silahları, alet edevatları, beslenmeleri ve en önemlisi bu insanların kemik yapılarını inceleyin. Üşümenin, sıcaktan etkilenmenin %90’ı psikolojiktir ancak soğuğa mukavemet atalarınızdan size miras kalmış üstün 1 hediyedir. Bu hediyeler Boreal İklim (subarctic climate) kuşağında yaşayan halklarda bol miktarda görülmekteyken, dünyadaki en yaygın iklim kuşağı olan Akdeniz İklim kuşağında yaşayan halklarda ise en seyrek rastlanılan ve etkileri de en zayıf niteliklerdir.
Genetik faktörlere ek olarak kandaki beyaz kan hücresi miktarı ölüm ve yaşam arasındaki ince çizginin yaşam tarafında kalınlaşmasında en önemli rolü oynayacaktır. Yüksek irtifada yaşayan insanların hayatta kalma şansı deniz seviyesinde yaşayan insanlara göre daha yüksektir. Zor koşullarda, demir gibi soğukta, çılgınlığın, deliriumun reçetesi olan her türlü coğrafi ve meteorolojik faktörün içinde 7 kuşak yaşamış halklar, Akdeniz halklarına göre daha avantajlı ve daha dayanıklılardır. El ve ayaklarınızın büyüklüğü, uyluk kemiklerinizin uzunluğu, duyu organlarınızın keskinliği yaşam ve ölüm arasındaki zor sınavlarda büyük bonuslar olacaktır. İskelet, adale sisteminiz, daha önemlisi kalp damar sisteminiz ve hepsinden daha önemlisi sinir sisteminiz en önemli etkendir ve tamamen genetik faktörlere bağlıdır. Adale liflerinizin sıklığı ve yoğunluğu, adale lifi sayınız, yapısal protein arttırma ve yükseltme hızınız, sindirim sisteminizin glikoz işleme hızı, böbreklerinizin çalışma hızı, akciğer kapasiteniz, kemik kalınlığınız ve kemik yoğunluğunuz, yaralanma ve sakatlanma mukavemetiniz, recovery (iyileşme) hızınız ve potansiyeliniz, metabolizma hızınız çok çok önemli faktörlerdir.
Fitness, adı üzerinde uygunluktur. Fitness, fit to survive (hayatta kalmaya elverişli olmak) ile 1 tutulabilir. Burada kast ettiğim Mens Health dergi kapağı gibi olmanız değildir. Bench press’de kaç kilo bastığınızın hayatta kalmaya, doğada mücadaleye hiç 1 etkisi yoktur ancak 60 saniye içinde kaç şınav çekebildiğiniz hayatta kalma, survival ile doğrudan orantılıdır. Temel hareketler olan ve vücut ağırlığı ile icra edilen şınav, squat, dips, barfiks ve mekik, genetik dezavantajlarınızı avantajlara çevirmenizi, kanınızdaki beyaz kan hücresi oranınızı arttırmanıza yarayacak ve bedeninizi zorluklara hatta imkansızlıklara karşı daha tahammülkar kılacaktır. Önemli olan Sergio Oliva’dan daha büyük bicepslerinizin olması değil, büyük adale gruplarınız çalışırken eklemlerinizin ve küçük adalelerinizin de büyük adale gruplarıyla ne denli senkronize çalışabildiğidir.
60 saniye içinde kaç şınav çekebildiğiniz, 60 saniyeye kaç mekik sığdırabildiğiniz, 15 barfiksi kaç saniyede çekebildiğiniz, 2,5 kilometreyi kaç dakikanın altında koşabildiğiniz, 500 metreyi kaç saniyede yüzebildiğiniz hayatta kalma ve hayatı sürdürebilme yeteneklerinizde en önemli etkenlerdir. Bu sebeple dünyanın tüm özel birlikleri seçme safhasında bu testleri, bu sınavları adaylarına uygulayarak elemeler yapar. Daha sonra 1 başka yazıda izotropik güç, izometrik güç ve fiziksel mukavemet konusuna detaylı olarak gireceğim.
Germe-esneme çalışmaları bedensel üst limitinizi en yüksek seviyeye çıkarmanıza yardımcı olacak, beden zihin koordinasyonunuzu sağlamlaştıracaktır. Adale yoğunluğunuzu, esneklik/yatkınlık oranınızı arttıracağı gibi iskelet ve kas sisteminizin daha dayanıklı ve daha tahammülkar olmasına neden olacaktır. Şöyle 1 karşılaştırma yapalım; Mickey Rourke yıllar içinde çıkma traktör lastiğine benzedikçe, Stephen Lang'in 30 yaşında kır saçlı delikanlı gibi kalmasının nedeni her Allah’ın günü bıkmadan, usanmadan yaptığı esneme çalışmalarıdır. Açıkca ve tertemiz belirtmek gerekirse, çıtı pıtı, 40 kilogramlık balerinin zor koşullar kaşısında hayatta kalma şansı; 120 kilogramlık kas yığını vücutçudan kat ve kat daha fazladır. Esneklik/yatkınlık-kas kütlesi ve kas gücü oranını kusursuz seviyeye getirebilmiş Yordan Yorçev, 2012 yaz olimpiyatlarında ringe çıkarken, spikerler “bu yaşta buraya herhalde rezil olmaya geldi” diye dalga geçtiklerinde, ringten madalya ile indiği unutulmaz 1 gerçektir. Esneklik, yatkınlık hayatta tutar kardeşim ! Önemli olan bilek güreşinde kaç kişiyi ard arda yendiğiniz değil, bedeninize ne denli söz geçirebildiğiniz ve ne denli uyum içinde olduğunuzdur. Spor salonlarında 120 kiloluk kas yığını heriflerin 1 üst rackten 20 kilogramlık ağırlığı söküp, benche takamamasının nedeni esnekliğin, esnemenin ne demek olduğunu bilmeden, hantallığın sözlük anlamı olmuş olmalarıdır.
Bu noktada yoga ve meditasyon hem fiziksel hem de mental üst limitlerinizin yükselmesine neden olacaktır. Arnold Schwarzenegger bile esneme çalışmalarının, yoganın kariyerine olan etkisinden bahsederken, balerinlerden, dansçılardan ders alırken, dünyanın en önemli özel birliklerinin başında gelen Navy Seals, eğitim programlarında yoga ve meditasyona yer verirken; yogadan, meditasyondan uzak durmanın akıl alır 1 bahanesi olmayacaktır.
Kendi limitlerinizi bilin, öğrenin. Kendinizi ancak ve ancak kendinizle kıyaslayın. Doğayı, şartları asla kendinize rakip olarak görmeyin ve rekabet çukurunun içine düşüp asla boğulmayın. 270 dakikada kaç kilometre koşabiliyorsunuz, vücudunuzun 1/3'ü ağırlığındaki bir çanta ile 60 kilometreyi kaç saatte kat edebiliyorsunuz; tek nefes ile suyun altında kaç metre gidebilirsiniz, 5 metrelik 1 duvarı kaç saniyede tırmanabilirsiniz, bunları bilin, öğrenin ve unutmayın.
Mental fitness, fiziksel fitnessdan ayrılamaz, ayrı ele alınamaz. Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur, evet dorudur ve sağlamlar hayatta kalır. Hafızanızın, hızlı düşünmenizin, hazır cevaplığınızın, çabuk karar verebilmenizin, stres altında sakin kalabilmenizin yaşamınızda büyük etkenleri olacağı gibi, survival durumlarında belirleyici etkenler olacaktır. Rahmetli Uğur Uluocak Ağabeyimizin sözüdür bu; “En ciddi teknik tırmanışları yapacak yetiye sahip 1 vücut, problem çözme yeteneğine sahip 1 kafa taşımıyorsa hiç 1 işe yaramaz.” Aklınızın, zihninizin, kendinizin farkında olun ve kendinizi geliştirmek için çaba sarf edin. Çift haneli 2 tamsayının akıldan çarpımını hızlı ve doğru yapabilmeniz beyin hücrelerinizi, hızlı ve doğru karar alabilme yeteneğinizi güçlendirecektir. 99 X 47 = ? problemini okuduğunuzda cümlenin sonuna gelirken yanıt zihninizde belirmelidir.
Tekrar bahsedeceğim Navy Seals adaylarının seçme haftasında (hell week) tabi tutuldukları testler arasında suyun altında şnorkelsiz ya da tüpsüz geometrik şekillerin dizilimlerine bakarak bunların matematiksel 4 işlem karşılıklarını çözerek işlemin sonucunu ekrana tuşlayarak girdikleri 1 test yer almaktadır. Adam havuzun kenarında, ayakları ve bedeni hasta yatağı gibi 1 platforma sabitlenmiş durumda, bu yatak ise 1 kızağın üzerinde. Kızak adamı, adamın kontrolü dışında havuza indirip çıkarıyor. Havuzdaki suyun sıcaklığı 10 santigrat derece. Karşısında üçgenler, kareler ve dairelerden oluşan yan yana dizili geometrik semboller var. Test adam havuzun dışındayken başlıyor ve hızlıca havuzun içine indiriliyor. Karşısında 1 numeric pad var. Adam havuzun içinde ekrana parmaklarıyla vurarak üçgenler, kareler ve dairelerden oluşan geometrik sembollerin aslında 4 işlem matematik problemleri olduğunu anlıyor ve adam sonucu ekrana girmek zorunda. Stress altında sakin kalabilme, stresle mücadale sırasında matematik zekasını kullanabilme yetisinin ölçüldüğü 1 testten bahsediyorum. Test size karmaşık ya da imkansız geldiyse; insanlar kadar şempanzelerin de bu testte başarılı olduğunu da bilmenizi isterim.
İşte bu noktada; tüm canlıların hayatta kalma içgüdüsünün var olduğunu biliyoruz ancak , zihin yapısı (mental state - mental key) bulunduran tek canlının da insanoğlu olduğunu biliyoruz. Mental Key, sizi delirium (çılgınlık, delilik) durumundan uzak tutacak, pes etmenize engel olacak, yaşamanızı ve daha başarılı olmanızı sağlayacak zihinsel anahtarınızdır. Kendinize 1 mental key oluşturmalısınız. Bu anahtar çıldırmanın eşiğine geldiğinizde, sırtınız yere geldiğinde, canınızı vermek üzere olduğunuzda sizi toparlayıp ayağa kaldıracak ve mücadale gücünüzü geri kazandıracak anahtarınızdır. Tarihten örnek verecek olursak; Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum”, Kral Leonidas’ın “Spartalılar, bu akşam yemeği cehennemde yiyeceğiz” sözleri, William Wallace’ın savaştan önce yaptığı konuşma; komutanın hükmettiği orduya ve askerlerine Mental Key kazandırması açısından yerinde örnekler olacaktır. Tam anlamıyla şunu söylüyorum; Rocky ringde yere yığılmış, hakem başında sayarken, Adrian’ı gören Rocky’nin kendini toplayıp ayağa kalması ve mücadaleye devam etmesi. Ancak Rocky örneğindeki gibi özellikle 1 aile ferdinin, 1 objenin, 1 sembolün seçilmesine kesinlikle karşı çıkıyorum. O yakının ya da aile ferdinin kaybedildiği, zarar gördüğü durumlarda zihinsel anahtarın kaybedileceği ve kişinin aniden intihar eğilimine yöneleceği 1 gerçektir. Yani Rocky serisinde 1 mantık hatası vardır. Rocky emekli olduktan ve Adrian öldükten sonra, Rocky geri dönülemez 1 depresyona ve çöküşe girip intihar edecektir. Bu sebeple sizin için unutulmaz olan geçmişte yaşadığınız, hali hazırda zihninizin, hafızanızın ve bilinçaltınızın kaydettiği ve hazmettiği bir hatıranızı mental key olarak seçmeniz son derece doğru olacaktır. Seçtiğiniz hatıranızda yer alan kişiler, yerler hatta nesneler ortadan kaybolmuş, zarar görmüş ya da ölmüş olabilirler ancak kendinize yönelteceğiniz (cross referance) “O şu anda burada olsaydı, ne yapmamı beklerdi?” sorusu sizi hayata ve mücadalenize sıkıca bağlayacaktır.
Hafızanın ve çok yönlü düşünme yeteneğinin, çok açılı gözlemleme yeteneğinin en büyük destekçisi ve gelişimine en büyük katkı yabancı dil öğrenmektir. Yabancı dil mutlaka ve mutlaka öğrenin. Bu yazıyı okuyana kadar hali hazırda 1 yabancı dil biliyorsanız; 1 veya 1 kaçıyla yetinmeyip daha fazlasını öğrenebilmek için kendinizi cesaretlendirmeniz ve eğitmeniz gerekir. Hafıza, durumsal farkındalık, olay çözümleme gibi beyninizin survival anında en çok ihtiyaç duyacağı yetenekleri geliştireceği gibi çoklu kültürleri tanıma, eşleştirme, sosyal bilinç ve sosyal iletişim kurabilme yeteneklerinizi de güçlendirecektir. Doğada tek dil konuşan canlı yoktur. Canlıların ya konuşma yeteneği vardır ve 1den çok dil öğrenebilirler, algılayabilirler ya da hiç konuşamazlar. Anadilinizi biliyorsanız, başka dil de öğrenebilirsiniz. Alzheimer hastası olan insanlarda tanıma, eşleştirme, sosyal bilinç ve sosyal iletişim yetenekleri köreldiği için durumsal farkındalık ve olay çözümleme yetenekleri de çöker.
Hafıza, durumsal farkındalık, olay çözümleme, tanıma ve eşleştirmeden bahsettim. Bunlar hali hazırda kimyasal 1 çorba olan beyninizin ve sinir sisteminin darbe, travma, hipoksi, zehirlenme, dehidrasyon, hipotansiyon, malnutrition (beslenme eksikliği/yetersiz beslenme) gibi etkenler sonucunda kaybolması ve ortadan kalkması kişinin saçmalamasına, tutarsız ve yetersiz hareketlerde bulunmasına, gerçeklik ile bağının ortadan kalkmasına, halüsinasyon görmesine sebep olacaktır. Bu noktada paylaşabileceğim en iyi örnek Körfez Savaşı sırasında birliğini kaybeden Chris Ryan (British SAS, İngiliz Özel Kuvvetler) olacaktır. Irak’dan kurtulmak için sırtında yaklaşık 40 kilogramlık çanta ile 8 gecede 300 kilometreden fazla yolu yaya olarak, peşindeki Iraklı askerlerden, Suriyeli sınır muhafızlarından ve çöl eşkıyalarından kaçınarak (Escape & Evasion, Kaçma ve Kaçınma) kat ederken, az önce belirttiğim zihnin sağlıklı çalışmasına engel olan her durumu (susuzluk, fizyolojik yorgunluk, açlık, aşırı kalori kaybı, korku ve dehşet, yaralanma, radyasyona maruz kalma vb…) had safhada yaşayıp bunun sonunda uyku dışı rüya görme, halüsinasyon ve çıldırma noktasına gelmiş olmasına rağmen, cebinde taşıdığı nane şekerlerine tutunarak (yukarıda bahsettiğim mental key) müdacelesine devam edebilmiştir. Savaşta birliğini kaybetmiş, düşman hatlarının gerisinde kalmış, düşman ülkede ülke çapında ve komşu ülkelerde aranan yaralı 1 askerin, hipotermi ve fizyolojik yorgunlukla baş ederken, ayak parmaklarını frosbite yüzünden kaybetmişken, FUBAR durumunda (Tanımlanabilirin ötesinde başının dertte olması) ve hala kaçmaya devam ederken mücadaleyi bırakmamasının ve mücadaleyi kazanmasının nedeni mental ve fiziksel yapısıdır. Bu kaçış sırasında ilk bulduğu su birinkintisinin radyoaktif olduğunu bilmeksizin suyu içtikten, ağzı ve sindirim sistemi yandıktan ve frosbite yüzünden ayak parmaklarını kaybettikten sonra ellerinde siyah eldivenlerinin olduğunu unutarak, eşleştirme ve tanımlamayı kaybederek, gerçeklik ile bağı koparak ellerinin yanarak kömür olduğunu ve bu yüzden simsiyah olduğuna inanarak kaçmaya devam etmiş. Bu denli hırpalanmış, sona yaklaşmış, aciz durumda bile insanoğlu mücadaleye devam edip, mücadaleyi kazanabiliyorsa, yukarıda bahsettiğim faktörlerin etkisini lütfen 1 kez daha gözden geçirin.
-
İşte bu faktörler ve kendinize kazandıracağınız eğitimler sayesinde insan zihninin cıvıtmasının ve oyunlar oynamasının önüne geçebilirsiniz. 1 Büyük Ağrı Dağı (5137metre) tırmanışımı bilirim ki; fizyolojik yorgunluk, dehidrasyon ve hipoksi etkisiyle kafamın içinde en nefret ettiğim şarkıları ve reklam jinglelarının en dayanılmaz versiyonlarını bozuk plak gibi dinleyip durdum. Dünyanın en kötü radyosunu kapatamadığınızı ve 3-4 gün boyunca 24 saat aralıksız dinlediğinizi düşünün. İşte o radyoyu kapatma düğmesi yukarıda ve aşağıda yer alan etkenlerdir.
Bunların dışında zehir gibi anatomi bileceksiniz, bilmek zorundasınız. Hayatta kalmayı öğrenmek, başarmak istiyorsanız tıp fakültesi 6. sınıfı öğrencisi kadar anatomi bileceksiniz. Bunun kaçarı, kolayı yok ne yazık ki. Anatomi bilmek zorundasınız. En az eczacı kalfası kadar da farmakoloji bilmek zorundasınız. Hangi ilaç hangi kimyasal maddeleri içerir, hangi kimyasal maddeler ne işe yarar, hangi ilaç nerede çözülür, nasıl emilir, nasıl kullanılır, hangi durumlarda kullanılır bilmek zorundasınız.
Aynı şekilde tıbbi müdahale çok çok iyi bilinmeli. Sütur atmayı, arter kanaması durdurmayı, ödem durdurmayı, kalp masajını, sunni tenefüsü, şok anında ve şok sonrasında müdahaleyi, kırık tedavisini, pansumanı, muayeneyi çok iyi öğrenmelisiniz. Bunlar ehliyet almak için ezberlenilen sığ ve kısır bilgilerle sınırlı kalmamalı ve gerçekten hakkıyla öğrenilmeli ve uygulanabilmelidir. Amaç açık batın abdominal ameliyatı yapmak değil ancak zifiri karanlıkta 2 göz kapalı dikiş atabilecek bilgiyi, deneyimi ve cesareti kazanmalısınız.
İçinde bulunduğunuz ya da seyahat edeceğiniz ülkenin, coğrafyanın sağlık koşullarını çok çok iyi bilmeniz gerek. O bölgenin, o coğrafyanın ateşli hastalıklarını, salgın hastalıklarını önceden araştırmış, bilmiş olmanız şarttır. Sıtma olan memlekete giderken önlem almayıp "beni de Allah korur inşallah" derseniz; Allah korumaz kardeşim. Evet, Avustralya, Yeni Zelanda, İzlanda ve Japonya’da kuduz ve sıtma yoktur ancak Kuzey Afrika ve Orta Doğu’nun her köyünde, kasabasında kuduza rastlayabilirsiniz. Afrika’da ise korunmadığınız takdirde sıtmaya yakalanmamak için de üst üste düşeş atmanız gerekir.
Bütün gün bıçakla, demirle, çelikle, testereyle, baltayla uğraşan insanlarsınız. Artık tetanos aşınızın olmaması; kampa, doğaya giderken hepatit aşılarınızın olmaması kabul edilebilir durumlar değildir.
Türkiye'de zehirle mücadale yoktur. İnsanı örümcek, akrep, yılan sokar. Zehir konusunda uzman hastane, doktor, araştırma olmadığı gibi ön tanımlı 1 tedavi yöntemiyle karşılaşmanız, sayısal lotoyu tutturmanızdan daha düşük olasılıktır. Başınıza gelebilecek muhtemel tedavi yöntemi sağlık ocağında dekort ile kortizon karıştırılıp kalçadan enjekte edildiğinde vücudunuzun zehri yenip, torun torba sahibi olacağınız günlerinizi görebilmek için sancılar ve ağrılar içinde dua etmek olacaktır. Zehirli canlılara karşı önleminizi peşinen alın ve sağlık kuruluşlarına net ve açık ifadaler ile başvurun. Anadolu’da zehirli örümcek, akrep ve yılan türlerinin yaşadığını, Türkiye’nin denizlerinde vatoz, iskorpit, mercan gibi zehirli deniz canlılarının bulunduğunu asla aklınızdan çıkarmayın. Bu konu hakkında hali hazırda 1 çalışma hazırlıyorum ve tamamladığımda forumda da paylaşmak istiyorum.
Ayağınıza tam oturacak ve benimseyeceğiniz 1 bot, bıçağınızdan bile önemlidir. Botun 1. görevi ayağınızı korumak, adımlarınızı sağlama almak olmalıdır. Eldiven kullanarak iş yapmayı öğrenmelisiniz ve zihniniz 1 şeye dokunmadan önce elinizde eldiven olup olmadığını kontrol etmeye programlanmış olmalıdır.
Emektar yol arkadaşımız, vazgeçilmezimiz, bıçağımıza geldik. Bowie Knife’ın ortaya çıkış hikayesine bakacak olursanız Jim Bowie denilen herif sahtekarın teki de olsa bunun 1 ihtiyaç sonucunda ortaya çıktığı kanısına varırsınız. Ancak Bowie Knife, Avrupa’dan yeni kıta Amerika’ya taşınırken kompozisyonu değişmiş av bıçağı/satır sentezinden başka 1 şey değildir. Çok sevdiğiniz, araba taksidi kadar para ödediğiniz bushcraft bıçağınızı lüzumlu lüzumsuz her işte kullanarak kesmek, yontmak, şekil vermek yerine taş, sopa, çakıl ve kum kullanmayı öğrenmelisiniz. Doğada matkap yerine taş ve çubuk/sopa, eğe ya da zımpara yerine çakıl taşı ve kum kullanmayı öğrenmelisiniz. Batoning külliyen saçmalıktır! Bear Grylls denilen (ben sordum, evet SAS'da kantinciymiş) şarlatan tarafından uydurulmuş 1 saçmalıktan ötesi değildir. Hangi arkeolojik kazı alanında böyle 1 örneğe rastlanmış, dünyanın hangi kabilesi, dünyanın neresinde böyle 1 yönteme başvurmuş, akıl alır gibi değil. Bıçağın ensesine odunla vurarak kütük yarmak yerine, onbinlerce yıldır uygulandığı gibi pekala 1 taş kullanarak bunu başarabilirsiniz. Bıçağınızla ne alıp veremediğiniz var ? Dayanımından şüphe edilmeyecek ve yanınızdan asla ayırmayacağınız 1 bıçağın yarma fonksiyonu hepsinden önemlidir. Yarma fonksiyonunu başarıyla yerine getirebilecek bir bıçağın aynı zamanda satırınız, çekiciniz, baltanız, testereniz olması gerektiğini, hatta kaza sonucu sıkışmış 1 aracın kapısını levye gibi kullanarak açarken zamana karşı yarışacağınızı, bunu da 2 santimetre genişliğinde 10 santimetre bıçak ağızına sahip “bushcraft bıçağı” ile yapmanızın mümkün olmayacağını unutmayın. Bıçağın geometrisinden daha önemli olanı malzemenin et kalınlığı, genişliği ve ağırlığıdır. Hafif ve narin bıçaklar size hafif işlerde, ağır bıçaklar iyi günde olduğu kadar kötü günde de hizmet edecektir.
Bu noktada paracord bilekliklere ve bıçak/balta sapına paracord sararak yanınızda taşıma alışkanlıklarınıza son vermeniz gerektiğini belirtiyorum. Dünyanın en sağlam ama en sağlam dağcılık ipleri bile (11~12mm çapında 35KN kopma direncine sahip statik iplerden bahsediyorum) en sağlıklı ve en korunaklı koşullarda ancak 5 yıl muhafaza edilebilir. Kullanılan, tırmanış görmüş geçirmiş 1 ipin ömrü ancak 3 yıl olabilir. Sıklıkla kullanılan 1 kangal ip ise 1 yıl kullanıldıktan sonra çöpe gidecektir. İpi öldüren en önemli etken düğüm atılmasıdır. Yanlış atılan, sıkan düğümler ipin kendi kendini boğmasına ve sıkmasına, bu da ipin kullanılmaz hale gelmesine neden olur. Alpinismde kullanılan iplerin 1/10u kadar dahi dayanımı olmayan paracord ise bu denli taaruzlara karşı koyabilecek yapıda değildir. Paracord, evet adı üzerinde paraşüt ipidir ancak atlayış sırasında ağırlığı taşıyan paraşütün ipleri değil, paraşütün kayışlarıdır bunlara da perlon denir. Ard arda sıkı sıkı cobra knot atılarak bileklik haline getirilmiş paracord, söküldüğünde çamaşır ipi olarak hizmet etmekten öteye geçemeyecektir.
Kullandığınız malzemenin yapısını, limitlerini bilin.
Ayrıca yarım kazık, tam kazık, açık sekizli, kapalı sekizli, camadan, balıkçı, prusik, klemheist gibi en önemli düğümleri öğrenin ve zor koşullarda, ellerinizde eldiven varken hatta zamana karşı yarışarak atabilir hale gelmeye çalışın.
Bulunduğuz lokasyonun adetlerini, göreneklerini iyi bilin, iyi gözlemleyin. Asla ve asla ukalalık yapmayın, saygısızlık etmeyin. Lokal insanların lafını dinleyin, hem de az konuşun çok laf dinleyin. “Evladım o tarafa gitmeyin, öbür tarafa gidin” deniliyorsa, o tarafa gitmemelisiniz. Vardır orada 1 melanet. Lady gaga gibi giyinilerek ya da futbol formasıyla kampa gidilmez. İşaret, bayrak, sembol, resim, tuhaf tuhaf komik üniversiteli genç tşörtleriniz de üzerinizde olmamalıdır. İşler kızıştığında elinize cetvelle vurulmasından daha kötü şeylerle karşılaşabilirsiniz. Bu noktada 1981 yapımı Walter Hill’in yönettiği Southern Comfort ve 1972 yapımı Deliverance ibret alınması, örnek teşkil etmesi gereken filmlerdir. Kamp için gideceğiniz köy ya da kasaba kuduz salgını nedeniyle tecrit edilmiş olabilir. Bunlar 2016 yılının Türkiyesi’nde çok sık rastlanan durumlardır. 2015 yılından 200’den fazla köy ve kasaba kuduz salgını nedeniyle tecrit edilmişti. Bu tecriti ne GPS’den, ne gazeteden ne de internetten öğrenemezsiniz. Ancak köy kahveleri böyle durumların haberalma örgütleridir. İnsanlara karşı sempatik ve saygılı olduğunuz sürece destek ve yardım görürsünüz, korunup kollanırsınız. İnsanlara kendinizi tanıtmaktan çekinmeyin. “Bizde de şu var, bu var” diyerek dış dünyadan olduğunuzu karşınızdaki insanlara her cümlede anımsatmak yerine 1 süreliğine dahi olsa o insanların dünyasına girmiş ve saygı duyulduklarını gösteren tavırlar içinde olun. Tekrar ediyorum, asla ukalalık yapmayın.
KISS – Keep It Simple Stupid. Olayları, durumları, hareketlerinizi, aksiyonlarınızı mümkün olduğunda karmaşıklığa yer vermeden basit tutmaya çalışın. Zor anlarda basitlik hayat kurtaracaktır.
Harita okumayı, orienteeringi, navigasyonu çok iyi bilmelisiniz. Ne yazık ki Global Positioning Satellite Systems’Iı ya da parçalarını akıllı telefonlarda ücretli ya da ücretsiz olarak kara kaşımızın kara gözümüzün hatırına kullanmıyoruz. Bunlar çok yüksek maliyetlerle oluşturulmuş uzay araştırma ve havacılık sektörüne yönelik sistemlerdir, askeri mercilerin ve hükümetlerin kontrolünde kullanılır. İkinci dünya savaşının sona ermesinden sonra Batı Dünyası’nın her teknolojiyi sivilleştirerek mali kaynak yaratmaya çalıştığı gibi, GPS ve bağlı sistemleri de uzay araştırmaları, havacılık ve savunma sanayine fon oluşturabilmek için sivilleştirilerek piyasaya sürülen ürünler ve hizmetlerdir. Akıllı telefonunuzun navigasyon uygulamasının, hatta Garmin, Magellan gibi dünyanın parasına kıyıp satın aldığınız GPS aygıtlarının afet, savaş, yıkım, kıyım gibi bu yazının konusu olan şartlar altında kullanamayacağınızı, sivil servislerin, servis sağlayıcı tarafından süreli ya da süresiz olarak kapatılacağını unutmayınız. Katrina Kasırgası sırasında ABD’nin güneydoğusunda tek bir sivil GPS aygıtı dahi kullanılamazken arama kurtarma ve askeri personel teoride bu servisleri kullanabiliyordu ancak pratikte Kasırga’nın manyetik ve meteorolojik etkileri nedeniyle tamamen kullanılmaz haldeydi. Üstelik sağlıklı koşullar altında bile GPS verisine güvenerek yola çıkmak büyük kayıplara mal olabilecektir. Garmin ekranında nehir olarak gördüğünüz 1 lokasyon gerçek dünyada karşınıza kurumuş dere yatağı olarak çıkabilecek, köy ya da kasaba olarak yerini belirlediğiniz bir lokasyon ise 1 çoban barakası ve ağıldan ibaret olabilecektir. Tanımlara çok güvenmeyin. Eski usül harita, pusula, hatta sextant kullanmayı bilmelisiniz. Yön bulmayı, rota oluşturmayı, yıldızlardan, güneşten, rüzgar yönünden, sahil çizgilerinden, kaya oluşumlarından, coğrafi özelliklerden faydalanmayı çok ama çok iyi bilmelisiniz. Baktığınız anda açık adres okuyan posta idaresi memuru gibi topografi haritaları okumayı, hesap makinesi kullanmadan ancak mümkünse kalem kağıt kullanarak UTM hesaplamayı bilmelisiniz. Bu konu hakkında ilerde detaylı 1 başlık açarak teorik bilgileri pratiğe dökebileceğiniz biçimde paylaşmak istiyorum.
Telsiz kullanmayı, fiziksel erişiminiz olmayan noktalar ile haberleşmeyi öğrenmelisiniz. Radyo frekanslarını, telsiz frenkanslarını kullanmayı bilmelisiniz. Gerektiği takdirde yurtiçi ve yurtdışı kaynaklara ulaşabilecek derecede radyo/telsiz kurulumuna ve deneyimine sahip olmalısınız. Günümüzde kimsenin varlığını anımsamadığı analog sabit telefonların çalışma prensiplerini, analog telefon hatlarını kullanmayı, analog telefon ve telgraf hatlarının taşıdığı elektriği kullanmayı bilmelisiniz. NATO alfabesini ve denizcilik bayrak ve sembollerini kullanmayı bilmelisiniz. Uluslararası ve bağımsız yardım kuruluşlarının başvuru frekanslarını, erişim noktalarını, sağladıkları hizmetleri önceden bilmelisiniz.
Bilmiyorsanız yüzme öğrenmelisiniz ve öğrenmek zorundasınız. Taklamakan Çölü’nün en kuru noktasında da yaşasanız yüzmeyi bilmek zorundasınız. Taşıtların ve binek hayvanlarının olmadığı koşullarda dere, nehir, göl, deniz geçmek zorunda kalacağınız yadsınamaz 1 gerçek olduğu kadar, okyanus ve deniz kazalarından kurtulma olasılığınız yüzme bilginizle doğru orantılıdır. Hayatınız boyunca göl, deniz ve okyanus ile karşılaşmadığınızı ve bundan sonra da karşılaşmayacağınızı düşünüyorsanız; size yaşadığımız gezegenin %79’unun yüzey suları olduğunu ve daha iyi gözlem yapmanızı anımsatmak isterim. Üstelik, dediğim gibi çölün ortasında da yaşasanız; yüzmeyi öğrenmek size denge, duruş, koordinasyon, nefes kontrolü, çok yönlü hareket kabiliyeti ve çeviklik kazandıracaktır.
Her kuşun eti yenmez, her ağaç yakılmaz (porsuk ateşi başında heyezan getiren insanlarlarla hiç tanıştınız mı ?) her su içilmez. Adam youtube videosunda çengelköy hıyarı yer gibi kıtır kıtır çiğ kabak yiyor, sorsan Türkiye'nin en baba doğa adamı... SAT eleme kurslarında Riva bostanlarında çiğ kabak yiyen SAT komandolarına 1 sorun bakalım, çiğ kabak neymiş, ne değilmiş. Her yeşilden salata, her gönülden tatava olmaz arkadaşım. Sonra parazit tedavisiyle, zehirlenmeyle uğraşır durursunuz. Televizyonda her gördüğünüze inanmayınız, Uçan Adam Sabri de uçmuştu değil mi ?
Steroidden, uyuşturucudan uzak duracaksınız ve işte bunların kesinlikle affı, geri dönüşü yok. 1 nefes dahi olsa bulaştığınız zararlı kimyevi ya da organik madde sizi öbür taraftaki randevularınıza daha da yaklaştıran zehirler olacaktır. Chris Ryan o kadar kafayı üşüttükten sonra kafayı toparlayıp kurtulmuştu, değil mi ?
Olayları olduğu gibi, varsayımda, çıkarımda bulunmadan, coğrafi, siyasi, meteorolojik koşullar önünde tahlil edin. Türkiye'de üst geçitten geçerken kamyon kasası tarafından öldürülme riskiniz ABD'de üzerinize kahve dökülüp yanarak ölme riskinden yüksektir. Hayal görmek yerine gerçekçi olun.
Kobe Depremi’ni yaşamış, tecrübe etmiş insanlarla görüştüm. Gölcük, Yalova, Erzincan Depremlerinden hayatta kalan insanlar ile görüşün, konuşun. Deneyimlerini paylaşmalarını isteyin. Youtube bushcraft videolarından çok daha farklı ve çok daha elle tutulur şeyler anlatacaklardır. Barış Gücü kapsamında Arnavutluk, Kosova, Bosna Hersek'de bulunanlar, o savaşı, yıkımı, soykırımı yaşamış, görmüş olanlar sizlere gerçek hayatta kalmanın ne olduğunu anlatabilecek insanlardır. Doğada gerçekten yaşam mücadalesi veren insanlar ile bunları konuşun, ilgilenin, öğrenmeye ve anlamaya çalışın. Kendi tecrübelerinizi, kararlarınızı gözden geçirin. Her konuşanın, herkesin lafına da kulak asmayın, mantık süzgecinizden geçirin. Savaşçı dediğimiz insanlar 1 yerlere ulaşıp, orada 1 takım işler yaptığında dünyanın 1 bölümünde ya da tamamında tarihi değiştiren olaylar meydana gelir. youtube kahramanları gibi “please subscribe and hit the like button” diye sona ermez o işler. Ancak bu tamamen başka 1 yazının ve başka 1 başlığın konusudur.
Var olan ile idare etmeyi, her türlü imkanı son zerresine kadar kullanmayı öğrenmeli ve alışkanlık haline getirmelisiniz. Inuitler, eskimolar karaya vuran balinaların ve avladıkları hayvanların kemiklerinden eşya, silah, mobilya ve alet edevat yapıyorlar. "Bu ne lan bildiğin Pril bidonu lan bu" dediğim bidondan Kanada'da köyde herif kızak yapmış; önde geyik, bidonun üzerinde oğlu, kızakla oğlunu çektiriyor. Yeminle Pril bidonu. Okyanusun karaya vurduğu bidonu kullanıp ondan taşıt yapmış adam. Adamın yaşadığı coğrafya o kadar verimsiz, o kadar da sapa ve ulaşılmaz ki; okyanusun kıyıya vurduklarını toplayarak hayatta kalıyorlar. Bu arada denizlerimizi ve doğayı kirletmeyelim arkadaşlar.
İmkanınız varsa evcil hayvan besleyin. Bu size hem sorumluluk almayı öğretecek, hem olası 1 durumda karşılaşabileceğiniz 1 yaban hayvanının ya da sahipsiz evcil hayvanın davranışlarını, duruş ve kompozisyonunu okumanızı öğretecektir. Hem de başta hayvanlar olmak üzere tüm canlılar ile geçinmeyi, 1 arada yaşamayı öğretecektir. Mutlaka köpek şart değil ancak günü geldiğinde sizi, ailenizi ve mülkünüzü savunacak 1 köpek, ya da sırtında sizi taşıyabilecek 1 binek hayvanı, ankara kedisinden daha mantıklı tercih olacaktır. Apartman dairesinde kümes ya da ağıl kurmanız imkansızdır ancak günü geldiğinde 1 ailenin en azından 1 öğünlük gıdasını karşılayabilecek canlı balık akvaryumu doğru 1 tercih olabilecektir.
Bushcraft; tarzancılık oyunudur, ben de keyifle ve severek oynarım ancak bunun hayatta kalmama en ufak 1 etkisinin ya da desteğinin olmayacağını bilerek oynarım. Finli 10 yaşında sapsarı veletler koca koca huş ağaçlarını 2-3 dakikada kütürt diye gözünüzün önünde indirdiğinde; bushcraft nedir, ne değildir diye oturup düşünmenin sırası gelmiştir. Üstelik bu çocuklar -20 derecede ayaklarında bot, çizme olmaksızın yalnızca keçe çorap ile bu işi yapıyorlar. Yukon’da çıplak elle somon avlayan çocukları gördünüz mü ? Görememiş olabilirsiniz, çünkü youtube kanalları yok. Finlandiya'da 10 yaşında çocuklar tahtakale esnafı gibi oturup sabahtan akşama kadar kuksa yapıp satıyorlar. bu o çocukların cep harçlığı ancak o çocuk büyüdüğünde eli her işe yatkın, sorumluluk sahibi insanlar oluyorlar. Kuksa’yı instagrama koyarak like toplamak değil o çocuğun amacı.
Hayatta kalma gerçeğini, hayatı idame ettirme prensiplerini 1 arkadaşınız, kardeşiniz, ağabeyiniz olarak anlatmaya çalıştım. Denizanası ya da salmonella bakterisi değilsek; gün gelecek 1 gün hepimiz öleceğiz ancak amacımız o güne kadar duvara en fazla çiziği sağ sağlim atabilmek. İkinci dünya savaşının en korkulan generali, savaştan sonra at arabasının altında kalıp ölüyorsa; Sovyetler Birliği yıkılmadan önce ve sonrasında Rusya'nın her savaşında, her cephesinde çarpışmış, kendi deyimleri ile "Rusyanın en büyük halk kahramanlarından biri" Moskova'nın göbeğinde güpegündüz motosiklet kazasında ölüyorsa; ve ben yine 1 arkadaşınız, kardeşiniz, ağabeyiniz olarak; 4 deniz kazası, 1 uçak kazası, sayısız dağcılık kazası, sayısız trafik kazası, sayısız zehirlenme, 2 kez hipotermi ve annemi üzebilecek daha pek çok elem, keder, dert yaşadıktan sonra; ve ömrü hayatında afet, yıkım, kıyım, hastalık, savaş, soykırım görmüş; hatta bu koşullar altında çalışan ve çalışacak sivil ve resmi personele eğitim veren 1 kişi olarak şunu da belirtiyorum ki;
- Öldürmeyen Allah öldürmüyor,
- Allah sıralı ölüm versin,
- Ve alnımızda ne yazıyorsa o...
okuduğunuz için teşekkür ederim.
-
Paylaşımınız için çok teşekkürler. Sunabileceğiniz bilgileri olabildiğince iyi ve çok alabilmemiz için bir kategorizasyon önerim var.
Teşpih yapıyorum, kusuruma bakmayın. Bu içeriğin bütününün üniversite mezuniyeti olsa siz mezuniyet töreninde konuşulabilecek gibi, ufukta olabilenleri, mezunların eriştiği seviyede en güzel hissedilebilecek gibi özetlemişsiniz. Bunların tümünü bilmek ve başarmak bir insan için çok önemli bir başarı olabilir. Ancak tümünü bir kerede ve kademelendirmeden, tek bir öbek halinde ortaya dökmek yerine insanları adım adım geliştirmek için bu konudaki bilgileri sınıflandırmanın faydalı olabileceğini, kolaydan başlamak ile insanların bu konuda ilerleyebileceğine dair olan inancının da öğrenmeyle birlikte gelişebileceğini ve tecrübeyle sindirişinden sonra bir üst detaylılığı, karmaşıklığı daha iyi hazmedebileceğini düşünüyorum.
Örneğin, bir telefonun çalışma prensibini öğrenmek ile yüzmeyi bilmenin bir sıralamasını yapmak gereklidir. Bu sayede en temel eksikleri hâlâ ortada olan kişinin, daha temel bilgileri almamışken çok teknik detaylara girmekten dolayı kendisinin zirveye yaklaşmış olduğunun sanması önlenir, belki nispeten daha kolay öğrenebileceği şeyler önce öğretilmiş olur, yada belki nispeten daha yaygın bir ölüm riskine karşı önceden çalışılmış olur.
Yani esasen her bilgiye açız ve sizin bilginizi de aynen pervasızca sömürmek, kapmak isteriz. Bunu daha da verimli yapmak için çorba, ana yemek, tatlı sıralamasının olması bu amaca da hizmet edeceğinden tabaklarımızı hem daha çok boşaltıp hem de tüm yemeğin tadına daha iyi varmak anlamında katkı sağlayacaktır.
-
Forum üyeleri olarak sokaktaki adama göre hayatı idame konusunda biz belki bir iki tık daha iyiyiz ama bir çok insanın, teknolojiye sırtını dönmemiş ve basbayağı okullarda coğrafyayı da iyi notlar alacak kadar okumuş da olsalar, kafalarını kaldırmadıkları o cep telefonlarında bir harita uygulaması dahi bulundurup kullanmadıklarını, yer, yön tarifi yapamadıklarını, kitaplıktaki hangi kitabı kast ettiklerini dahi "üstten ikinci raftaki kırmızı kitap" gibi tarif edemeyip "Şu kitap, ya şu kitap işte anlamadın mı?" diye tarif ettiklerini görüyorum. Öncelikle insanların eksiklerinin ne kadar vahim olduğunu onlara göstermek, ne kadar basit, ne kadar akla gelmez hatalara düştüklerini, ne kadar tedbirsiz oolduklarını göstermek gerek. Yoksa böyle kıymetli bilgilere bakıp burun kıvırabilecekleriini düşünecekler.
Geçenlerde Yoğurtçu parkında kulaklıkla müzik dinleyen üniversiteli bir kız parkın içinde bir kamyon tarafından ezildi. Daha çevrenin farkında olma gereğini ihmal edebiliyoruz. Böyle çok büyük ama gündelik hayatta çok ihmal edilen hatalara karşı edinmemiz gereken bilince maalesef çok ihtiyacımız var.
Bu kadar temel hatalardan belki bahsetmek zorunda kalmak bile üzücü ama tüm kaliteli bilgiler yanında böyle bahsini etmek gerekeceğini bile düşünmediğimiz bilgileri de öncelikle kapsamamız gerekecek.
-
Hayatı idame ie ilgili paylaşımları bir iki başlık altına yığmak sanırım bilgileri tasnif açısından olsun, katılımın çokluğuna olanak vermesi açısından olsun kısıtlayıcı olacak. Belki Hayatı idame ile ilgili paylaşımlar için ayrı bir alan açmamız iyi olacaktır diye düşünmeye başladım.
-
Güven bey, zahmet edip yazmışsınız, bilgilerinizi paylaşmışsınız, teşekkür ederiz :2up
-
Okumak epey zamanımı aldı.
Güzel paylaşım :2up
Sefa Hocamın dedigi gibi; bu başlık ciddi bir başvuru kaynağı olacak yakında :)
-
İlk başta okumak gözümü korkutsada zevkle okudum. Teşekkür ederim. Ekleyeceğim tek şey iki ay gece gündüz kaçkarlarda çobanlık yapmış biri olarak. Doğada insanın en büyük yardımcısı iyi bir cins köpek hatta imkan varsa bir kaçtane. Ama şimdi sokaklarda başı boş açlıktan zayıflamış köpekleri görünce insanlığımdan utanıyorum. Saygılar.
-
Güzel paylaşım teşekkürler.
-
Bu gün yaylada bir çakmaktaşı buldum, akşamdan beri elimde demir parçalari uğraşıyorum ama nafile, dolaptan çıkardığım kupkuru pamuk parçasını bile tutuşturamadım. Doğada açık havada hele ki burasi gibi rakımın 1500metrenin üzerinde olduğu bir yerde önceden hazırlık yapmaksızın doğadan o anda temin edilen malzemelerle bu taşı kullanarak hiç kimsenin ateş yakabileceğini düşünmüyorum. Bi kere çelik seçiyo namussuz, inşaat demirini beğenmedi, rulmandan dövdüğüm su verirken çatlattığım bıçağı da beğenmedi, ortası makas çeliği yanlari demir olan san mai bıçağımın sırtını da beğenmedi. Halbuki bunlar hep karbon çeliği sayilir. Bunalarla yaptığım denemelerde ya hiç kıvılcım çıkmadı, yada çok cüzi miktarda kivilcim çıktı. En son eğe ile denemelere başladim, eğenin ön arka ve tırtıklı olan yan yüzünden de çok zayif kıvılcımlar elde ettim ama taş da baya deforme oldu, eğenin düz olan diğer yan kısmından ise süper kıvılcımlar çıkarmayi başardiysam da başta dediğim gibi bu kıvılcımlarla herhangi bir malzemeyi tutuşturabilmek çok zor. Şimdilik ellerim yara bere içinde kaldığı için ara verdim. Daha sonra birde piknik tüpü tutuşturmayi deneyeceğim, eğer tüpü tutuşturmayı becerebilirsem farklı malzemelerle kendimi geliştirmeye çalışacağım. Beceremezsem de daha işin başındayken bu sevdadan vazgeçeceğim.
-
Çelikten kıvılcım çıkarmanın iki sırrı var:
1. Çeliğin kıvılcım testinde çıkardığı kıvılcımlar. En işinize yarayacak kıvılcım resminin karşısındaki çeliği aramalısınız. Tercihim yeterince karbonu olan ve üzerinde taşıdığı gerilim çok olan çelik (yani su verilmiş haldeki çelik) olur. Yada çok düşünmeden kıvılcım testi sonucuna bakarak çeliği seçin, olsun bitsin. ;)
2. Çelikten parça koparabilecek kadar sert, keskin kenarlı ve bu kenarları bir çok çakma boyunca koruyabilecek bir taş.
-
https://vimeo.com/47355668 (https://vimeo.com/47355668)
Vözvölö karbon oranı yüksek çelik(Ör.1075 veya eğe çeliği) ve keskin bir çakmaktaşı yeterli. Kav olarak kömürleşmiş kumaş öneririm.
Taş parçası çelikten ufak parçalar koparacak şekilde çok ufak bir açıyla değmeli.
Yukarıdaki video belki yardımcı olur.
-
Çelikten kıvılcım çıkarmanın iki sırrı var:
1. Çeliğin kıvılcım testinde çıkardığı kıvılcımlar. En işinize yarayacak kıvılcım resminin karşısındaki çeliği aramalısınız. Tercihim yeterince karbonu olan ve üzerinde taşıdığı gerilim çok olan çelik (yani su verilmiş haldeki çelik) olur. Yada çok düşünmeden kıvılcım testi sonucuna bakarak çeliği seçin, olsun bitsin. ;)
2. Çelikten parça koparabilecek kadar sert, keskin kenarlı ve bu kenarları bir çok çakma boyunca koruyabilecek bir taş.
https://vimeo.com/47355668 (https://vimeo.com/47355668)
Vözvölö karbon oranı yüksek çelik(Ör.1075 veya eğe çeliği) ve keskin bir çakmaktaşı yeterli. Kav olarak kömürleşmiş kumaş öneririm.
Taş parçası çelikten ufak parçalar koparacak şekilde çok ufak bir açıyla değmeli.
Yukarıdaki video belki yardımcı olur.
+1000
Kav olarak kumaş kömürü en iyi sonucu veriyor. Çakmak taşını aşağı yukarı 45 derece açıyla tutmalısın. El alışkanlığı edinince tek çakışta bile tutuşturabilirsin.
Kesinlikle piknik tüpüyle deneme. Dışarıda bile yapsan sen kıvılcım çıkarıncaya kadar tüpten çıkan gaz havada birikecek, kıvılcımla birlikte yoğun bir ateşin ortasında kalacaksın. Çok tehlikeli.
-
Valla bekledim bekledim devamı gelmedi :(
Ben hala youtube'dan öğrenmeye devam ediyorum.
Bu çocuğu ve yaptıklarını gerçekten çok seviyorum. İçimde hemen çantayı alıp gitmek tutkusu yaratıyor :D
Neyse, yarın mesai var.
Emekliliğe kadar bir kaç yıl daha...
https://youtu.be/q9AoGc-OTCk
-
20 sayfada yazılanları bir oturuşta okudum :) çok faydalı bilgiler var, özellikle kutsal ve guven isimli kullanıcıların uzun yazıları ve diğer arkadaşların başlarından geçenleri tahlil etmek paha biçilemez.
Benim şu an bilmek istediğim şeyler ilk etapta,
Türkiye'de yaşayan
Hangi yılan ve böcekler çok zehirlidir?
Hangi canlılar işlendikten sonra bile yenmez veya yenmesi tavsiye edilmez? Niçin?
Bildiğim kadarıyla türkiye'de eti yenmeyen kuş yok. Bu doğru mu? (etinin tadının berbat olması ayrı bir konu :D )
Şimdilik bu kadar.
Eskiden mantarlara biraz merakım vardı ama ayırt etmenin zorluğu ve zehirli bir türün bir lokmasının karaciğeri iflas ettirmesi fayda/zarar hesabını tamamen tersine çevirdi ::)
Bir arkadaş egede yetişen yenilebilir bitkilerle iç anadolu'dakiler tamamen farklı demiş. Bırakın buraları, Tüm dünyaya yayılmış yabani otlar var, mesela en yaygın olan bildiğim kadarıyla, eskiden tohumlarına üfürdüğümüz hindiba ;) ilk önce bunları tanıyarak başlayabiliriz.
Tabi şunu unutmamak lazım, kalorisi neredeyse sıfır olan yeşil bitkilerle, böcekle, 1-2 tavşan veya kuşla gün geçmez. Bunlar evcil hayvanların olmadığı durumlarda kalori bakımından zengin yani tahıllar&baklagillere takviye olabilir.
-
forma üye herkes çok zor koşullar altında hayatını bir şeklide kurtarabilecek vaziyette. ama bu duruma hazırlıksız veya konu ile ilgilenmeye yeni başlamış benim gibi kişilerde var. insanın doğada tek başına kaldığında nasıl bir vaziyetle karşılaşacağını bence güven bey gayet net bir şekilde ortaya koymuş. ancak onun yazısında da nasıl problemlerle karşılaşılabilineceği konularında bilgiler var ama nasıl hazırlık yapılacağı hakkında bence yeterli bilgi yoktur.
bunun yanında şehirde işimizde evimizde yaşarken meydana gelen ani olaylarda (deprem, savaş gibi) ailemizi alıp şehri terk etmemizi gerektiren durumlarda ne yapmamız veya nasıl davranmamız gerektiği konularında bir acil durum planı hazırlama konusunda detaylı bir eğitim, hazırlık kitabı var mıdır? bu konularda yardımcı olabilir misiniz?
-
Aradığınız konularda Türkçe yazılı bir kaynak bulmak çok zor. Yabancı dil ile aranız iyiyse, İngilizce ulaşabileceğiniz kaynak çok fazla.
Amerikalılar bu konuda çok takıntılı ve çok geniş döküman bulmak mümkün.
"Bug Out bag", "72 hours bob", "72 hours bob preparing" şeklinde google araması yaptığınızda bol miktarda yazılı ve görsel kaynağa ulaşabilirsiniz.
-
Aradığınız konularda Türkçe yazılı bir kaynak bulmak çok zor. Yabancı dil ile aranız iyiyse, İngilizce ulaşabileceğiniz kaynak çok fazla.
Amerikalılar bu konuda çok takıntılı ve çok geniş döküman bulmak mümkün.
"Bug Out bag", "72 hours bob", "72 hours bob preparing" şeklinde google araması yaptığınızda bol miktarda yazılı ve görsel kaynağa ulaşabilirsiniz.
alet işler el övünür diye bir atasözümüz var. zor durumda gerekli ekipmanların, malzemelerin yanımızda olmasında tabiki büyük fayda var. ama bence "bug out bag" benzeri çantayı hazırlamak en kolayı diye düşünüyorum. dediğiniz gibi amerikalılar bu konuda detaylı şekilde kafa yormuşlar. onların yaptıklarını inceleyerek tükiyedeki yaşam koşullarına uygun olarak çanta düzenlene bilir diye düşünüyorum.
benim kafamı meşgul güven beyin yazısında belirttiği eden kişisel hazırlık kısmı. naçizane yazıdan anladığım kadarıyla birkaç başlık altında yazıyı tekrar etmek isterim.
1-genetik faktörler
2-fiziksel fitness
3-mental fitnes
4-hafıza ve çok yönlü düşünme
5-anatomi ve ilkyardım
6-coğrafya bilgisi
7-zehirlenme durumunda yapılacaklar
8-tırmanış bilgisi
9-harita bilgisi
10-telsiz ve iletişim bilgisi
11-bitkiler (hangisi yenilir, hangisi zehirli)
12-deneyim transferi (deprem zedeler, kazazedeler vb)
bu konularda nasıl olarak hazırlanabiliriz.
-
o kadar geniş bir konu ki bunlar, teknik bilgiler, kimya ve fizik bilgileri, coğrafya, anatomi, zooloji, bitkibilim, psikoloji, sosyoloji konularında bolca araştırma ve öğrenme yapmak gerekiyor. Kısacası kısa sürede hazırlanmak, hele ki birkaç kitap okuyarak olması bana pek mümkün görünmüyor. Burada yazarak anlatmak da pek kolay iş değil kendi adıma.
Fırsat buldukça kafanızda senaryolar oluşturup o durum içerisinde nasıl davranacağınızı, nelere ihtiyaç duyabileceğinizi, sorunları nasıl bertaraf edebileceğinizi kafanızda kurgulayarak mümkünse not almanız.
Biraz paranoyaklık gibi görünüyor ama hayatta kalanlar çoğunlukla paranoyak davranışlar gösterip kendini önceden hazırlayanlar olur.
-
haklısınız caner bey. kısa zamanda iki kitap okuyup iki video izleyerek öğrenilebilecek şeyler değil.