İlk günden beri paylaşılanları keyifle okudum

Henüz bir bıçak yapıp paylaşacak kadar bilgili değilim ve öğrenmeye devam ediyorum.
Ama bu konuda naçizane paylaşabileceğim birkaç şey olabilir.
Belki yazılanları tekrar ediyor olabilirim, gecenin bu saatinde gözümden kaçmış olabilir, kusuruma bakmazsınız inşallah

Öncelikle bushcraft ve survival'ın birbirinden farklı konular olduğunu düşünüyorum.
Onun için doğadan malzeme temin etmek yerine satın alanların eleştirilmesini çok doğru bulmuyorum. İki türlüsüne de saygı duyuyorum.
Ancak, velev ki survival şartları hasıl oldu, bushcraft'ı bilmenin kesinlikle fayda sağlayacağını, ama şartlar elveriyorsa hazırda var olan malzemenin öncelikli olarak kullanılması gerektiğini düşünüyorum. Bu düşüncemin temelinde de en kıymetli malzemenin "kendimiz (vücudumuz, enerjimiz, zamanımız ve moralimiz)" olduğu düşüncesi yatıyor. İlgilenen olursa konuyu daha da açabiliriz.
Fazla felsefe yapmadan gelelim paylaşmak istediğim tekniklere:
Doğada yön tayini için birkaç basit yöntem:
1. Ağaçların kuzeyi yosunlu olur.
2. Karınca yuvalarının ağzı güneye bakar.
3. Kutup Yıldızı binlerce yıldır insanlara yol gösteriyor ve insanoğlunun ulaşıp söndürebileceği veya rezidans yapabileceği bir yerde değil çok şükür. Çok basit şekilde beş dakikalık bir araştırma ile öğrenebilirsiniz. Göz aşinalığı oluşunca, Büyük Ayı, Küçük Ayı (görmekten mutlu olduğum yegane ayılar) veya kasiyopya ile uğraşmadan da tanıyabilirsiniz. Bulutlu bir havada küçücük bir yırtıktan görünse bile, bir dostu görmenin mutluluğunu yaşatır insana.
4. Temel kural; güneş doğudan doğar, batıya ilerler ve batıdan batar ve
(şu ana kadar ukalalık yaptığımı düşünüyor olabilirsiniz, biraz sabır),
Kuzey Yarım Küre için daima Güneyden ilerler. Yani, yere bir çubuk saplayıp, gölgesinin ucunu işaretledikten sonra, takribi 10-15 dakika bekliyoruz (takribi diyorum çünkü saatiniz varsa çubuğa da gerek yok, saat kullanarak yön tayinini başka zaman yazarım) ve bu süre içerisinde güneşin ilerlemesi nedeniyle kayan gölgenin ucunu tekrar işaretliyoruz. İşaretlediğimiz iki noktayı birleştirdiğimiz zaman güneşin ilerleme mihverini yani doğu batı hattını bulmuş oluruz. artık gerisi size kalmış

Doğada ne yenir ne yenmez konusu:
1. Eğer köy çocuğu değilseniz, ayrı bir bilim dalı veya yaşam tarzıdır (toplayıcı veya avcı-toplayıcı toplumlar meselesi). Ege'nin köy çocuğunu alıp İç Anadolu'ya getirdiğiniz zaman ne yiyeceği konusunda onunda bütün hayatını İstanbul'da geçirenden çok farkı kalmaz. Çok saygı duyduğum yazar Jared Diamond, "Tüfek, Mikrop, Çelik" kitabında Yeni Ginelilerin adalarında yetişen 70 kadar mantarı çok ince detaylarıyla tanıyıp, zehirlileri ayırt edebildiklerini anlatır. Yeni Gine florasında yaşayan bu esmer kardeşlerimizi, alıp Fransa'ya İtalya'ya falan getirsek, altın kadar değerli olan oronge, truffe mantarları doğru teşhis edebileceğinin garantisi yoktur. Hatta hayatta kalabileceğini de, bu işleri bilen hiç kimse garanti edemez. Haddim olmayarak, benzetmek gerekirse belki çeliklere suda, yağda veya havada su verilmesi gibi bir şey diyebiliriz. Yağda mükemmel sonuç veren bir çeliğin sudaki tepkimesinin farklı olması gibi bir şey yani.
2. Bunun için geliştirilmiş "Universal Edibility Test/Evrensel Yenilebilirlik Testi" diye basit olduğu söylenen ama toplamda eğer arada ölmediyseniz, yanlış hatırlıyor olabilirim ama 30-35 saat süren "otoriteler" (bunlar kimdir ve nasıl otorite olmuşlardır, tartışılır) tarafından kabul edilmiş bir yöntem vardır. Anlatması da çok uzun bir süreç olduğu için, sadece mantığını anlatayım; tabiri caizse "ucundan azıcık" şeklinde işler bu test. Gözüne kestirdiğin bitkinin azıcığını yok efendim koklarsın, sonra azıcığını cildine koyup onbeş dakika beklersin,bir şey olmadıysa dudağına sürüp beş dakika beklersin, bir şey olmadıysa azıcığını ağzına koyup çiğnemeden beklersin diye devam edip yutmaya kadar giden bir süreçtir. Bir kez bu testi denemişliğim vardır. Şiddetle tavsiye edilmez, iyisi mi en yakın karınca yuvasını, ağaç kurtlarını veya solucanları bulup yiyin daha az acı çekersiniz. Bu tip mahlukatı yemek konusunda, çoğunluk, yaptıkları akılda kalıcı olduğu için Bear Gyrlls'in yaptıklarını kendine örnek alır, ki kendisi eski bir İngiliz SAS komandosudur, yani eğitimlidir, ve o hayvanları yemek için milyon dolarlar kazanan bir şovmendir. Hafta sonu trekkinge gittiğinizde yılanın kafasını ısırarak koparmayı aklınızdan bile geçirememeniz, sizin gerektiğinde hayatta kalamayacağınız veya onun kadar iyi olmadığınız anlamına gelmez. "Allah kimseyi açlıkla sınamasın." diye bir söz vardır, sıradan bir insanın nasıl vahşi bir hayvana dönüşebileceğini burada anlatmam çok doğru olmaz, ama bu konudaki en kötü örnek And Dağlarındaki uçak kazasında yamyamlık yapan insanlardır. Bear Gyrlls demişken Serdar Hoca tarafında olduğumu da belirtmeden de geçemeyeceğim.
3. Doğada yön bulma kolayca öğrenilebilir bir husus olmasına rağmen, Şehirde yön bulma, biraz daha Allah vergisi bir iştir. Umarım Salim Bey beni yanlış anlamaz. Genelde sexist yaklaşımları hiç haz etmesem de, özellikle bayanların bu konuda erkeklere nazaran biraz daha kötü olduğu söylenir. Ama "ben hiç kaybolmadım" demek abartılı bir söylem olur kanaatindeyim. Evet bu bir itiraf
Umarım faydalı olmuştur bu küçük bilgiler. Bu yenilebilirlik testi ile ilgilenen olursa bir gün onu da yazarım.