İşte bu faktörler ve kendinize kazandıracağınız eğitimler sayesinde insan zihninin cıvıtmasının ve oyunlar oynamasının önüne geçebilirsiniz. 1 Büyük Ağrı Dağı (5137metre) tırmanışımı bilirim ki; fizyolojik yorgunluk, dehidrasyon ve hipoksi etkisiyle kafamın içinde en nefret ettiğim şarkıları ve reklam jinglelarının en dayanılmaz versiyonlarını bozuk plak gibi dinleyip durdum. Dünyanın en kötü radyosunu kapatamadığınızı ve 3-4 gün boyunca 24 saat aralıksız dinlediğinizi düşünün. İşte o radyoyu kapatma düğmesi yukarıda ve aşağıda yer alan etkenlerdir.
Bunların dışında zehir gibi anatomi bileceksiniz, bilmek zorundasınız. Hayatta kalmayı öğrenmek, başarmak istiyorsanız tıp fakültesi 6. sınıfı öğrencisi kadar anatomi bileceksiniz. Bunun kaçarı, kolayı yok ne yazık ki. Anatomi bilmek zorundasınız. En az eczacı kalfası kadar da farmakoloji bilmek zorundasınız. Hangi ilaç hangi kimyasal maddeleri içerir, hangi kimyasal maddeler ne işe yarar, hangi ilaç nerede çözülür, nasıl emilir, nasıl kullanılır, hangi durumlarda kullanılır bilmek zorundasınız.
Aynı şekilde tıbbi müdahale çok çok iyi bilinmeli. Sütur atmayı, arter kanaması durdurmayı, ödem durdurmayı, kalp masajını, sunni tenefüsü, şok anında ve şok sonrasında müdahaleyi, kırık tedavisini, pansumanı, muayeneyi çok iyi öğrenmelisiniz. Bunlar ehliyet almak için ezberlenilen sığ ve kısır bilgilerle sınırlı kalmamalı ve gerçekten hakkıyla öğrenilmeli ve uygulanabilmelidir. Amaç açık batın abdominal ameliyatı yapmak değil ancak zifiri karanlıkta 2 göz kapalı dikiş atabilecek bilgiyi, deneyimi ve cesareti kazanmalısınız.
İçinde bulunduğunuz ya da seyahat edeceğiniz ülkenin, coğrafyanın sağlık koşullarını çok çok iyi bilmeniz gerek. O bölgenin, o coğrafyanın ateşli hastalıklarını, salgın hastalıklarını önceden araştırmış, bilmiş olmanız şarttır. Sıtma olan memlekete giderken önlem almayıp "beni de Allah korur inşallah" derseniz; Allah korumaz kardeşim. Evet, Avustralya, Yeni Zelanda, İzlanda ve Japonya’da kuduz ve sıtma yoktur ancak Kuzey Afrika ve Orta Doğu’nun her köyünde, kasabasında kuduza rastlayabilirsiniz. Afrika’da ise korunmadığınız takdirde sıtmaya yakalanmamak için de üst üste düşeş atmanız gerekir.
Bütün gün bıçakla, demirle, çelikle, testereyle, baltayla uğraşan insanlarsınız. Artık tetanos aşınızın olmaması; kampa, doğaya giderken hepatit aşılarınızın olmaması kabul edilebilir durumlar değildir.
Türkiye'de zehirle mücadale yoktur. İnsanı örümcek, akrep, yılan sokar. Zehir konusunda uzman hastane, doktor, araştırma olmadığı gibi ön tanımlı 1 tedavi yöntemiyle karşılaşmanız, sayısal lotoyu tutturmanızdan daha düşük olasılıktır. Başınıza gelebilecek muhtemel tedavi yöntemi sağlık ocağında dekort ile kortizon karıştırılıp kalçadan enjekte edildiğinde vücudunuzun zehri yenip, torun torba sahibi olacağınız günlerinizi görebilmek için sancılar ve ağrılar içinde dua etmek olacaktır. Zehirli canlılara karşı önleminizi peşinen alın ve sağlık kuruluşlarına net ve açık ifadaler ile başvurun. Anadolu’da zehirli örümcek, akrep ve yılan türlerinin yaşadığını, Türkiye’nin denizlerinde vatoz, iskorpit, mercan gibi zehirli deniz canlılarının bulunduğunu asla aklınızdan çıkarmayın. Bu konu hakkında hali hazırda 1 çalışma hazırlıyorum ve tamamladığımda forumda da paylaşmak istiyorum.
Ayağınıza tam oturacak ve benimseyeceğiniz 1 bot, bıçağınızdan bile önemlidir. Botun 1. görevi ayağınızı korumak, adımlarınızı sağlama almak olmalıdır. Eldiven kullanarak iş yapmayı öğrenmelisiniz ve zihniniz 1 şeye dokunmadan önce elinizde eldiven olup olmadığını kontrol etmeye programlanmış olmalıdır.
Emektar yol arkadaşımız, vazgeçilmezimiz, bıçağımıza geldik. Bowie Knife’ın ortaya çıkış hikayesine bakacak olursanız Jim Bowie denilen herif sahtekarın teki de olsa bunun 1 ihtiyaç sonucunda ortaya çıktığı kanısına varırsınız. Ancak Bowie Knife, Avrupa’dan yeni kıta Amerika’ya taşınırken kompozisyonu değişmiş av bıçağı/satır sentezinden başka 1 şey değildir. Çok sevdiğiniz, araba taksidi kadar para ödediğiniz bushcraft bıçağınızı lüzumlu lüzumsuz her işte kullanarak kesmek, yontmak, şekil vermek yerine taş, sopa, çakıl ve kum kullanmayı öğrenmelisiniz. Doğada matkap yerine taş ve çubuk/sopa, eğe ya da zımpara yerine çakıl taşı ve kum kullanmayı öğrenmelisiniz. Batoning külliyen saçmalıktır! Bear Grylls denilen (ben sordum, evet SAS'da kantinciymiş) şarlatan tarafından uydurulmuş 1 saçmalıktan ötesi değildir. Hangi arkeolojik kazı alanında böyle 1 örneğe rastlanmış, dünyanın hangi kabilesi, dünyanın neresinde böyle 1 yönteme başvurmuş, akıl alır gibi değil. Bıçağın ensesine odunla vurarak kütük yarmak yerine, onbinlerce yıldır uygulandığı gibi pekala 1 taş kullanarak bunu başarabilirsiniz. Bıçağınızla ne alıp veremediğiniz var ? Dayanımından şüphe edilmeyecek ve yanınızdan asla ayırmayacağınız 1 bıçağın yarma fonksiyonu hepsinden önemlidir. Yarma fonksiyonunu başarıyla yerine getirebilecek bir bıçağın aynı zamanda satırınız, çekiciniz, baltanız, testereniz olması gerektiğini, hatta kaza sonucu sıkışmış 1 aracın kapısını levye gibi kullanarak açarken zamana karşı yarışacağınızı, bunu da 2 santimetre genişliğinde 10 santimetre bıçak ağızına sahip “bushcraft bıçağı” ile yapmanızın mümkün olmayacağını unutmayın. Bıçağın geometrisinden daha önemli olanı malzemenin et kalınlığı, genişliği ve ağırlığıdır. Hafif ve narin bıçaklar size hafif işlerde, ağır bıçaklar iyi günde olduğu kadar kötü günde de hizmet edecektir.
Bu noktada paracord bilekliklere ve bıçak/balta sapına paracord sararak yanınızda taşıma alışkanlıklarınıza son vermeniz gerektiğini belirtiyorum. Dünyanın en sağlam ama en sağlam dağcılık ipleri bile (11~12mm çapında 35KN kopma direncine sahip statik iplerden bahsediyorum) en sağlıklı ve en korunaklı koşullarda ancak 5 yıl muhafaza edilebilir. Kullanılan, tırmanış görmüş geçirmiş 1 ipin ömrü ancak 3 yıl olabilir. Sıklıkla kullanılan 1 kangal ip ise 1 yıl kullanıldıktan sonra çöpe gidecektir. İpi öldüren en önemli etken düğüm atılmasıdır. Yanlış atılan, sıkan düğümler ipin kendi kendini boğmasına ve sıkmasına, bu da ipin kullanılmaz hale gelmesine neden olur. Alpinismde kullanılan iplerin 1/10u kadar dahi dayanımı olmayan paracord ise bu denli taaruzlara karşı koyabilecek yapıda değildir. Paracord, evet adı üzerinde paraşüt ipidir ancak atlayış sırasında ağırlığı taşıyan paraşütün ipleri değil, paraşütün kayışlarıdır bunlara da perlon denir. Ard arda sıkı sıkı cobra knot atılarak bileklik haline getirilmiş paracord, söküldüğünde çamaşır ipi olarak hizmet etmekten öteye geçemeyecektir.
Kullandığınız malzemenin yapısını, limitlerini bilin.
Ayrıca yarım kazık, tam kazık, açık sekizli, kapalı sekizli, camadan, balıkçı, prusik, klemheist gibi en önemli düğümleri öğrenin ve zor koşullarda, ellerinizde eldiven varken hatta zamana karşı yarışarak atabilir hale gelmeye çalışın.
Bulunduğuz lokasyonun adetlerini, göreneklerini iyi bilin, iyi gözlemleyin. Asla ve asla ukalalık yapmayın, saygısızlık etmeyin. Lokal insanların lafını dinleyin, hem de az konuşun çok laf dinleyin. “Evladım o tarafa gitmeyin, öbür tarafa gidin” deniliyorsa, o tarafa gitmemelisiniz. Vardır orada 1 melanet. Lady gaga gibi giyinilerek ya da futbol formasıyla kampa gidilmez. İşaret, bayrak, sembol, resim, tuhaf tuhaf komik üniversiteli genç tşörtleriniz de üzerinizde olmamalıdır. İşler kızıştığında elinize cetvelle vurulmasından daha kötü şeylerle karşılaşabilirsiniz. Bu noktada 1981 yapımı Walter Hill’in yönettiği Southern Comfort ve 1972 yapımı Deliverance ibret alınması, örnek teşkil etmesi gereken filmlerdir. Kamp için gideceğiniz köy ya da kasaba kuduz salgını nedeniyle tecrit edilmiş olabilir. Bunlar 2016 yılının Türkiyesi’nde çok sık rastlanan durumlardır. 2015 yılından 200’den fazla köy ve kasaba kuduz salgını nedeniyle tecrit edilmişti. Bu tecriti ne GPS’den, ne gazeteden ne de internetten öğrenemezsiniz. Ancak köy kahveleri böyle durumların haberalma örgütleridir. İnsanlara karşı sempatik ve saygılı olduğunuz sürece destek ve yardım görürsünüz, korunup kollanırsınız. İnsanlara kendinizi tanıtmaktan çekinmeyin. “Bizde de şu var, bu var” diyerek dış dünyadan olduğunuzu karşınızdaki insanlara her cümlede anımsatmak yerine 1 süreliğine dahi olsa o insanların dünyasına girmiş ve saygı duyulduklarını gösteren tavırlar içinde olun. Tekrar ediyorum, asla ukalalık yapmayın.
KISS – Keep It Simple Stupid. Olayları, durumları, hareketlerinizi, aksiyonlarınızı mümkün olduğunda karmaşıklığa yer vermeden basit tutmaya çalışın. Zor anlarda basitlik hayat kurtaracaktır.
Harita okumayı, orienteeringi, navigasyonu çok iyi bilmelisiniz. Ne yazık ki Global Positioning Satellite Systems’Iı ya da parçalarını akıllı telefonlarda ücretli ya da ücretsiz olarak kara kaşımızın kara gözümüzün hatırına kullanmıyoruz. Bunlar çok yüksek maliyetlerle oluşturulmuş uzay araştırma ve havacılık sektörüne yönelik sistemlerdir, askeri mercilerin ve hükümetlerin kontrolünde kullanılır. İkinci dünya savaşının sona ermesinden sonra Batı Dünyası’nın her teknolojiyi sivilleştirerek mali kaynak yaratmaya çalıştığı gibi, GPS ve bağlı sistemleri de uzay araştırmaları, havacılık ve savunma sanayine fon oluşturabilmek için sivilleştirilerek piyasaya sürülen ürünler ve hizmetlerdir. Akıllı telefonunuzun navigasyon uygulamasının, hatta Garmin, Magellan gibi dünyanın parasına kıyıp satın aldığınız GPS aygıtlarının afet, savaş, yıkım, kıyım gibi bu yazının konusu olan şartlar altında kullanamayacağınızı, sivil servislerin, servis sağlayıcı tarafından süreli ya da süresiz olarak kapatılacağını unutmayınız. Katrina Kasırgası sırasında ABD’nin güneydoğusunda tek bir sivil GPS aygıtı dahi kullanılamazken arama kurtarma ve askeri personel teoride bu servisleri kullanabiliyordu ancak pratikte Kasırga’nın manyetik ve meteorolojik etkileri nedeniyle tamamen kullanılmaz haldeydi. Üstelik sağlıklı koşullar altında bile GPS verisine güvenerek yola çıkmak büyük kayıplara mal olabilecektir. Garmin ekranında nehir olarak gördüğünüz 1 lokasyon gerçek dünyada karşınıza kurumuş dere yatağı olarak çıkabilecek, köy ya da kasaba olarak yerini belirlediğiniz bir lokasyon ise 1 çoban barakası ve ağıldan ibaret olabilecektir. Tanımlara çok güvenmeyin. Eski usül harita, pusula, hatta sextant kullanmayı bilmelisiniz. Yön bulmayı, rota oluşturmayı, yıldızlardan, güneşten, rüzgar yönünden, sahil çizgilerinden, kaya oluşumlarından, coğrafi özelliklerden faydalanmayı çok ama çok iyi bilmelisiniz. Baktığınız anda açık adres okuyan posta idaresi memuru gibi topografi haritaları okumayı, hesap makinesi kullanmadan ancak mümkünse kalem kağıt kullanarak UTM hesaplamayı bilmelisiniz. Bu konu hakkında ilerde detaylı 1 başlık açarak teorik bilgileri pratiğe dökebileceğiniz biçimde paylaşmak istiyorum.
Telsiz kullanmayı, fiziksel erişiminiz olmayan noktalar ile haberleşmeyi öğrenmelisiniz. Radyo frekanslarını, telsiz frenkanslarını kullanmayı bilmelisiniz. Gerektiği takdirde yurtiçi ve yurtdışı kaynaklara ulaşabilecek derecede radyo/telsiz kurulumuna ve deneyimine sahip olmalısınız. Günümüzde kimsenin varlığını anımsamadığı analog sabit telefonların çalışma prensiplerini, analog telefon hatlarını kullanmayı, analog telefon ve telgraf hatlarının taşıdığı elektriği kullanmayı bilmelisiniz. NATO alfabesini ve denizcilik bayrak ve sembollerini kullanmayı bilmelisiniz. Uluslararası ve bağımsız yardım kuruluşlarının başvuru frekanslarını, erişim noktalarını, sağladıkları hizmetleri önceden bilmelisiniz.
Bilmiyorsanız yüzme öğrenmelisiniz ve öğrenmek zorundasınız. Taklamakan Çölü’nün en kuru noktasında da yaşasanız yüzmeyi bilmek zorundasınız. Taşıtların ve binek hayvanlarının olmadığı koşullarda dere, nehir, göl, deniz geçmek zorunda kalacağınız yadsınamaz 1 gerçek olduğu kadar, okyanus ve deniz kazalarından kurtulma olasılığınız yüzme bilginizle doğru orantılıdır. Hayatınız boyunca göl, deniz ve okyanus ile karşılaşmadığınızı ve bundan sonra da karşılaşmayacağınızı düşünüyorsanız; size yaşadığımız gezegenin %79’unun yüzey suları olduğunu ve daha iyi gözlem yapmanızı anımsatmak isterim. Üstelik, dediğim gibi çölün ortasında da yaşasanız; yüzmeyi öğrenmek size denge, duruş, koordinasyon, nefes kontrolü, çok yönlü hareket kabiliyeti ve çeviklik kazandıracaktır.
Her kuşun eti yenmez, her ağaç yakılmaz (porsuk ateşi başında heyezan getiren insanlarlarla hiç tanıştınız mı ?) her su içilmez. Adam youtube videosunda çengelköy hıyarı yer gibi kıtır kıtır çiğ kabak yiyor, sorsan Türkiye'nin en baba doğa adamı... SAT eleme kurslarında Riva bostanlarında çiğ kabak yiyen SAT komandolarına 1 sorun bakalım, çiğ kabak neymiş, ne değilmiş. Her yeşilden salata, her gönülden tatava olmaz arkadaşım. Sonra parazit tedavisiyle, zehirlenmeyle uğraşır durursunuz. Televizyonda her gördüğünüze inanmayınız, Uçan Adam Sabri de uçmuştu değil mi ?
Steroidden, uyuşturucudan uzak duracaksınız ve işte bunların kesinlikle affı, geri dönüşü yok. 1 nefes dahi olsa bulaştığınız zararlı kimyevi ya da organik madde sizi öbür taraftaki randevularınıza daha da yaklaştıran zehirler olacaktır. Chris Ryan o kadar kafayı üşüttükten sonra kafayı toparlayıp kurtulmuştu, değil mi ?
Olayları olduğu gibi, varsayımda, çıkarımda bulunmadan, coğrafi, siyasi, meteorolojik koşullar önünde tahlil edin. Türkiye'de üst geçitten geçerken kamyon kasası tarafından öldürülme riskiniz ABD'de üzerinize kahve dökülüp yanarak ölme riskinden yüksektir. Hayal görmek yerine gerçekçi olun.
Kobe Depremi’ni yaşamış, tecrübe etmiş insanlarla görüştüm. Gölcük, Yalova, Erzincan Depremlerinden hayatta kalan insanlar ile görüşün, konuşun. Deneyimlerini paylaşmalarını isteyin. Youtube bushcraft videolarından çok daha farklı ve çok daha elle tutulur şeyler anlatacaklardır. Barış Gücü kapsamında Arnavutluk, Kosova, Bosna Hersek'de bulunanlar, o savaşı, yıkımı, soykırımı yaşamış, görmüş olanlar sizlere gerçek hayatta kalmanın ne olduğunu anlatabilecek insanlardır. Doğada gerçekten yaşam mücadalesi veren insanlar ile bunları konuşun, ilgilenin, öğrenmeye ve anlamaya çalışın. Kendi tecrübelerinizi, kararlarınızı gözden geçirin. Her konuşanın, herkesin lafına da kulak asmayın, mantık süzgecinizden geçirin. Savaşçı dediğimiz insanlar 1 yerlere ulaşıp, orada 1 takım işler yaptığında dünyanın 1 bölümünde ya da tamamında tarihi değiştiren olaylar meydana gelir. youtube kahramanları gibi “please subscribe and hit the like button” diye sona ermez o işler. Ancak bu tamamen başka 1 yazının ve başka 1 başlığın konusudur.
Var olan ile idare etmeyi, her türlü imkanı son zerresine kadar kullanmayı öğrenmeli ve alışkanlık haline getirmelisiniz. Inuitler, eskimolar karaya vuran balinaların ve avladıkları hayvanların kemiklerinden eşya, silah, mobilya ve alet edevat yapıyorlar. "Bu ne lan bildiğin Pril bidonu lan bu" dediğim bidondan Kanada'da köyde herif kızak yapmış; önde geyik, bidonun üzerinde oğlu, kızakla oğlunu çektiriyor. Yeminle Pril bidonu. Okyanusun karaya vurduğu bidonu kullanıp ondan taşıt yapmış adam. Adamın yaşadığı coğrafya o kadar verimsiz, o kadar da sapa ve ulaşılmaz ki; okyanusun kıyıya vurduklarını toplayarak hayatta kalıyorlar. Bu arada denizlerimizi ve doğayı kirletmeyelim arkadaşlar.
İmkanınız varsa evcil hayvan besleyin. Bu size hem sorumluluk almayı öğretecek, hem olası 1 durumda karşılaşabileceğiniz 1 yaban hayvanının ya da sahipsiz evcil hayvanın davranışlarını, duruş ve kompozisyonunu okumanızı öğretecektir. Hem de başta hayvanlar olmak üzere tüm canlılar ile geçinmeyi, 1 arada yaşamayı öğretecektir. Mutlaka köpek şart değil ancak günü geldiğinde sizi, ailenizi ve mülkünüzü savunacak 1 köpek, ya da sırtında sizi taşıyabilecek 1 binek hayvanı, ankara kedisinden daha mantıklı tercih olacaktır. Apartman dairesinde kümes ya da ağıl kurmanız imkansızdır ancak günü geldiğinde 1 ailenin en azından 1 öğünlük gıdasını karşılayabilecek canlı balık akvaryumu doğru 1 tercih olabilecektir.
Bushcraft; tarzancılık oyunudur, ben de keyifle ve severek oynarım ancak bunun hayatta kalmama en ufak 1 etkisinin ya da desteğinin olmayacağını bilerek oynarım. Finli 10 yaşında sapsarı veletler koca koca huş ağaçlarını 2-3 dakikada kütürt diye gözünüzün önünde indirdiğinde; bushcraft nedir, ne değildir diye oturup düşünmenin sırası gelmiştir. Üstelik bu çocuklar -20 derecede ayaklarında bot, çizme olmaksızın yalnızca keçe çorap ile bu işi yapıyorlar. Yukon’da çıplak elle somon avlayan çocukları gördünüz mü ? Görememiş olabilirsiniz, çünkü youtube kanalları yok. Finlandiya'da 10 yaşında çocuklar tahtakale esnafı gibi oturup sabahtan akşama kadar kuksa yapıp satıyorlar. bu o çocukların cep harçlığı ancak o çocuk büyüdüğünde eli her işe yatkın, sorumluluk sahibi insanlar oluyorlar. Kuksa’yı instagrama koyarak like toplamak değil o çocuğun amacı.
Hayatta kalma gerçeğini, hayatı idame ettirme prensiplerini 1 arkadaşınız, kardeşiniz, ağabeyiniz olarak anlatmaya çalıştım. Denizanası ya da salmonella bakterisi değilsek; gün gelecek 1 gün hepimiz öleceğiz ancak amacımız o güne kadar duvara en fazla çiziği sağ sağlim atabilmek. İkinci dünya savaşının en korkulan generali, savaştan sonra at arabasının altında kalıp ölüyorsa; Sovyetler Birliği yıkılmadan önce ve sonrasında Rusya'nın her savaşında, her cephesinde çarpışmış, kendi deyimleri ile "Rusyanın en büyük halk kahramanlarından biri" Moskova'nın göbeğinde güpegündüz motosiklet kazasında ölüyorsa; ve ben yine 1 arkadaşınız, kardeşiniz, ağabeyiniz olarak; 4 deniz kazası, 1 uçak kazası, sayısız dağcılık kazası, sayısız trafik kazası, sayısız zehirlenme, 2 kez hipotermi ve annemi üzebilecek daha pek çok elem, keder, dert yaşadıktan sonra; ve ömrü hayatında afet, yıkım, kıyım, hastalık, savaş, soykırım görmüş; hatta bu koşullar altında çalışan ve çalışacak sivil ve resmi personele eğitim veren 1 kişi olarak şunu da belirtiyorum ki;
- Öldürmeyen Allah öldürmüyor,
- Allah sıralı ölüm versin,
- Ve alnımızda ne yazıyorsa o...
okuduğunuz için teşekkür ederim.