Bana ortalama ayda bir kere falan Bora iyi mi alayım mı diye sorulur. Ben de elimde sadece tek bir Bora olduğundan ve onu da hem alalı uzun bir süre geçmiş hem de bu bıçaklara kırıcı bir test uygulayamamış olmamdan dolayı net konuşamam.
Buna karşılık şu anki Bora'lar arasından ucu fazla ince ve sivri olmayan, ortalama boyda bir Bora ile doğaya gidilir derim. Kendinizi sabote etmeye çabalamazsanız bunu sorunsuz kullanırsınız, olsa olsa shogun gibi sivri uçlu bir modelde uç kısmında ufak kırılma sorunu yaşarsınız o da bence atla deve bir kırık olmaz. Zaten Shogun ile en iyi savunma yapılır, diğer şeylere o kadar yakışmaz.
Buna karşılık doğa bıçaklarında benim idealim düz ya da konveks taşlamadır. Düz taşlama ortalama bir açıyla yapıldıysa bunun sonucu tam taşlama da olabilir, bu açının sonucu olarak scandi de olabilir. Taşlama tipinde benim mutlak bir doğrum yok. Kimi durumda işe yarayan bir taşlama öteki halde biraz daha az işe yaradığından bıçak seçimim o anki düşünce yapıma göre bile değişebiliyor.
-- o --
Bıçaksanatında gördüğümüz ya da bizim profilimizdeki amatörlerin yaptıklarına gelince...
Bizim yaptıklarımız el yapımı bıçaklar ve yaptıklarımızın adedi de düşük. Değişik bir öğrenme süreci içindeyiz. Bunun da olumlu ya da olumsuz çeşitli sonuçlarını yaptıklarımız arasında gözleyebilirsiniz.
Öncelikle, bıçağı yapanın yaptığını ne kadar doyurucu bilgi ve deneyim ışığında yaptığı önemli. Örneğin su verme sıcaklığını tutturamamak, meneviş sıcaklığını, süresini, sayısını yanlış belirlemek beklenmedik anda kırılacak bir bıçakla bizi yüz yüze bırakabilir. Bunlar, süreci bilinçli ve özenli bir şekilde yürütmekle, yapılanları sınamakla ve son olarak yapılanları diğer ustalar ile paylaşmakla aşılacaktır. Çeşitli arkadaşlar birden çok defa kırık bıçağının fotoğrafını paylaştı ve su verme sıcaklığının aşırı yüksek seçildiği uyarısı ile kendini geliştirdi.
Bizim amatör oluşumuzun en büyük farklarından birisi, emeğimizi bedava olarak görmemiz. Kendimiz için de yapsak başkasına da versek bıçaklara akıllara zarar süreler ayırıyoruz. Zamanın darlığı ile taviz verenimize rastlamıyorum.
Marka olmuş bıçaklarda ustasına pratik geldiğinden bıçak hep iç bükey taşlanıyor. Bir de yamuk kesitli (en.:trapezoid) lamalar kullanılarak bıçağın ağzının hattını takip etmeyen kesitli taşlamalar elde ediliyor. Bizim bıçaklarımızda ise yeri gelince düz taşlama, dış bükey ve iç bükey taşlamayı tek tek ya da bir kombinezon halinde üşenmeden uygulayabiliyoruz.
Yine zaman tasarrufu adına saplar çok kaba ve köşeli bırakılıyor. Gereken yerlerde pah kırılmıyor, keskin hatlar yuvarlatılmıyor. Saplar çok zaman yarılı sap bile (en.: full tang) olsa bu iki yandaki parçalar bir kütük gibi boydan boya aynı kalınlıkta bırakılıveriyor. Böyle bir bıçağı elime alında o köşelerden, kenarlardan kurtulmak, sapa zarif bir 3 boyutlu biçim kazandırmak için can atıyorum. Ancak seri üretimi kurcalayınca bu sefer bitirişini de yinelemek gerekebiliyor.
Ben yaparken eğer sap çok basit, silindirik ya da limoni bir biçim türünde değilse, örneğin kola şişesi biçimliyse kullanıcının avuç boyutlarını göz önüne alıyorum. Erkek eli, kadın eli farklı olduğu gibi bunların da hiç biri bir değil. Örneğin tanıdığım bir deliormanlı arkadaşın ellerinin boyutları bildiğim herkesinkinden fazla idi. Bu ele yapılacak bir bıçak bir piyanistin ellerine yakışmayacaktır.
Bunları ve yazmayı akıl edemediklerimi toplarsak Serdar Kılıç'ın en işine yarayacak bıçak, Serdar Kılıç'ın programlarda bıçakla neyi nasıl yaptığını görmüş, onun elini ölçmüş, bıçağı nerede taşıyıp bakımını nasıl yaptığını bilen, onun bileme olanak ve tercihini bilen, kendi yaptığı bıçakların limitlerini bilen bir usta tarafından yapılır.