Bıçak Sanatı - Forum

Silah Konusunda Bilgi Devi Kozanoğlu’nu Kaybettik...Kamil ÜÇBAŞ

yusuf biçer

  • *
  • 1415
  • Meslek: sanat tarihçi
  • Yer: osmaniye
Ali abinin ölümünden sonra Kamil ÜÇBAŞ'ın  Av Doğa dergisinde ve Yaban tv .comda  yayınladığı yazı

orjinali

http://www.yabantv.com/yazi/497-silah-konusunda-bilgi-devi-kozanoglu’nu-kaybettik.aspx

Silah Konusunda Bilgi Devi Kozanoğlu’nu Kaybettik

Geçtiğimiz hafta yazarımız sevgili Nejat Üner Afrika avı hediyesi olarak üç adet Mehmet Şahankaya’ya, İlhan Erten’e ve Ali Kozanoğlu’na teslim edilmek üzere Okapi Bıçak göndermişti. Nejat beyin göndermiş olduğu hediyelerin yanında bir de not yazmış, Notunda da “Ali Kozanoğlu ile ilişkileriniz nasıl bilmiyorum ama tanıdığını tahmin ederek gönderdim çok değerli birisi internetten haberleşiyoruz. Ona teslim edersen sevinirim’’ diye yazıyordu. Ben de önce yazarımız Mehmet Şahankaya ve İlhan Erten’e bıçakları teslim ettim. Sonra emaneti teslim etmek üzere Ali Kozanoğlu’nu aradım fakat telefon ile ulaşamadım. Birkaç gün sonra değerli okurumuz, silah ve bıçaklar konusuna çok meraklı olan Maraş’tan Yusuf Biçer aradı abi Ali Kozanoğlu’nun vefat haberini verdi. Nejat ağabeyin hediyesini teslim edememenin üzüntüsüyle Nejat ağabeyi aradım. Kötü haberi verdim. Çok üzüldü telefonda sesi kesildi, sen o bıçağı değerini bilen birine hediye etmeni istiyorum dedi. Bende bıçaklar konusuna çok meraklı olan Ali Kozanoğlu’nu yakından takip eden, bana vefat haberini ileten sevgili kardeşim Yusuf Biçer’e kargo ile gönderdim.
Ali Kozanoğlu’nu dergi yayınlamaya başladığımdan beri tanıyordum. Birkaç defa kalabalık ortamlarda bir araya gelme fırsatımız oldu. Fakat çok samimiyetimiz yoktu. Bir kaç kez de silah konusunda bir şeyler danışmak için telefon ile aradım. Kısa sohbetlerimiz oldu. Her görüşmemizde dergimize yazı yazmasını bilgilerini paylaşmasını teklif ettim. O da ne evet dedi ne de hayır dedi. Hassas bir kişi olduğu içinde çok ısrarcı olmadım. İnternetteki yazılarını büyük bir dikkatle hep takip ettim. Facebook’ta 27 arkadaşından biriydim. Geçen yıl nisan ayında “Silahlarla ilgili, Avdoğa dergisinde yayınlamak üzere sizin uygun gördüğünüz bir zamanda, bir söyleşi yapmak istiyorum. Bu konuyla ilgili mesajınızı sabırsızlıkla bekliyorum.” Mesajı göndermiştim telefonla aradı sağlık sorunları yaşadığını durumu düzelince arayacağını söyledi.
İnternette çok aktifti bilge kişi olarak biliniyordu. Herkes ona danışıyordu, ölümü bir çok kişiyi derinden sarstı. İnternet’te bicaksanatı.com, arpacik.net sitelerinde yazıları yayınlanıyordu, tabancatüfek.com sayfasında çok aktifti ölümünden sonra huysuz ihtiyar, wikipedia mızı kaybettik diyerek,  başsağlığı mesajları yayınladı. Bilgi deviydi. Ansiklopedi gibiydi. Yazılarında en çok silah güvenliğini anlatırdı. Yazılarının sonunda yazdığı Ateşli Silah Güvenliğinin On Şartını onun anısına buradan yayınlıyorum.
1- Her ateşli silahı dolu farzet.
2- Tetiği çekmeden hedefinden emin ol.
3- Silahını asla ateş etmek istemediğin bir şeye, tarafa yöneltme.
4- Silahını, namlu ucu daima kontrol altında olacak şekilde taşı.
5- Kullanılmadığı zaman silahını muhakkak boş tut.
6- Namlu ve mekanizmanın tıkalı olmadığını muhakkak kontrol et.
7- Yalnız bıraktığın silahını muhakkak boş bırak.
8- Dolu bir silahla asla bir çitin veya hendeğin üstünden atlama.
9- Yassı ve sert şeylere veya su yüzeyine su yüzeyine asla ateş etme.
10- Silah kullanacağın zaman alkol ve uyuşturuculardan uzak dur.
Cenazesi 12 Ekim 2011 öğle namazını müteakip ANKARA, Karşıyaka camiinden kaldırıldı. Biz Ali Kozanoğlu’na Allahtan rahmet, eşi Bilge hanıma ve kızı Tülin hanıma sabırlar diliyoruz.
Ölümünden birkaç gün sonra onu en iyi tanıyan en yakın arkadaşı, sayın Ömer Güneş Yunus ile onunla ilgili bir söyleşi yaptım.  Güneş Yunus çok üzgündü. Ölümü ona hiç yakıştıramıyordu. Sağlığında, bilgilerini bir kitapta toplayım yayınlanmasını çok istemişti. Ama olmadı.
Güneş Yunus, Ali Kozanoğlu’nu şöyle anlattı;
Ali Kozanoğlu’nu 1958’de tanıdım. Silah konusunda güçlü bir otorite idi. Öncelikle Ali Kozanoğlu’nun lakabı olan “Vali” ismi nereden geliyor onu söyleyeyim. Orta boylu, biraz tıknazca bir yapısı vardı, 1953 - 54’te Robert Koleje, Ankara Kolejinden geldiği zaman, Fahrettin Kerim Gökay o zamanlar İstanbul valisiydi. İkisi de birbirine benzediği için arkadaşlarımızdan birinin annesi Ali Kozanoğlu’nu Vali’ye benziyor demişti. Oradan ismi “Vali” kalmıştı. 1977’de evlendi, evlendiği zaman eşi Ali bey, Ali bey diyordu, etrafındaki herkesin Vali demesinden ötürü, eşi artık “Vali” demeye başladı. O zamandan beride Ali Kozanoğlu’nun adı “Vali” olarak kaldı. Ali Kozanoğlu benden bir yaş küçüktür, 1943 doğumludur. Babası 50’li yılların meşhur udi sanatçısı Cevdet Kozanoğlu’dur. 50’li yılların başlarında Ankara Radyosunda müdürlük yapmıştır. Ali Kozanoğlu Ankara Koleji’nde okudu, daha sonra 1954 yılında Robert Kolejine girdi, 1958 yılında da aynı sınıftaydık. Baruta, silaha, topa, tüfeğe, rokete çok meraklıydı ve büyük bilgisi vardı. O sırada benimde roket, uçak gibi şeylere merakım vardı. Bu merakını bilen okul yönetimi onu bir roket kulübü kurmaya teşvik etti. 1958 yılının sonbaharında kulüp kuruldu. O da kolejimizin roket kulübünün başkanıydı. Böylece ilk ilişkimizde başlamış oldu. Robert Kolejinin farklı kulüpleri vardı. Bu kulüpler yıl sonunda yaptıkları etkinlikleri de sergililerdi. Ali Kozanoğlu’da roket kulübü olarak yaptıkları roketi uçuracaklardı, tek başına roketi fırlatmalarına tehlikeli olur düşüncesiyle okul izin vermedi, roketi bir telin üzerinde hareket ettirerek roketi uçurmuştu. Lise-1’de fazla bir yakınlığımız olmadı, ama Lise-2’den itibaren içtiğimiz su ayrı gitmedi. Annelerimiz, babalarımız da tanışırdı, çok yakındık. Babası da sanatkar bir kişiydi. Babasının Beyoğlu’nda Beyler Sokak diye bir sokakta bürosunun arkasında küçük bir marangoz atölyesi şeklinde yeri vardı. Babası burada antika parçaları onarırdı ve marangozluk yapardı, iyi bir zanaatkardı, Vali’de o atölyeye gidip orada aletlerle bir çok silahın ahşaptan birebir maketini yapardı. Mesela model 94 Winchester, M1, gibi tüfekler yapardı. Bende o sıralar fotoğrafa meraklıydım ve yaptığı tüm model silahların fotoğraflarını çekmiştim, ama maalesef şu anda bende bile o fotoğraflar yok. O fotoğrafını çektiğimiz tüfekleri ne yaptı bilmiyorum. Tüfekler hareketliydi, mekanizmaları çalışıyor, tetiği düşüyordu, çok iyi bir zanaatkar adamdı. Bu arada okul piyeslerinde kullanılmak üzere de birkaç (P-08 Parabellum, PPSh-41 ve Bergmann) maketi yaptığını hatırlıyorum. Sadece silaha değil bıçağa da çok meraklıydı. Kendisi çok güzel bıçaklarda yaptı. 1961 yılında mezun olduk. Benim o tarihlerde avcılığa pek merakım yoktu. Onunda yoktu ama hep silaha karşı büyük bir merakı vardı. Daha sonraları Aygaz’ın genel müdürlüğüne kadar yükselen Aydın Çubukçu adında bir arkadaşım vardı. O zamanlar onun 22 çap tüfekleri vardı. O zamanlar Robert Kolejiyle Etiler arasında hiçbir bina yoktu, bomboş bir araziydi. Oralara çıkıp 22 kalibre tüfekle atışlar yaparlardı. Bende bir miktar onlara katılıyordum. Böylece kendiliğinden bir grup oluşturduk. Lise 3’te Vali tamamen bizim grubun içine girdi. Mezuniyetten sonra ben ODTÜ’ye geldim. Vali’nin babası  Vickers & Armstrongs (Engineers) bursuyla Barrow-in-Furness'teki (Kuzey Batı İngiltere) Fabrika Sanat Okuluna gönderdi. Orada hem okudu hem de çalıştı.
Oradaki okudu sıralarda sağlık problemlerinden dolayı 1966 Yılı başında yine Ankara'ya döndü. Geldiği zaman ailesiyle İstanbul’da kalmaktansa Ankara’da kalmayı tercih etti. Uzunca süre bizim evde kaldı. Arkadaşlar arasında ilk evlenen bendim, iyi kötü bir evimiz vardı. Orada kaldı. Daha sonra babasının Strazburg Caddesindeki evine taşındı ve vefatına kadarda Ankara’ydı. Avdan ziyade silaha meraklıydı. Ben avcıyım, benim için silah ikinci planda, onun için ise silah her zaman birinci plandaydı. İyi bir zanaatkar, aynı zamanda çok iyi bir ressamdı. Mesela sınıfta biz hep arkada otururduk, derste sürekli silah resimleri ve hayvan resimleri çizerdi. Av dediği zaman hep aklına safari gelirdi, büyük çaplara çok meraklıydı. O yıllarda biz ördek avcısıydık, kekliğe ara sıra giderdik. Büyük av olarakta nadiren domuza gidilirdi. Birazcıkta kiloluydu, kilolu olduğu içinde süren tipi avlarda bayağı zorlanırdı. Aşağı yukarı 1977’de evlendikten sonra özellikle alabalık avlarına daha sık gitmeye başladı. Birlikte de balık avına epey gittik, daha sonraları balıktan da avdan da elini çekti. Fakat silahla ilgili merakı hep devam etti, hep araştırdı ve çok okuyan bir insandı. Silahlarla ilgili müthiş bir kütüphanesi vardı, ama çalışmalarını her ne hikmetse bilemiyorum, çalışmalarını sunma hazırlığındaydı ama bunu hiç yapmadı. Son demlerinde ordu ile ilişkilerini geliştirdi. Silah konusunda bazı temasları oldu. Onlara yardımcı oldu, İstanbul’da silah konusunda bazı arkadaşlar edindi. Onlarla iletişim içindeydi. Sonra maalesef bilgisini hazırladı, ama pek kimseyle paylaşmadı. Vali’nin kalemi de çok güçlüydü.
Ona senin bilginin 10-1’ni bilmeyen kişilerin ahkam kestiğini söyledim. Seninle tanışalı, 15-20 sene oldu, hep bu bilgileri dergiye yazması için telkinde bulundum ama yazmadı.
1967 veya 1968 yılında Rona Makinede freze baş ustası olarak çalıştı. O zamanki sahibi Nezihi Rona’ydı. O sıralarda Vali namlu yapmak için hazırlıklara başlamıştı ve orada çalıştı ve namlu yapmayı başarmıştı.
1968’de o zamanki adıyla Türkiye Avcılar ve Atıcılar Kulübü kendini yenilemişti. Başında rahmetli Nihat Turan vardı. Mustafa Coşkun, Ali İsmail Çolak ve Fikret Tüzün Ankara’daki poligon işini üstlenmişlerdi. O arada bizde Ali’yle beraber yardımcı olmaya çalıştık. Poligon inşasında değil ama, poligon makinelerinin kurulmasında Ali’yle ben epey çalıştık. Ali Kozanoğlu bir sene sonraki müsabakalara katıldı. Böylelikle atıcılığa da başlamış olduk. O zamanki poligon şimdiki Sincan köy organize sanayinin tam ortasındaydı. Fakat Ankara’ya daha büyük bir poligon gerekliydi. 1980’lerde birçok kişinin çalışmasıyla, en çokta Kayahan Torpil’in üstün gayretiyle Eryaman’daki poligon yapıldı. Poligonda elimizden alınana kadar faaliyet gösterdik. Aslında benim skeet atıcısı olmama Ali Kozanoğlu vesile oldu. O da şöyle. Ben o zamanlar ODTÜ’de okuyordum. O zamanlar Vali’nin zamanı daha fazlaydı. Benden daha rahattı. Çok az olan av malzemesi satan bayilere sürekli uğruyordu. Onlarla samimiyeti geliştirdi. Tornacı İbrahim Menekşe Sokakta, Menekşe İşhanının altında bir dükkan açmıştı. Vali bir gün oraya uğruyor. Tornacı İbrahim kulüp genç adamlar arıyor, gidin kulübe üye olun demiş, onun üzerine Ali Kozanoğlu beni aldı, birlikte kulübe gittik. Hacı diye biriyle görüşeceğiz, Hacı deyince aklımıza sakallı yaşlı birini bekliyorduk, gittik genç bir arkadaş. Allah uzun ömürler versin hala hayatta. Derken kulübe üye olduk. O zamanlar 25-26 yaşlarındayız. Ben uzunca bir sene evlenene kadar kulübe üyeliğime devam ettim. Onun sayesinde o camiadan çok kişiyle tanışmama sebep olmuştur.
1969 yılından sonra tercümanlığa, mütercimliğe başladı. Önce sözlü tercüman olarak çalıştı. Daha sonra Jüsmat’ta yazılı mütercimlik yaptı. O zamanların ilk bilgisayarlarını kullanırdı. Boş zamanlarını ve vaktini hep silahlarla geçirdi. Sonraları bilgisayar gelişince internete ve bilgisayara merak saldı. Devamlı internette hem yurt dışıyla hem yurt içinde bilgi paylaşımlarında bulundu. Bildiğim kadarıyla internet sayfalarında faaldi ve paylaşımda bulunuyordu. Bilgisayar kullanmayı o kadar geliştirdi ki, AutoCAD ve farklı programlarla özellikle silah konusunda çizimler yapıyordu.  Teknik resmi çok iyiydi, bizimde silahlar konusunda sıkıntımız olduğu zaman Vali hemen yardıma koşardı. Ona gidip sorardık. 8 -10 tane antika olarak kayıt ettirdiği silah vardı. Bir kısmı orijinal, bir kısmı toplama idi.
En son merakı Osmanlı silahlarıydı. Bu konuda eminim çok iyi bilgiler toplamıştır. İstanbul Askeri müzesini devamlı ziyaret ediyordu. Osmanlı silahları üzerine epey bi araştırma içindeydi ve en son hastalıktan kurtulacağından emindi. Maalesef kalp krizi sonu vefat etti. Kanseri de yenmiş gibiydi diyebiliriz. Çok özel bıçaklar yapacaktı, bunun için boynuz topluyordu. Şu anda bile ısmarladığı boynuz parçaları geliyormuş. Benden de teke boynuzu istiyordu, bende onun araştırması içerisindeydim ama maalesef bulamadan Vali’yi kaybettik.
Sonsuz avlaklara uğurladığımız, dostum, arkadaşım Ali Kozanoğlu’na rahmet ailesine başsağlığı diliyorum.
Sevgi ve saygılarımla.

Kamil Üçbaş.
« Son Düzenleme: 16 Kasım 2011, 22:33:51 Gönderen: yusuf biçer »
Yusuf BİÇER / Adana 1974
Susuyorsak zannetme ki korkudan; saygıdan...edepten...

yusuf biçer

  • *
  • 1415
  • Meslek: sanat tarihçi
  • Yer: osmaniye
Rahmetli Ali abiye Türkiyenin büyük avcılarından Nejat Üner'in  Afrika avı hediyesi olarak getirdiği ancak ne yazıkki eline ulaşamayan hediye bıçak...

Okapi



Ali abinin emanetine beni layık görerek bana ulaştıran  Av Doğa dergisi sahibi editörü Kamil abiye de teşekkürü borç bilirim 
 

emanet sağlam yerdedir ;)

Ali abi ruhun şad, mekanın cennet  olsun...
« Son Düzenleme: 16 Kasım 2011, 22:42:40 Gönderen: yusuf biçer »
Yusuf BİÇER / Adana 1974
Susuyorsak zannetme ki korkudan; saygıdan...edepten...

DUMRU

  • Hüseyin DUMRU 1982
  • ***
  • 1023
    • www.bozkirgezgini.com
  • Meslek: Eczane teknisyeni
  • Yer: Konya/Bozkır
Yusuf Ustam, Hz. Muhammed (s.a.v) "kişi sevdiği ile beraberdir" buyurmuş.
Ali KOZANOĞLU'nu bende bir çok insan gibi gıyabında tanıyor ve seviyordum.

Lisede iken felsefi ve sosyal bilimlere çok meraklı bir öğrenciydim. Bunu farkeden sosyoloji öğretmenimiz   benimle daha çok vakit geçirmeye ve sohbet etmeye başlamıştı. Bu sohbetimiz çok sürmedi. Öğretmenimizin bir üniversiteye hoca olarak  ataması çıkmıştı. Onu tanıdığımdan bu yana sürekli taktığı kırmızı beyaz bir kıravatı vardı. Giderken bir kitap ile birlikte bana bıraktı. Liseyi bitirdikten sonra eğitime devam etmeyeceğimi oda iyi biliyordu bende.." bu kravatı bana lise öğretmenim hediye etmişti, şimdi de ben sana bırakıyorum, umarım seninde bırakacağın öğrencilerin olur " dedi ve ayrıldık.

Şimdi onlarca kitabı ve binlerce okuru olan bir yazar.. O Celaleddin , ben Hüseyin


Ben o kravatın değerini bilemedim. Umarım siz bu bıçağın değerini bilir ve ona layık olmaya çalışırsınız.
Yiğidin harman olduğu yerde doğmuşsam. Şu Uluçay'dan su içmişsem.. Namerdin sofrasına bağdaş kurup oturmam. Hüseyin DUMRU

ali rıza

  • ***
  • 1066
  • geçtiğimiz yüzyılın insanı - 1983
  • Meslek: Eczacı Kalfası
  • Yer: SAKARYA
nerdeeeeeeeeeeeen nereye dimi ama vallaha nutkum tutuldu hocamın da yadigarı hakkıyla muhafaza edeceğine inanıyorum
İki Kişilikliyim İkiside Canavar