Bıçak Sanatı - Forum

Şam çeliği, dımışki, damascus wootz/polat/pulad/bulat, pota çeliği, ocak kaynağı

deserteagle

  • Eylem Cengiz, 45
  • *****
  • 9430
  • Meslek: elektronik ve hab. müh.
  • Yer: İstanbul, Kırklareli
Bu konu aslında çok dertli konu. Öncelikle birbiri ile karışan şeyler var; bildiğini sananların yanlışları yaymaları, öykülerin gerçek zannedilmeleri var.

Öncelikle, çok derine dalmadan, tarihi akışı çok kurcalamadan ney nedir konusunda yazmaya başlayayım.

-- o --

Tarihi bir çok terim gibi dımışki sözcüğü de adı olduğu şeyin kökünü doğru olarak aktarmayan kelimedir. Kelime, bu teknolojinin başlangıcını temsil etmede işe yaraması amacı gözetilmeden kullanılmış olsa gerek. Aynı şekilde tezhipteki rumi sözcüğü de biz Anadolu'ya daha gelmeden bile malımız olan bir tarza sonradan verilmiş ve bu sanatı yanlış bir şekilde Anadolu kökenli gösteren addır. Yine aynı şekilde, 3. Ahmet zamanında ve sonrasındaki yakın tarihte kimse Lale devri sözünü duymamıştır.

Her biri farklı farklı sıkıntılara sahip olan dımışki, wootz, polat (pulat, bulad) adlandırmaları, pota içinde eritilerek üretilen, önemli derecede karbon içeren, dövülmesi, içeriğinden dolayı sıkıntılı olan tarihi bir çelik tipinin adıdır.

Bu pota çeliğinin görüntüsüne örnek:


Bu çeliğin henüz potadan çıktığındaki hali budur:



Buna Osmanlı'da dımışki yumurta(sı) denirdi.

Bu pota çeliği, yukardaki görsellerden de fark edebilebileceğiniz gibi kabaca söylenirse açık ve koyu bölgelere sahip dalgalı desendeki bir çeliktir.

Pota çeliği, çeliğin yüksek erime sıcaklığından dolayı yumurtasının üretmesi zor olan bir çeliktir. Bu yumurtanın konacağı pota da aynı derecede zor bir sınavı geçecek şekilde yapılır. Basit bir toprak kap, pota çeliği yaparken çıkılan sıcaklıklara dayanamaz. Bu potayı yapan kültürün seramikte iyi olmasını da beklemek yanlış olmaz.


Tuğlaların içerde kalan taraflarının erimiş olduğuna dikkat ediniz.

Bu yumurtayı yapmak her ne kadar zorsa da bunu dövebilmek ayrı ve daha da büyük bir zorluktur ve ustalık gerektirir. Yumurta, yapısından dolayı döverken kırılmaya çok meyillidir. Geniş bir sıcaklık aralığında çalışma lüksünüz yoktur.

-- o --

Bundan önceki çelik üretim yöntemi ise, cevher ve kömürün bir ocağa atılıp, demir cevherinin içindeki oksijeni bırakması, ayrıca şu yada bu oranda karbon alması ve sinterlenerek sonuçta saflıktan uzak ve büyük ölçüde süngersi bir görünümdeki bir çelik kütlesinin elde edilmesidir. Bu yöntem, esasen ayrıntı farklarını saymazsak Japon tamahagane çeliğinin üretim yöntemiyle aynıdır. Bu yöntem ile üretimi anlamak için forumdaki tatara etkinliğimiz ile ilgili anlatımlara bakabilirsiniz. Bu yöntem izabe olarak adlandırılır. İngilizcesi de smelting...

Yöntem, pota çeliğindenkinin aksine koşulları çok zorlayan bir sıcaklığa gerek duyurmaz. Çelik görece daha kolay bir sistem ile elde edilir, bir potaya gerek duyulmaz.


(Bkz.)

Sünger gibi boşluklu ve cüruf vs. içereren haldeki bu izabe çeliği, döverek ve ocak kaynağıyla işlenir.


Tatara etkinliğinde üretilen, 256 katlık çelik

Demir, bu şekilde ilk olarak Anadolu'da MÖ 1800'lerde elde edilmiştir. (Ref.)

Ocak kaynağı istenen karbon içeriğine ulaşmak için, yada görsellik için de kullanılır. Bu işlemlerle elde edilen çelik bizim şimdi damaskus yada damask dediğimiz çeliktir.



Ocak kaynağı yukarda anlatılanlardan farklı olarak, başka bir şeyin, bundan çok daha değerli olan pota çeliğinin görüntüsünün taklidi amacıyla da kullanılmıştır. Pota çeliğinin o kendi doğasına özgü olan desenleri, ocak kaynağıyla üretilmiş olan çelikler ile taklit edilmiştir.

« Son Düzenleme: 10 Nisan 2017, 02:17:33 Gönderen: Eylem Cengiz »
Barika-i hakikat müsademe-i efkardan doğar
Namık Kemal
Instagram'da ben

Aytuğ Talha

  • ***
  • 235
  • Hattat-Kemankeş..
  • Meslek: İnşaat Mühendisi
  • Yer: Amasya
Bu güzel bilgiler için teşekkür ederim Eylem Ustam. Yanlış hatırlamıyorsam bir makalede okumuştum. Eski ustalar pota çeliği üretim aşamasındayken, namlu üzerinde nasıl bir desen oluşacağını bilirler yazıyordu. Bunun gerçeklik payı var mıdır yada dediğiniz yanlış yaymalardan mıdır?

deserteagle

  • Eylem Cengiz, 45
  • *****
  • 9430
  • Meslek: elektronik ve hab. müh.
  • Yer: İstanbul, Kırklareli
Bu karşılaşmayı bir çoğumuz duymuştur. İkisi konuşabilecekleri bir ortamda karşı karşıya gelirler. Sonra muhabbet kılıçlarının üstünlüğünü göstermeye gelir. Rişar bir kütüğü mü dersin, bir demiri mi dersin o koca ve hantal kılıcıyla bir güzel keser ama sonra Selahaddin, kılıcıyla tüy kadar hafif ipek bir kumaşı havada dokunurmuşçasına kesince Selahaddin'in eğri kılıcının (söylenen tip de Scimitar) üstünlüğünü kabul eder.

Şam çeliği ile ilişilendirilip ballandıra ballandıra anlatmış da olabileceğimiz bu olay acaba ne kadar doğrudur? Bunu aktaran, gören bilen kimdir?

Yanıt hayal kırıklığına uğratıcıdır. Bu anlatılanların kaynağı, olayın geçtiği zamandan çok sonrasına aittir.

Gerçek şu ki, Sir Walter Scott'un 19.yy.da yazdığı "The Talisman" romanında Aslan yürekli Rişar ile Selahattin Eyyübi arasında geçen sahne, aslında gerçekte yaşanmamıştır. Buna karşılık kılıçların karşılaştırıldığı bu sahne bir çoğumuz tarafından bir gerçek, bir efsane sanılarak aktarılmıştır. Hatta bu hayali sahne, dımışkinin üstünlüğünün bir kanıtıymışçasına kabul edilmiştir.

Maalesef ben de bu hikayeyi çocukken radyoda dinleyerek öğrenmiştim. Hatta sanki çelik ile ilgili bir anlatımın parçası olarak verilmişti de o nedenle sorgulamadan kabul etmiştim.

Tabi bu hikayenin yaşanmamış olması neyi değiştirir? Belki bu hikayenin insanların kafasında bırakmış olabileceği "süper çelik demek Ortadoğu/Şam demektir" algısının üstüne koca bir soru işareti çizerek başlamak gerekir.
Barika-i hakikat müsademe-i efkardan doğar
Namık Kemal
Instagram'da ben

deserteagle

  • Eylem Cengiz, 45
  • *****
  • 9430
  • Meslek: elektronik ve hab. müh.
  • Yer: İstanbul, Kırklareli
Bu güzel bilgiler için teşekkür ederim Eylem Ustam. Yanlış hatırlamıyorsam bir makalede okumuştum. Eski ustalar pota çeliği üretim aşamasındayken, namlu üzerinde nasıl bir desen oluşacağını bilirler yazıyordu. Bunun gerçeklik payı var mıdır yada dediğiniz yanlış yaymalardan mıdır?

Bu detay konusunda çizmeyi aşmamam, sözü Gökhan'a bırakmam gerek, o nedenle Gökhan doğrulamadan yine de bu diyeceğime baştan rağbet etmeyin:

* Hint ve Türk yöntemleri farklıydı. Bu sanırım çıkan işten görülebiliyordu.
* Dövme ile ve ustaların desen oluşturmak için özelikle yaptığı işlemlerle çıkan desen üzerinde kontrol sağlanabiliyordu. Örnek olarak merdiven ve gül desenleri gösterilebilir.
Barika-i hakikat müsademe-i efkardan doğar
Namık Kemal
Instagram'da ben

gökhan bakla

  • *****
  • 2619
    • blog
  • Yer: İstanbul / Tekirdağ - 1978
Yani şu ayrımı yapabilmeliyiz.

1. Çelik ( pattern welding, damascus ) farklı özelliklere sahip çeliklerin ocak kaynağı ile birbirine kaynatılması ile oluşan desenlere sahip çeliktir.
2. Çelik ( wootz, dımışki, bulat ) bu teknikte çelik kompozisyonu bir pota içinde eritilir ve sonuçta elde edilen yumurta dövülerek kılıç - bıçak formuna getirilir.

Birinci teknik demir üretiminin başlaması ile başlayan ( M.Ö.1800) ve demir – çelik üretiminin bir parçası olan, yani izabe tekniği ile üretim süreci sonucunda çıkan ürünün (luppe) işlenme safhasında kullanılan bir teknik. Bu teknikte çeliğin karbon oranını arttırmak için değil çıkan süngerimsi ham malzemeyi döverek ve katlayarak gözeneksiz ve daha homojen bir malzeme haline getirmek amaçtır. Tekniğin doğuşundaki amaç asla desen değildir.

İzabe ocağından çıkan luppe karbon bakımında eşit bir dağılım göstermez. Bunun katlanması ve yoğrulması ile bu az karbonlu ve çok karbonlu bölgeler katmanlar halinde çeliğin içerisinde sıralanır. İşte damascus çeliğindeki desen oluşumunun hikâyesi de burada başlar.

Üretim aşamasında az ve çok karbonlu çeliği ayrı olarak işleyerek, daha sonra bunları desen oluşumunda rahatlıkla kullanabiliyorlardı. Bu desen oluşumu ve damascus mevzuu da sadece Türklere has bir yöntem ve teknikte değildir. Dediğim gibi bu bir üretim süreci olduğundan demir işlenen her yerde gözlemlenebilir.

İkinci teknik ise demir üretiminden 1500 yıl sonra ( M.Ö.300) geliştirilmiş bir teknik olan izabe ocağından çıkan ürün (luppe) ya da işlenmiş bir ürünü pota içerisine koyarak, içeriğine karbon katmak için potanın içine odun kömürü, yanmış kemik tozu vs. konan ve karbon miktarı arttırılan saf, homojen ve her bölgesi aynı karbon oranına sahip bir çeliktir.

Bu teknik ile çeliğin içeriğinde oluşan dentrit ve bunların arasında oluşan karbürler ile diğer bütün üretim tekniklerinden çok daha kaliteli bir çelik ortaya çıkar ki işte bizler için efsane olan kısım budur.

Bu potada üretilen çeliğin batı medeniyetleri tarafında üretildiğine dair hiç kanıt yoktur. Hatta şu ana kadar Anadolu’da pota çeliği üretim merkezine de rastlanmamıştır. Merv ve ferganada bizim atalarımıza ait pek çok pota çeliği üretim merkezi varıdır. Hint, Sirilanka, Yemen gibi bölgelerde de üretilmiştir. Yalnız orta Asya’da üretilen pota çelikleri daha büyük ve görsel olarak daha güzel desenlere sahiptir ki bu işi onların daha iyi yaptığının da kanıtıdır bence.

Pota çeliğinde standart bir üretimden bahsedersek, ustanın oluşacak desenleri tahmin etmesi ve ona göre işleyerek desen yaratması kendi elinde olan bir konu. Ama şunu asla unutmamak gerek pota çeliğinde ki desen oluşumu katlamada ki gibi çok kontrollü değildir ki şunu da unutmamak gerek pota çeliğinde asla katlama ve ocak kaynağı tekniği kullanılmaz.

Benim şu an dövdüğüm pota çeliği ile ilk dövdüğüm arasında bariz desen farkları var. Her ikisi de farklı içerik ve farklı bir imalat sürecinden geçtiler. Yani desen oluşumu olayının içinde çok fazla değişken vardır. ;)

Eylem’in bahsettiği desenler dövme aşamasının son safhalarında ki müdehaleler ile oluşur ama asıl içerikteki desen ise pota içeriğindeki çeliğin katılaşması safhasında ve dövme işlemi safhasında oluşur.
« Son Düzenleme: 10 Nisan 2017, 11:56:32 Gönderen: gökhan bakla »

gökhan bakla

  • *****
  • 2619
    • blog
  • Yer: İstanbul / Tekirdağ - 1978
İlk yumurta ile ikinci yumurta arasındaki desen farkı.


Aytuğ Talha

  • ***
  • 235
  • Hattat-Kemankeş..
  • Meslek: İnşaat Mühendisi
  • Yer: Amasya
Yani şu ayrımı yapabilmeliyiz.

1. Çelik ( pattern welding, damascus ) farklı özelliklere sahip çeliklerin ocak kaynağı ile birbirine kaynatılması ile oluşan desenlere sahip çeliktir.
2. Çelik ( wootz, dımışki, bulat ) bu teknikte çelik kompozisyonu bir pota içinde eritilir ve sonuçta elde edilen yumurta dövülerek kılıç - bıçak formuna getirilir.

Birinci teknik demir üretiminin başlaması ile başlayan ( M.Ö.1800) ve demir – çelik üretiminin bir parçası olan, yani izabe tekniği ile üretim süreci sonucunda çıkan ürünün (luppe) işlenme safhasında kullanılan bir teknik. Bu teknikte çeliğin karbon oranını arttırmak için değil çıkan süngerimsi ham malzemeyi döverek ve katlayarak gözeneksiz ve daha homojen bir malzeme haline getirmek amaçtır. Tekniğin doğuşundaki amaç asla desen değildir.

İzabe ocağından çıkan luppe karbon bakımında eşit bir dağılım göstermez. Bunun katlanması ve yoğrulması ile bu az karbonlu ve çok karbonlu bölgeler katmanlar halinde çeliğin içerisinde sıralanır. İşte damascus çeliğindeki desen oluşumunun hikâyesi de burada başlar.

Üretim aşamasında az ve çok karbonlu çeliği ayrı olarak işleyerek, daha sonra bunları desen oluşumunda rahatlıkla kullanabiliyorlardı. Bu desen oluşumu ve damascus mevzuu da sadece Türklere has bir yöntem ve teknikte değildir. Dediğim gibi bu bir üretim süreci olduğundan demir işlenen her yerde gözlemlenebilir.

İkinci teknik ise demir üretiminden 1500 yıl sonra ( M.Ö.300) geliştirilmiş bir teknik olan izabe ocağından çıkan ürün (luppe) ya da işlenmiş bir ürünü pota içerisine koyarak, içeriğine karbon katmak için potanın içine odun kömürü, yanmış kemik tozu vs. konan ve karbon miktarı arttırılan saf, homojen ve her bölgesi aynı karbon oranına sahip bir çeliktir.

Bu teknik ile çeliğin içeriğinde oluşan dentrit ve bunların arasında oluşan karbürler ile diğer bütün üretim tekniklerinden çok daha kaliteli bir çelik ortaya çıkar ki işte bizler için efsane olan kısım budur.

Bu potada üretilen çeliğin batı medeniyetleri tarafında üretildiğine dair hiç kanıt yoktur. Hatta şu ana kadar Anadolu’da pota çeliği üretim merkezine de rastlanmamıştır. Merv ve ferganada bizim atalarımıza ait pek çok pota çeliği üretim merkezi varıdır. Hint, Sirilanka, Yemen gibi bölgelerde de üretilmiştir. Yalnız orta Asya’da üretilen pota çelikleri daha büyük ve görsel olarak daha güzel desenlere sahiptir ki bu işi onların daha iyi yaptığının da kanıtıdır bence.

Pota çeliğinde standart bir üretimden bahsedersek, ustanın oluşacak desenleri tahmin etmesi ve ona göre işleyerek desen yaratması kendi elinde olan bir konu. Ama şunu asla unutmamak gerek pota çeliğinde ki desen oluşumu katlamada ki gibi çok kontrollü değildir ki şunu da unutmamak gerek pota çeliğinde asla katlama ve ocak kaynağı tekniği kullanılmaz.

Benim şu an dövdüğüm pota çeliği ile ilk dövdüğüm arasında bariz desen farkları var. Her ikisi de farklı içerik ve farklı bir imalat sürecinden geçtiler. Yani desen oluşumu olayının içinde çok fazla değişken vardır. ;)

Eylem’in bahsettiği desenler dövme aşamasının son safhalarında ki müdehaleler ile oluşur ama asıl içerikteki desen ise pota içeriğindeki çeliğin katılaşması safhasında ve dövme işlemi safhasında oluşur.

Cevabınız için teşekkürler Gökhan Ustam. Elinize sağlık..

Selim Atalay

  • ***
  • 253
  • Meslek: Maden mühendisi/Kamu
  • Yer: Kocaeli/Tavşanlı
Konu güzel. Aslında çok daha uzun bir yazı ile katkı yapmak isterim. Belki akşama linkler ekleyebilirim.

Hint yöntemi ile Türk yöntemi (veya Orta Asya usulü diyelim çünkü malum İrani topluluklarda var) en bariz fark dövme soğutma tekniklerindedir. Pota Türk usulünde fırından hemen çıkarılmaz. Fırının ateşinin tamamen sönmesi ve potanın kendi kendine soğuması beklenilir. Hint usulü (wootz) ise pota da çelik oluştuktan sonra hemen fırından alınması ve dövülmesidir. Türk usulünde sıcaklıklara riayet edilir zaten 800 C üzerine çıkmak risklidir. Hintler biraz daha yüksek sıcaklıkta biraz daha hızlı döverler. Bunun sonucu Orta Asya usulü ya da Dımışki dediğimiz çelikte dendritik kristaller kocaman olur ama Hint usulünde kristaller ufaktır. Yaygın bir desen yoktur. Dikkatli bakılınca sarışın bir yüzde ki çiller gibi minik desenler görürsünüz.

Pota çeliğinin en efsane kısmı Ulfbert kılıçlarıdır. Viking çağının sonralarına doğru üzerinde bu isim kazılı kılıçlar birden popüler olur. Frenkçe bu ismin karşılığı bilinememektedir. Kimilerine göre bir manastır kimilerine göre bilinmeyen bir demirci. İskandinav toplumunda veya Viking kültüründe kılıç nadir görülen ve kesinlikle zenginlik sembolü sayılan bir objedir. Ancak kendi adamlarına hükmeden ve ganimete doymuş bir savaşçının kılıç almaya gücü yetebilirdi. Yahut toprak sahibi büyük bir çiftçi hatta feodal bir bey olan atalarınızdan miras kalabilirdi. Kısa zamanda bu kılıçlara ilgi artar. Viking savaşı sanılanın aksine iki kişinin birbirine girdiği bir savaş değildir. Kalkan bu savaşın en büyük enstrumanıdır. Sağlam bir kılıç ağaç kalkana sayısız darbeler indirebilmeli , kırılmamalıdır. Kılıcı bazen kanırtarak çıkarmak gerekir. Gerçekten yüksek esneklikte bir kılıca ihtiyaç vardır. Ulfbert kılıçları bunların hepsini karşılamaktadır.

Kimse bu kılıçların yada çeliklerin nereden geldiğini bilemez. Talep o kadar fazladır ki bu kılıcın fakeleri üretilir. Önüne her gelen Ulfbert yazıp kılıcını pazarlamaya çalışmaktadır. O dönemde Viking kılıçları ocak kaynağı ile demir ve çelikten yapılmaktadır. Çelik ise son derece kırılgan olan karbürize demir veya blister çelik diyebileceğimiz yapıda olan bol bol safsızlık içeren çeliklerdir. Sahte Ulfbertlerin pek çoğunun iki parça olduğuna dair rivayet vardır. Sonunda  Prof. Alan Williams bu kılıçları araştırınca gerçekten Ulfbert kılıçların daha iyi olduğu kondüsyonda olduğunu görür. İçlerinde bir grup  yüzde 0.75- 1.5 arası karbon içermektedir. Diğer kılıçlarda ise neredeyse 0.3-0.4 lere dahi düşebilmektedir. Gerçek Ulfbertler pota çeliğinde üretilmiştir.

Kılıçların hikayesi İsveç kökenli Vikinglere ve Volga ticaret yoluna gitmektedir. İsveç nehir ağları ile Ukrayna'ya hatta Hazar gölüne kadar uzanmaktadır. Sekizinci yy ile onuncu yy Ruslar ve Vareg Vikingler ile Türkler (Kıpçaklar , Peçenekler , Bulgarlar ) arasında uzun süreli bir hakimiyet mücadelesinin olduğu dönemdir. Sonunda bu dönemin galibi Ruslar ve İsveçliler olacaktır. Vikingler yağmaladıkları yerleri bir ticaret sömürgesine çevirmektedir. Korsanlıktan tüccarlığa evrildiklerinde 10-11. yy Volga ticaret yolu aktif ve güvenli hale gelir. Bu dönemde post gibi Kuzeyli eşyalar bazen çelikle bazen İslam gümüşleri ile satın alınır.

Bu yumurtaların nasıl işlendiği konusu bir muammaydı. Muhtemelen konuya Hintliler gibi yaklaşan Avrupalılar yumurtaları yüksek sıcaklıklarda dövdüler.Man At Arms'ın Ulfbert bölümünde Solingen de ki müzedeki kılıçtan kesit aldıklarında kılıcın tek parça olmadığı (muhtemelen kırıldığı ) ve ocakta tekrar ocak kaynağı yapılarak üretildiği anlaşılmıştır. Kat izleri apaçık belli oluyordu.

Şimdilik burada bırakayım.
memento audere semper

deserteagle

  • Eylem Cengiz, 45
  • *****
  • 9430
  • Meslek: elektronik ve hab. müh.
  • Yer: İstanbul, Kırklareli
Ann Feuerbach, Ulfberht ile ilgili bir çok savı çürüttü.
Barika-i hakikat müsademe-i efkardan doğar
Namık Kemal
Instagram'da ben

deserteagle

  • Eylem Cengiz, 45
  • *****
  • 9430
  • Meslek: elektronik ve hab. müh.
  • Yer: İstanbul, Kırklareli
Ann Feuerbach'ın konuyla ilgili anlatımının videosu budur:

Barika-i hakikat müsademe-i efkardan doğar
Namık Kemal
Instagram'da ben

gökhan bakla

  • *****
  • 2619
    • blog
  • Yer: İstanbul / Tekirdağ - 1978
Ulfbert hikayesinin sonu çok hazin ama.  8)
Adamların efsane kılıç, gökten düşen meteordan yapılan kılıç safsatalarının altındaki gerçek, orta Asya kökenli bir pota çeliğinden üretildiklerine bağlandı. :D

Zira bu toplumlar teknoloji devrimi yaşanana kadar demir-çelik üretiminde asla doğu toplumlarından üstün olamadılar. bunu kanırta kanırta gösteren bir hikayedir bu olayda :-\

çömez

Bu konu sabitlenmeli fikrimce , kafayı iyice bozdum bu çeliklerle .

Selim Atalay

  • ***
  • 253
  • Meslek: Maden mühendisi/Kamu
  • Yer: Kocaeli/Tavşanlı
Ann Feuerbach'ın konuyla ilgili anlatımının videosu budur:

<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/7Hx_iYNuHIs" frameborder="0" allowfullscreen></iframe>

Aslında zaten Alan Williams pek çok iddiayı çürütmüştü. Ann Feuerbach'ın bu konuda bir videosu olduğunu bilmiyordum. Kendisinin sadece iki dakikalık bir videosunu izlemiştim.

Ann Feuerbach konuyu toparlamış. Genel bazı soruları veya varsayımsal çıkarımları çürütmüş. Dokuzuncu ve onuncu yüz yıllar diyelim. Rakamlarla aram iyi değil. Kılıçların bükülmesi bir germen putperest geleneği. Vikinglerde öc alma geleneği çok kuvvetliydi. Bazen ailenin tamamını bile öldürmek yetersiz kalabilirdi. Lanetler , büyüler , üç harfliler derken öldürülmüş bir savaşçı bu veya öte dünyada gelip öc alabilirdi. Kılıç yegane silahı olacaktı. Başkasına geçmesin denilerek çoğu zaman ocakta büzülürdü.

Bu noktada kırık kılıçlar bana sağlam kanıt olarak gözükmüyor. Kılıçların yeniden dövülerek savaş bıçağı (seax-Bir İsveçli bilim kadını bu ifadeyi{battle knife} kullanınca benimsedim.) yapılabileceği teoride mümkündür. Savaşta kırılmış bir kılıç ile ayinsel olarak kırılmış kılıcı ayırabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum.

Bana kalırsa bu noktada en ciddi sözü düşük kalite olan Ulfbert kılıçlarının imitasyon veya çakma olmadığı teorisi. Ona göre bu isim bir aile gibi daha büyük bir şeyin parçası. Belki bir imalatçı/tüccar aile idi yahut keşişlerdi. Her neyse mikro yapısı farklı olan görece kalitesiz çelikten yapılanlar belki sadece törensel kılıçlardı ve birilerine hediye olarak sunuluyorlardı. Bu noktada üretici kaliteli ve az olan pota çeliği yerine klasik İskandinav teknikleri ve cevheri ile üretilmiş kılıçlar imal ediyordu.Gerçek savaşçılar , kılıcını savaş alanında kullanmak isteyenler ise pota çeliği olanı alıyordu. Bu teori doğru olabilir . Neticede imitasyon (?) Ulfbertlerin farklı bir şekilde yazılıp okunması onların farklı ellerden çıktığı anlamına gelmiyor.

Ulfbert'in kim olduğu beni çok alakadar etmiyor. Teorinin o kısımlarını merak etmiyorum. Kelime Frank orjinli diye Frank Almanya'sı üretimi olmayabilir.

Anna ablam takipçiniz  :D :D
memento audere semper

Şeref Acar

  • *
  • 1391
  • Yer: sarıyer
Konuyu hortlatıyorum ama kusuruma bakmayın.
Zaten sonu gelmeyecek bir konu ;D

Mahallemizdeki kahvede çaycılık yapan bir abimiz var,
kendisi Türkmenistanlı muhabbet esnasında sizin
oralarda bulat diye bir şey varmı dedim, der demez
'polat' diye başladı lafa. "Eskiden kurban bıçaklarını ondan
yaparlardı ama demir gibi değil, başkaydı o. Bu bıçaklar büyük
olurdu. Ama on beş senedir yapan yok. " İnternetten bir kaç
resim gösterdim tasdik etti beni.

Bizde 300 sene evvel ölen bu çelik Türkmenistan'da daha
yeni yeni ölmek üzere.  Muhtemelen meşhur fransız çeliği
oralara da hakim oldu.